(1) Mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak kurulması amacıyla kıymetli evrakın devri için her hâlde senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır. (2) Bundan başka emre yazılı senetlerde ciroya, nama yazılı senetlerde yazılı bir devir beyanına da gerek vardır. Bu beyan kıymetli evrakın veya ayrı bir kâğıdın üzerine yazılabilir. [1]
TTK Madde 647
Resmi Metin
Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi
Akademik Değerlendirme
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Kıymetli Evrak" başlıklı Üçüncü Kitabının Birinci Kısmında yer alan "Genel Hükümler" altındaki 647. madde, kıymetli evrak hukukunun en temel omurgalarından birini oluşturan devir kurallarını ihdas etmektedir. Kıymetli evrak, hakkın senede sıkı sıkıya bağlı olduğu, hakkın senetsiz ileri sürülemediği ve devredilemediği belgeler olarak tanımlanır (TTK m. 645) [2], [3]. Bu mündemiç hakkın mülkiyetinin devri veya üzerinde rehin, intifa gibi sınırlı bir ayni hak tesis edilebilmesi, ancak senet üzerindeki fiziki zilyetliğin devri ile hukuken sonuç doğurur [1].
TTK m. 647, kıymetli evrakın türlerine göre (nama, emre, hamiline) asgari devir şekil şartlarını bir araya toplayan bir şemsiye hükümdür. Maddeye göre, senet türü ne olursa olsun, ayni bir hakkın tesisi veya mülkiyet geçişi için maddi unsur olan "zilyetliğin devri" mutlak bir ön şarttır [4], [1]. Bunun yanı sıra, senedin devir şekline göre iradi (şeklî) unsur olarak emre yazılı senetlerde "ciro", nama yazılı senetlerde ise "yazılı devir beyanı" (temlik beyanı) aranmaktadır [5], [6], [1]. Hamiline yazılı senetlerde ise, hakkın senedin zilyedine ait olduğu karinesi geçerli olduğundan, kanun koyucu başkaca bir şekil şartı öngörmemiş, sadece zilyetliğin devrini yeterli görmüştür [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Zilyetliğin Devri (Maddi Unsur)
Kıymetli evrakta mündemiç olan hakkın devri, eşya hukuku prensiplerinden etkilenen bir ayni tasarruf işlemi mahiyetindedir. Senedin mülkiyetinin veya üzerinde tesis edilecek sınırlı ayni hakkın doğumu, mutlak surette zilyetliğin devrine (teslime) bağlanmıştır [4], [1]. Ancak bu kuralın kanundan doğan mülkiyet geçişleri (miras, ticaret şirketlerinin birleşmesi veya bölünmesi) ile kanuni ayni hak kuruluşları (kanuni rehin veya hapis hakkı) bakımından istisnaları mevcuttur. Nitekim hapis hakkının doğabilmesi için ciro veya temlik işlemine gerek olmaksızın sadece senedin alacaklının rızasıyla zilyetliğine geçmiş olması yeterlidir [8], [9].
2.2. Emre Yazılı Senetlerde Ciro (Şeklî Unsur)
Poliçe, bono ve çek kanunen emre yazılı kıymetli evrak türlerindendir (TTK m. 681, 778/1-a, 818/1-d) [10]. TTK m. 647/2 uyarınca, menfi emre kaydı öngörülmedikçe bu senetlerin devri için zilyetliğin devri ile birlikte mutlaka "ciro" işleminin de yapılması emredici olarak düzenlenmiştir [10], [7], [1]. Ciro, senedin arka yüzüne veya alonj denilen ek kağıda yazılıp imzalanan, senetteki hakkı devretmeye yönelik yazılı bir irade beyanıdır [11], [12]. Doktrinde temlik teorisi çerçevesinde ciro, senedi devralan kişinin herhangi bir şarta bağlı olmaksızın ve devredenin halefi sıfatıyla hak sahibi olmasını sağlayan hukuki bir muamele olarak kabul edilmektedir [13], [14]. Emre yazılı bir senedin alacağın temliki yoluyla devredilmesi de istisnai olarak mümkündür; ancak bu durumda kıymetli evrak hukukuna özgü teşhis, temlik ve garanti fonksiyonları yerini genel hükümlerdeki devir sonuçlarına bırakır ve borçlu, devredene karşı sahip olduğu kişisel def'ileri devralana karşı da ileri sürebilir (TTK m. 687/2, TBK m. 188) [5], [15], [16].
2.3. Nama Yazılı Senetlerde Yazılı Devir Beyanı
Nama yazılı senetlerin devri, zilyetliğin devrine ek olarak yazılı bir devir beyanını gerektirir (TTK m. 647/2) [6], [1]. Bu beyan, senedin üzerine yazılabileceği gibi, tamamen ayrı bir kâğıda (örneğin bir alacağın temliki sözleşmesi şeklinde) da yazılabilir [17], [1]. Yazılı beyanın geçerliliği için devredenin imzasını ve devralanın kimliğini asgari olarak içermesi zorunludur [6]. Nama yazılı senetlerin devri, niteliği itibarıyla alacağın devri (temliki) hükümlerine tabidir; bu sebeple senedi devralan kişi, borçlunun önceki hamillere karşı ileri sürebileceği şahsi def'ilerle karşı karşıya kalma riski taşır [16], [18].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 645 (Kıymetli Evrakın Tanımı): TTK 647, kıymetli evrakta hakkın senetten ayrı devredilemeyeceği yönündeki temel ilkenin (TTK m. 645) ete kemiğe bürünmüş halidir. Mülkiyetin nakli, doğrudan senedin cismanî varlığının devri şartına bağlanmıştır [2], [1].
- TBK m. 183 vd. (Alacağın Devri): Nama yazılı kıymetli evrakta, TTK m. 647 uyarınca yapılan yazılı devir beyanı, esasen TBK m. 183 ve devamında düzenlenen alacağın devri hükümlerini tetikler [5], [19].
- TMK m. 950 (Hapis Hakkı): Kıymetli evrak üzerinde Türk Medeni Kanunu anlamında hapis hakkı (kanuni rehin) doğabilmesi için, TTK m. 647'deki ciro veya yazılı devir beyanına ihtiyaç yoktur; zira TTK 647 mülkiyet veya iradi sınırlı ayni haklar için öngörülmüş olup, hapis hakkı sadece zilyetliğin elde bulunması ile kanunen doğar [8], [9].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay, TTK m. 647 hükmünü lafzına ve amacına sıkı sıkıya bağlı kalarak uygulamaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin (T. 21.09.2022, E. 2022/629, K. 2022/6158) yerleşik içtihadını yansıtan kararına göre; kıymetli evrak mülkiyetinin devri için salt yazılı sözleşme yapılması yeterli değildir. Sözleşme metninde "hisse senetleri devralan kişiye teslim edilmiştir" yönünde bir ibarenin bulunması dahi, zilyetliğin fiilen devredilip devredilmediği, hisse senetlerinin hangi tarafın uhdesinde olduğu hususları mahkemece re'sen ve detaylıca araştırılmadan hükme esas alınamaz [4]. Bu karar, zilyetliğin devrinin (teslimin) TTK m. 647 bağlamında farazi bir beyanla değil, fiili bir olgu olarak gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizen son derece isabetli bir içtihattır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Emre Yazılı Senette Rehin Hakkı Tesisi Sorunu): Tacir (A), alacaklısı olduğu bir ticari satım sözleşmesine istinaden tacir (B)'den 500.000 TL bedelli bir bono (emre yazılı senet) almıştır. (A), banka (C)'den kullanacağı ticari kredi için söz konusu bonoyu bankaya teminat (rehin) olarak vermiş, ancak senedi sadece fiziksel olarak teslim etmiş, arka yüzüne ciro beyanı (rehin cirosu veya tam ciro) yazmamış ve imzalamamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 647/1 ve 647/2 uyarınca emre yazılı bir senet üzerinde sınırlı ayni hak (rehin) kurulabilmesi için hem zilyetliğin devri hem de ciro şarttır [10], [1]. Olayda (A), banka (C)'ye senedi teslim etmiş olsa da ciro yapmadığından, banka (C) lehine kıymetli evrak hukuku anlamında geçerli bir rehin hakkı doğmamıştır. Senedin sadece teslimle atipik devri, emre yazılı senetler açısından ancak miras veya cebri icra gibi istisnai haller dışında mülkiyet ve ayni hak geçişi sağlamaz [20], [21].
Olay 2 (Nama Yazılı Pay Senedinin Ayrı Sözleşme ile Devri): (X) Anonim Şirketi'nin nama yazılı pay senedi sahibi (D), sahip olduğu payları (E)'ye satmak üzere bir "Pay Devir Sözleşmesi" hazırlayarak karşılıklı imzalamıştır. (D), senedin üzerine herhangi bir kayıt düşmeden, yalnızca sözleşmeyi imzalayıp senedin fiziki aslını (E)'ye teslim etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 647/2'ye göre nama yazılı senetlerin devri için yazılı bir devir beyanı ve zilyetliğin nakli zorunludur. Ancak aynı madde, bu yazılı devir beyanının kıymetli evrakın kendi üzerine yazılabileceği gibi "ayrı bir kâğıdın üzerine" de yazılabileceğini açıkça hüküm altına almıştır [17], [1]. Dolayısıyla (D) ve (E) arasında akdedilen yazılı pay devir sözleşmesi "ayrı kâğıt üzerine yazılmış devir beyanı" niteliğindedir. Senedin fiziki teslimi de gerçekleştiğinden, TTK m. 647 uyarınca mülkiyet geçerli biçimde (E)'ye geçmiştir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bir kıymetli evrakın mülkiyetini ciro veya yazılı devir beyanı yoluyla iktisap ettiğini iddia eden hamil, hem irade beyanının usulüne uygun yapıldığını hem de senedin kendi zilyetliğine iradi olarak (teslimle) geçtiğini ispat külfeti altındadır. Mahkemeler, salt devir sözleşmesine dayanarak teslimin yapıldığına hükmedemez, fiili hakimiyeti (zilyetliği) araştırmakla yükümlüdür [4].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 647 bağlamında devir işlemi bizzat bir ayni tasarruf işlemi olduğundan kendine has bir zamanaşımı yoktur. Ancak devredilen senetten doğan alacak haklarının ileri sürülmesi, senedin türüne göre TTK'da öngörülen (örneğin poliçeyi kabul edene karşı 3 yıl, hamilin müracaat borçlularına karşı 1 yıl vb.) kısa zamanaşımı sürelerine tabidir (TTK m. 749, 778, 814) [22], [23], [24].
- Görevli/yetkili mahkeme: Kıymetli evrakın devrinin geçerliliği, zilyetliğin geçişi ve mülkiyetin tespiti gibi uyuşmazlıklar, TTK m. 4 kapsamında mutlak ticari dava niteliğindedir. Bu sebeple, uyuşmazlığın çözümünde değerine bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir [25], [26], [27].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, özellikle nama yazılı anonim şirket pay senetlerinin devrinde nama yazılı senedin arkasına sadece imza atılarak (beyaz ciro benzeri) senedin devredildiği sanılmaktadır. Ancak nama yazılı senetlerin devrinde tam ve açık bir yazılı temlik beyanı gereklidir. Ayrıca, yazılı sözleşme yapılsa dahi senet asıllarının teslim edilmemesi (zilyetlik unsuru eksikliği), devri hukuken akim bırakır [6], [4].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu, mülga 6762 sayılı Kanun döneminden bu yana kıymetli evrak hukukunun "cismanilik" prensibini (senedin fiziksel varlığının gerekliliğini) TTK m. 647 ile korumaya devam etmektedir. Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp gibi duayen hocalarımız tarafından sıklıkla ifade edildiği üzere, kıymetli evrak hukukunun temel felsefesi senedin kendisini bir "eşya" gibi kabul ederek ayni hak hukuku ilkelerini senetler üzerine inşa etmektir [10], [28]. Ancak modern ticaret hayatında, fiziki kıymetli evrakların (özellikle sermaye piyasası araçlarının) yerini "kaydî (evraksız) sisteme" bırakması ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) uygulamaları, TTK m. 647'deki geleneksel zilyetlik devri kavramını teknolojik bir forma dönüştürmüştür [29], [30], [31].
Günümüzde, hamiline yazılı pay senetlerinin dahi Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirim zorunluluğuna tabi tutulması (TTK m. 426/2, 6502 sy. K. vb. değişiklikleri), kıymetli evrakta klasik "zilyetlik" unsurunun şeffaflık, güvenilirlik ve kara paranın aklanmasının önlenmesi (FATF tavsiyeleri) ilkeleri ekseninde dönüşüme uğradığını göstermektedir [29], [32]. Kanun koyucunun TTK m. 647'nin cismani kuralcı yapısını, kaydileştirilmiş kıymetli evrak gerçeğiyle sistematik olarak daha bütünleşik bir yapıya kavuşturacak normatif reformlar yapması elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.