D) İpotekli borç senedi ve irat senedi
Madde 669 - (1) Hamile yazılı olan ipotekli borç senediyle irat senedine ilişkin özel hükümler saklıdır. DÖRDÜNCÜ KISIM Kambiyo Senetleri A) Borçlanma ehliyeti
D) İpotekli borç senedi ve irat senedi
Madde 669 - (1) Hamile yazılı olan ipotekli borç senediyle irat senedine ilişkin özel hükümler saklıdır. DÖRDÜNCÜ KISIM Kambiyo Senetleri A) Borçlanma ehliyeti
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Üçüncü Kitabı, "Kıymetli Evrak" hukukuna ayrılmıştır. TTK m. 669 hükmü, Üçüncü Kitabın "Hamile Yazılı Senetler" başlıklı Üçüncü Kısmında konumlandırılmıştır [1]. Madde lafzı, "Hamile yazılı olan ipotekli borç senediyle irat senedine ilişkin özel hükümler saklıdır." şeklindedir [1].
Bu madde, asli bir düzenleme ihdas etmekten ziyade, "saklı tutma" (rezervasyon) ve "atıf" niteliği taşıyan bir normdur. Kanun koyucu, kıymetli evrak hukukunun genel sistematiği içerisinde, eşya hukukunun ve bilhassa taşınmaz rehninin katı şekil şartlarına tabi olan "ipotekli borç senedi" ile "irat senedi"ni doğrudan TTK içerisinde düzenlemekten kaçınmış; bu kurumların ayni hak tesisi işlevini göz önünde bulundurarak Türk Medeni Kanunu'ndaki (TMK) özel hükümlere üstünlük tanımıştır.
Kıymetli evrak, içerdikleri hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına devredilemediği senetler olarak tanımlanmıştır (TTK m. 645) [2]. Kıymetli evraka bağlanan hak kural olarak bir alacak hakkı veya ortaklık hakkı olabildiği gibi, TMK m. 898 vd. maddelerinde düzenlenen ipotekli borç senedi ve irat senedinde olduğu üzere bir "ayni hak" niteliği de taşıyabilir [3]. Dolayısıyla TTK m. 669, kıymetli evrak teorisindeki hak ve senet birlikteliğinin, taşınmaz hukuku ile kesiştiği noktadaki sınırları belirleyen temel bir hudut taşıdır.
Maddenin ihdas ettiği hukuki çerçevenin anlaşılabilmesi için, metinde yer alan kavramların kıymetli evrak dogmatiği ve eşya hukuku prensipleri muvacehesinde derinlemesine incelenmesi elzemdir.
İpotekli borç senedi, kişisel bir alacak hakkı ile bu alacağı güvence altına alan taşınmaz rehnini bünyesinde birleştiren ve bunu kıymetli evrak formunda tedavüle sunan hukuki bir enstrümandır. Türk hukuku doktrininde Reha Poroy ve Ünal Tekinalp'in de eserlerinde sıklıkla işaret ettiği üzere, kıymetli evrakın en belirgin özelliği "hak ve senet birlikteliği"dir [4]. İpotekli borç senedinde, taşınmaz üzerindeki ayni hak (rehin hakkı), kıymetli evrakın fiziki varlığına mündemiç hale gelmektedir [3]. Bu senet türü, salt bir teminat aracı olmanın ötesinde, taşınmaz değerlerinin menkulleştirilerek (securitization) ticari hayatta hızla tedavülünü sağlayan bir kredi aracıdır.
İrat senedi, ipotekli borç senedinden farklı olarak, kişisel bir borç doğurmayan; sadece üzerine tesis edildiği taşınmazın değeriyle sınırlı olarak alacaklıya bir taşınmaz yükü (irat) sağlayan senettir. İrat senedinde, alacağın güvencesi münhasıran taşınmazın kendisidir ve borçlunun şahsi malvarlığı ile sorumluluğu söz konusu değildir. TTK m. 669 hükmü, irat senedinin hamile yazılı olarak ihraç edilmesi ihtimalinde, bu senedin eşya hukukuna dair barındırdığı ağır sonuçlar nedeniyle TMK'nın sıkı kurallarının (örneğin tapu siciliyle olan bağının) korunmasını emretmektedir [1].
TTK m. 658 uyarınca, senedin metninden veya şeklinden, hamili kim ise o kişinin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak hamile yazılı senet sayılır [5]. İpotekli borç senedi ve irat senedinin hamile yazılı formda ihraç edilmesi, tapu sicilinin aleniyeti ilkesi ile kıymetli evrakın tedavül kolaylığı arasında dogmatik bir çatışma yaratır. Zira hamile yazılı senetlerde devir sadece zilyetliğin teslimi ile gerçekleşirken, ayni hakların devri tapu sicilinde tescili gerektirir. İşte TTK m. 669, bu potansiyel çatışmayı TMK'nın özel hükümlerini "saklı tutarak" çözümlemiştir [1].
Bu maddenin, hukuk sistemimizdeki diğer normlarla olan organik illiyet bağı şu şekildedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle 11. ve 12. Hukuk Daireleri), kıymetli evrakın soyutluk ve tedavül özelliklerinin [6] taşınmaz rehnine temas ettiği durumlarda son derece temkinli bir yaklaşım sergilemektedir. Her ne kadar uygulamada hamile yazılı ipotekli borç senedi ve irat senedi ihraçlarına modern ticari hayatta nadiren rastlansa da, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre:
Eşya hukukuna dayalı olarak tanzim edilen bu senetlerde, kıymetli evrak hukuku kurallarından ziyade tapu sicilinin sağladığı maddi hukuk güvenliği ön plandadır. Yargıtay, bir ayni hakkın kıymetli evraka bağlanması durumunda, senedin şekil şartlarının (resmi senet şeklinde tapuda tanzimi vb.) kamu düzeninden olduğunu ve bu şartlara uyulmadan yaratılan bir senedin TTK kapsamında kıymetli evrak vasfını kazanamayacağını kabul etmektedir. Senedin iptali davası gibi kıymetli evraka özgü kurumlarda dahi, ayni hakkın korunmasına matuf TMK m. 900 vd. kuralları kıyasen değil, öncelikli (asli) norm olarak tatbik edilmektedir.
Olay 1 (Hamile Yazılı İpotekli Borç Senedinin Devri): A A.Ş., maliki olduğu arsa üzerinde kendi lehine bir hamile yazılı ipotekli borç senedi ihdas ettirmiş ve bu senedi alacaklı B Bankasına teminat olarak teslim etmiştir. B Bankası daha sonra alacağını C Finans Kurumuna devretmek istemiş ve senedi fiziken C'ye teslim etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 669 uyarınca hamile yazılı ipotekli borç senetlerinde özel hükümler saklı tutulmuştur [1]. Hamile yazılı senetlerin genel kuralı zilyetliğin devri olmakla birlikte (TTK m. 647), senedin içerdiği hak bir ayni hak olduğundan [3], TMK'nın ilgili devir hükümleri devreye girer. Ancak hamile yazılı bir kıymetli evrak olması hasebiyle, TMK da bu senedin mülkiyetinin ve dolayısıyla temsil ettiği rehin hakkının geçişi için zilyetliğin devrini yeterli sayar. Bu durumda C Finans Kurumu, tapu sicilinde herhangi bir işlem yapılmasına gerek kalmaksızın hakkın yasal ve yetkili hamili olur.
Olay 2 (İrat Senedinin Zıyaı ve İptali): Tacir X, zilyedinde bulundurduğu hamile yazılı irat senedini bir hırsızlık vakası neticesinde kaybetmiştir. X, TTK m. 651 vd. hükümlerine dayanarak derhal Asliye Ticaret Mahkemesinde senedin iptali davası açmıştır. Hukuki analiz: Kıymetli evrakın zayi olması durumunda hak sahibinin iptal kararı isteyebileceği kuralı mevcuttur (TTK m. 651) [7]. Ancak TTK m. 669 rezervasyonu gereğince, irat senetlerinin iptalinde TMK'daki prosedürlere riayet edilmesi mecburidir [1]. Mahkeme, sadece TTK'nın ilan sürelerini değil, TMK'da irat senetlerinin zıyaı için öngörülen özel ilan ve bekleme sürelerini uygulayarak hüküm kurmalıdır.
TTK m. 669 hükmü, kanun yapma tekniği açısından pragmatik bir çözüm sunsa da, doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerin haklı olarak işaret ettiği üzere, Türk hukukunda "ipotekli borç senedi" ve "irat senedi" uygulaması neredeyse hiç kullanım alanı bulamamış, kadük kalmış kurumlardır. Klasik Alman ve İsviçre hukuku kökenli olan bu enstrümanlar, karmaşık ihraç süreçleri ve tapu sicili ile olan ağır bürokratik bağları nedeniyle, günümüzün hız ve pratiklik talep eden finansal piyasalarının ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır.
Çağdaş sermaye piyasası araçları (örneğin ipoteğe dayalı menkul kıymetler, varlığa dayalı senetler) Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında demateryalize (kaydi) olarak çok daha etkin bir biçimde ihraç edilmekte ve MKK (Merkezi Kayıt Kuruluşu) nezdinde takip edilmektedir. Bu bağlamda, TTK m. 669'da zikredilen senede bağlanmış ayni hak modelinin, modern finansal ekosistemdeki kaydi sisteme entegrasyonu noktasında ciddi bir yasal reforma tabi tutulması doktriner bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Mevcut haliyle bu madde, eşya hukuku ile kıymetli evrak hukuku arasındaki tarihi dogmatik bağı muhafaza eden ancak pratik işlevi zayıf kalmış bir norm konumundadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.