**II
- Münferit unsurlar
- Düzenleyenin aynı zamanda muhatap veya emrine ödenecek kişi olması**
Madde 673 - (1) Poliçe bizzat düzenleyenin emrine yazılı olabileceği gibi, bizzat düzenleyen üzerine veya bir üçüncü kişi h esabına da düzenlenebilir.
**II
Madde 673 - (1) Poliçe bizzat düzenleyenin emrine yazılı olabileceği gibi, bizzat düzenleyen üzerine veya bir üçüncü kişi h esabına da düzenlenebilir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 673. maddesi, kambiyo senetleri hukukunda özel bir düzenleme türü olan poliçenin kişi unsurları bakımından esnekliğini ve istisnai ihdas biçimlerini hüküm altına almaktadır. Bilindiği üzere, poliçe hukuki niteliği itibarıyla kural olarak üçlü bir ilişkiyi (düzenleyen, muhatap ve lehtar) bünyesinde barındıran, çifte yetki veren nitelikli bir havaledir [1, 2]. Bu genel kuralda düzenleyen (keşideci), muhataba poliçe bedelini lehtara ödemesi konusunda bir ödeme emri yöneltmektedir [3, 4].
Ancak ticari hayatın ihtiyaçları ve bilhassa uluslararası ticaretin kendine özgü dinamikleri, poliçenin her zaman klasik üçlü ilişki formunda düzenlenmesini zorlaştırmakta veya işlevsiz kılabilmektedir. TTK m. 673 (mülga 6762 sayılı TTK m. 585), kambiyo senedinin klasik üçlü yapısının ikili bir yapıya indirgenmesine veya dışarıdan görünmeyen (gizli) bir üçüncü kişinin poliçe ilişkisine dâhil edilmesine hukuki zemin hazırlayan temel normdur [4, 5]. Madde, poliçenin bizzat düzenleyenin emrine, bizzat düzenleyen üzerine veya bir üçüncü kişi hesabına düzenlenebilmesine cevaz vererek, poliçenin ekonomik fonksiyonlarını (kredi ve ödeme aracı olma işlevlerini) maksimize etmektedir.
TTK m. 673 hükmü, uygulamada üç temel poliçe tipinin doğmasına vücut vermektedir: Kendi emrine poliçe, kendi üzerine poliçe ve hesaba poliçe.
Poliçede düzenleyen ile lehtar sıfatlarının aynı kişide birleştiği ihdas formudur [6, 7]. Düzenleyen, poliçe metninde ödeme yapılacak kişi (lehtar) olarak bizzat kendisini yahut kendi emrini göstermektedir [7]. Bu ihtimalde, poliçe ilişkisi başlangıçta sadece düzenleyen (aynı zamanda lehtar) ve muhatap arasında olmak üzere ikili bir ilişkiye indirgenmiş görünür [8, 9].
Doktrinde ve uygulamada bu tür poliçeler bilhassa dış ticaret (ithalat-ihracat) işlemlerinde sıklıkla kullanılmaktadır [8, 10]. İhracatçı (düzenleyen), sattığı malın bedelini tahsil edebilmek için ithalatçı (muhatap) üzerine poliçe çekerken, alacaklı kısmına da kendisini yazar [10]. Düzenleyen, daha sonra poliçeyi ciro ederek senedi tedavüle çıkarır ve alacağını iskontoya tabi tutarak bir bankadan finansman sağlayabilir [9, 11].
Poliçede düzenleyen ile muhatap sıfatlarının aynı kişide birleştiği versiyondur. Düzenleyen, kendisine yönelik bir ödeme emri ihdas etmektedir. Görünüşte "kendi kendine emir verme" paradoksu gibi dursa da, bu durum ticaret hukukunda özellikle şubeli yapılarda (örneğin bir bankanın veya ticari şirketin şubesinin, genel müdürlüğü üzerine poliçe çekmesi) büyük bir işlevselliğe sahiptir [12]. Düzenleyenin aynı zamanda muhatap sıfatını haiz olması, senedin bono vasfına büründüğü yanılgısını yaratmamalıdır; zira bu senet, şekil şartları ve kabul müessesesi gibi poliçeye özgü kurallara tabi olmaya devam eder [13].
Düzenleyenin poliçeyi kendi adına, fakat bir üçüncü kişinin hesabına (onun menfaatine ve ekonomik riskine) düzenlediği poliçe tipidir. Türk doktrininde (Kınacıoğlu, Tekinalp, Poroy/Tekinalp, Tuna, Ülgen vd.) bu poliçeler "komisyon poliçe" olarak da nitelendirilmektedir [14].
Bu yapıda, görünürdeki düzenleyen, dolaylı temsil (komisyon) ilişkisi çerçevesinde hareket etmektedir. Poliçenin muhatap tarafından kabul edilmemesi veya ödenmemesi durumunda kambiyo hukuku bakımından sorumluluk, imzası bulunan görünürdeki düzenleyene aittir; zira kambiyo senetlerinde temsil yetkisinin senedin yüzünden açıkça anlaşılması gerekir (şekli bağlılık ilkesi). Hesabına poliçe düzenlenen (gizli) üçüncü kişi, senedin yüzünde yer almadığı müddetçe kambiyo taahhüdü altına girmiş olmaz [14].
Kambiyo senetleri hukukunda TTK m. 673 (eTTK m. 585) merkezli uyuşmazlıklar genellikle poliçe ile bononun birbirine karıştırılması üzerinden Yargıtay önüne gelmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, poliçenin kişinin bizzat kendi emrine düzenlenmesi geçerlidir; ancak bononun kendi emrine düzenlenmesi senedi batıl kılar.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 21.06.2002 T., E. 2002/1951, K. 2002/6400 sayılı kararı: Yüksek Mahkeme bu kararında, zayi nedeniyle iptal davasına konu edilen bir poliçede davacının hem "keşideci" (düzenleyen) hem de "hamil/lehtar" olmasını değerlendirmiştir. Yargıtay, eTTK m. 585 (yeni TTK m. 673) hükmüne açıkça atıf yaparak, "davacının aynı zamanda hamil olduğunun anlaşılması sebebiyle eTTK m. 671 vd. uyarınca açtığı iptal davasının dinlenmesi mümkündür" değerlendirmesini yapmıştır. Kararda, poliçenin bizzat keşidecinin emrine yazılı olmasının senedin geçerliliğine halel getirmeyeceği, ancak somut olayda senedin üzerinde keşideci imzasının bulunmaması sebebiyle poliçe vasfının doğmadığı hükme bağlanmıştır [5, 16].
Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 12. Hukuk Dairesi kararlarında, hesaba poliçe çekilen durumlarda dış ilişkide (kambiyo ilişkisi) sorumlunun imza sahibi düzenleyen olduğu, aradaki gizli vekâlet veya komisyon ilişkisinin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı def'i olarak ileri sürülemeyeceği (soyutluk ilkesi gereği) istikrarla belirtilmektedir.
Olay 1 (Bizzat Düzenleyenin Emrine Poliçe): X İhracat A.Ş. (Türkiye), Almanya'daki Y GmbH'ye bir emtia satışı gerçekleştirmiştir. X İhracat A.Ş., mal bedeli olan 100.000 Euro'yu tahsil etmek amacıyla, düzenleyen sıfatıyla bir poliçe ihdas eder, muhatap olarak Y GmbH'yi gösterir ve lehtar kısmına da "İşbu poliçe karşılığında emrimize 100.000 Euro ödeyiniz" yazarak senedi kendisi lehine düzenler. X İhracat A.Ş., daha sonra nakit ihtiyacını karşılamak üzere bu poliçeyi Z Bankası A.Ş.'ye ciro edip iskonto ettirir. Hukuki analiz: TTK m. 673 uyarınca poliçenin "kendi emrine" düzenlenmesi hukuken tamamen geçerlidir. Senedin düzenleyen ve lehtarının aynı tüzel kişi olması, kambiyo taahhüdünün doğumuna engel değildir. Senet, ciro silsilesiyle Z Bankası'na devredildiğinde, banka senedin meşru ve yetkili hamili sıfatını kazanır [7, 8].
Olay 2 (Üçüncü Kişi Hesabına / Komisyon Poliçe): A Tarım Ürünleri Komisyoncusu, asıl üretici B'nin hesabına ancak kendi namına hareket ederek, tüccar C üzerine bir poliçe çeker. Poliçe üzerinde A düzenleyen olarak, C muhatap olarak görünmektedir. B'nin (asıl hak sahibinin) adı poliçe metninde hiçbir şekilde yer almamaktadır. Muhatap C, poliçeyi kabul etmez ve ödemez. Hukuki analiz: Bu poliçe TTK m. 673 anlamında "hesaba poliçe"dir. Kambiyo hukukundaki görünüşe güven ve şekli bağlılık ilkeleri gereğince, senet hamiline karşı poliçenin ödenmemesinden dolayı bizzat A (düzenleyen) sorumludur. A, ödemeyi yaptıktan sonra iç ilişkideki komisyon sözleşmesi (TBK hükümleri) gereği B'ye rücu edebilir; ancak üçüncü kişilere karşı B'nin adını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz [14].
Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, TTK m. 673'ün bilhassa "üçüncü kişi hesabına poliçe" (komisyon poliçesi) ihtimalinin kıymetli evrak hukukunun soyutluk (mücerretlik) ilkesi ile olan güçlü bağını vurgular. Zira, kambiyo senedi tedavül yeteneğine sahip bir kredi ve ödeme vasıtasıdır [20, 21]. Gizli bir iç ilişkinin senedin dış yüzüne yansımaması, senedi devralan hamillerin güvenini (kamu güvenini) tesis eder [14, 22].
"Kendi üzerine poliçe" hususu teorik düzeyde eleştirilmiş; bir kişinin kendi kendine ödeme emri vermesinin mantık dışı olduğu savunulmuşsa da ticari işletmelerin şube-merkez ilişkisindeki fon aktarımı ihtiyacı göz önüne alındığında, yasa koyucunun faydacı (pragmatist) bir yaklaşım sergilediği açıktır [12]. Kendi emrine poliçe ise, modern dış ticaretin (akreditifli ödemeler vs.) adeta vazgeçilmez bir zembereği haline gelmiştir [8, 10]. Hükmün, senedin bir an önce kambiyo taahhüdüne bağlanarak tedavülünü hızlandırma amacı [23], modern ticaret hukukunun "sürat ve güven" ideali ile bütünüyle örtüşmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.