Madde 748
Madde 748 - (1) Bir poliçe metni değiştirildiği takdirde, değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kişiler, değişmiş metne ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metne göre sorumlu olurlar.
Madde 748
Madde 748 - (1) Bir poliçe metni değiştirildiği takdirde, değiştirmeden sonra poliçe üzerine imza koymuş olan kişiler, değişmiş metne ve ondan önce imzasını koyanlar ise eski metne göre sorumlu olurlar.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Kıymetli Evrak başlıklı Dördüncü Kitabı içerisinde, "Poliçe" ayrımında yer alan 748. madde, kambiyo senetleri hukukunun en hassas ve karmaşık sorunlarından biri olan "senet metninde tahrifat (değişiklik)" müessesesini düzenlemektedir [1]. Madde metninin lafzından açıkça anlaşıldığı üzere, bir poliçe metni iradi veya gayriiradi, yetkili veya yetkisiz kişilerce değiştirildiğinde (tahrif edildiğinde), senedin topyekûn hükümsüz kılınması yerine, "imzaların istiklali (bağımsızlığı)" ilkesinin bir uzantısı olarak sorumluluk rejiminin zamansal bir ayrıma tabi tutulması öngörülmüştür [2], [3], [4].
TTK m. 748 hükmü, Kanun'un sistematik atıf zinciri sayesinde yalnızca poliçeler için değil; TTK m. 778/1-g bendi yollamasıyla bonolar [5], [6] ve TTK m. 818/1-ö bendi yollamasıyla çekler [5], [7] hakkında da doğrudan uygulama alanı bulmaktadır. Hükmün ihdasıyla güdülen temel gaye, kıymetli evrakın tedavül kabiliyetini ve kamu güvenini korumak; senet üzerinde sonradan yapılan haksız bir müdahale (tahrifat) nedeniyle, bu değişiklikten haberdar olmayan ve eski metne güvenerek taahhüt altına giren kişilerin (özellikle keşidecinin) hukuki statüsünü muhafaza etmektir [8], [9]. Kanun koyucu, tahrifat olgusunu senedin bütününe sirayet eden bir mutlak butlan sebebi olarak görmemiş; bunun yerine, tahrifattan önce imza atanların "eski metne", tahrifattan sonra imza atanların ise "yeni (değişmiş) metne" göre sorumlu olacağı ikili bir sorumluluk rejimi ihdas etmiştir [2], [3], [1].
Kambiyo senetlerinde tahrifat; senedin tedavüle çıkarılmasından sonra, senet metninde yer alan zorunlu veya ihtiyari unsurların (bedel, vade, keşide tarihi, lehtar adı vb.) ilgililerin tamamının rızası olmaksızın değiştirilmesi, karalanması, kazınması, silinmesi veya metne yeni bir unsurun eklenmesi eylemlerini ifade eder [10], [11]. Tahrifatın varlığından söz edilebilmesi için, senedin öncelikle kanuni şekil şartlarına uygun bir biçimde hukuken doğmuş ve tedavüle çıkmış olması gerekir [12], [13].
TTK m. 748, kambiyo senetlerine özgü olan TTK m. 677'deki "imzaların bağımsızlığı" ilkesinin tahrifat zeminindeki özel bir yansımasıdır [8], [14]. Senedin metninde bir değişiklik yapıldığında, ciro zincirindeki kopukluklar veya geçersizlikler senedi iptal etmez; her borçlu senede imza attığı andaki metnin içeriğiyle bağlı kalır [3], [15]. Bu bağlamda, bedel üzerinde yapılan bir artırım işleminde, artırımdan önce senedi imzalayan (örneğin) keşideci yalnızca orijinal (eski) bedelden sorumlu tutulurken; değişiklikten sonra senedi ciro eden kişiler artırılmış (yeni) bedel üzerinden müteselsilen sorumlu olurlar [16], [9], [4].
Senet metninde yapılan bir değişikliğin, değişikliği yapmayan önceki imza sahiplerini bağlayabilmesi, ancak bu kişilerin söz konusu değişikliğe usulüne uygun şekilde "onay" vermeleriyle mümkündür [17], [18]. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 207 gereğince, senetteki "çıkıntı, kazıntı ve silinti" gibi maddi hataların veya değişikliklerin, borçluyu (keşideciyi) bağlaması için altının veya kenarının keşideci tarafından ayrıca "paraf edilmesi (imzalanması)" zorunludur [2], [19], [17]. Keşidecinin parafını taşımayan her türlü değişiklik, TTK m. 748 bağlamında tahrifat sayılır ve keşideci yalnızca tahrifattan önceki orijinal metinle bağlı kabul edilir [2], [19], [18].
Doktrinde sıklıkla vurgulandığı üzere, TTK m. 680 uyarınca tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış olan "açık poliçenin (bononun/çekin)" aradaki anlaşmaya aykırı doldurulması ile TTK m. 748 anlamındaki tahrifat tamamen farklı hukuki rejimlere tabidir [20], [21], [22], [23]. Açık senette, baştan eksik bırakılan kısımların doldurulması yetkisi verilmiş olup, bu yetkinin aşılması bir "şahsi def'i" oluşturur ve yalnızca kötüniyetli veya ağır kusurlu hamillere karşı ileri sürülebilir [24], [21]. Oysa tahrifat, halihazırda doldurulmuş ve tamamlanmış bir metnin sonradan hukuka aykırı olarak bozulmasıdır ve "mutlak def'i" niteliği taşıyarak iyiniyetli üçüncü kişilere (hamillere) karşı dahi ileri sürülebilir [25], [26], [13].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kambiyo senedi üzerinde yapılan değişikliklerin (örneğin vade tarihi veya bedel) borçluyu bağlayabilmesi için mutlak surette borçlunun imzasını/parafını taşıması gerekmektedir [19], [17], [18].
Olay 1: Bedelde Tahrifat Yapılması (A) isimli keşideci, (B) isimli lehtara 50.000 TL bedelli bir bono düzenleyerek teslim etmiştir. (B), senedin bedel kısmına bir sıfır ekleyerek rakamı 500.000 TL'ye çıkarmış, yazıyla olan kısmı da buna göre tahrif etmiştir. (B), senedi daha sonra ciro yoluyla (C)'ye, (C) ise (D)'ye devretmiştir. Hamil (D), senedin ödenmemesi üzerine (A), (B) ve (C)'ye başvurmuştur. (A), senet bedelinin 50.000 TL olduğunu ve tahrifat yapıldığını iddia etmektedir. Hukuki Analiz: TTK m. 748/1 gereğince, senet metni tahrif edildiğinden, sorumluluklar imza atılan ana göre belirlenecektir. Tahrifattan önce senedi imzalayan keşideci (A), yalnızca "eski metin" olan 50.000 TL'den sorumludur [16], [34], [35]. Tahrifattan sonra senedi imzalayarak ciro eden (B) ve (C) ise "değişmiş metin" olan 500.000 TL üzerinden müteselsilen sorumludurlar [2], [16], [4]. Hamil (D), (A)'dan 50.000 TL, (B) ve (C)'den ise bakiye kısmı dâhil 500.000 TL'ye kadar talepte bulunabilir.
Olay 2: Vade Tarihinde Onaysız Değişiklik ve Çifte Vade (A), 15.03.2023 vade tarihli bir bonoyu düzenleyerek lehtar (B)'ye vermiştir. Lehtar (B), borçluya zaman tanımak amacıyla veya kendi ticari menfaati doğrultusunda 15.03.2023 tarihini tek bir çizgi ile çizmiş ancak tarih hala okunabilir durumdadır. Üstüne 15.06.2023 tarihini yazmış ancak (A)'dan paraf imzası almamıştır. Hukuki Analiz: Düzenleyenin (A) rızasını ve onayını (parafını) içermeyen bu vade değişikliği (A)'yı bağlamaz. Değişiklik geçersizdir ve (A) tahrifattan önceki tarih olan 15.03.2023 vadesine tabidir [16], [19], [18]. Ancak, Yargıtay içtihatlarına göre, ilk tarih tam olarak silinmemişse veya karalanmamışsa ve senet üzerinde hem 15.03 hem de 15.06 tarihleri aynı anda okunabiliyorsa, bu durum "çifte vade" yaratır. Çifte vade (TTK m. 703/2) senedin kambiyo vasfını tamamen ortadan kaldırır ve senet adi havale/adi senet hükmüne düşer [31], [32], [33].
Doktrinde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Fırat Öztan, Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler nezdinde) tahrifat olgusunun niteliği mutlak def'i olarak nitelendirilmekte ve tahrifatın iyiniyetli üçüncü kişilere (hamillere) karşı dahi ileri sürülebileceği kabul edilmektedir [3], [25], [26], [13]. Ancak bu durumun, kıymetli evrak hukukunun yapıtaşı olan "kamu itimadı" ve "hukuki görünüşe güven" ilkeleri ile zaman zaman çatıştığı ifade edilmektedir.
Özellikle, keşidecinin senet üzerinde kasten veya ağır ihmaliyle büyük boşluklar bırakarak (örneğin rakamla bedel kısmında başa veya sona rakam eklenmesine açık alanlar bırakarak) senedi tedavüle çıkarması halinde, Alman ve İsviçre doktrinindeki bazı görüşlerin aksine, Türk hukukunda sırf bu ihmal nedeniyle keşidecinin yeni ve tahrif edilmiş metinden sorumlu tutulması (kusur sorumluluğu bağlamı haricinde) kanun lafzına (TTK m. 748) göre mümkün görülmemektedir [3], [36], [34], [37], [38]. Ancak doktrinde haklı olarak, senedin düzenlenmesinde özen göstermeyerek tahrifata zemin hazırlayan borçlunun, iyiniyetli hamilin uğradığı zarardan dolayı haksız fiil (TBK m. 49 vd.) veya genel kusur kuralları çerçevesinde sorumlu tutulabilmesi gerektiği savunulmaktadır. Kanun'un katı lafzi yaklaşımı, ticari hayattaki sürat ve soyutluk ilkesini korurken, bazen tamamen kusursuz olan iyiniyetli hamilin mağduriyetine sebebiyet verebilmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.