1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 764, kıymetli evrak hukukunda poliçenin zıyaı (kaybolması, çalınması, kullanılamaz hâle gelmesi) durumunda yürütülen iptal prosedürünün nihai aşamasını ve bu prosedürün maddi hukuka yansıyan sonuçlarını düzenleyen temel bir hükümdür. Kıymetli evrakın en belirgin özelliği olan "hakkın senede bağlılığı" ilkesinin istisnasını teşkil eden iptal kurumunun [1, 2], hak sahibine senedin fiziki varlığı olmaksızın hakkını ileri sürme imkânı tanıdığı evre bu madde ile şekillenmektedir.
Sistematik olarak TTK’nın "Kıymetli Evrak" kitabında poliçelere ilişkin "İptal" başlığı altında (TTK m. 757-765) yer alan bu hüküm [3], ilk fıkrasında iptal kararının usuli şartını, ikinci fıkrasında ise bu kararın poliçe borçluları üzerindeki sınırlandırılmış etkisini kaleme almıştır. TTK m. 760 ve 761 uyarınca mahkemece verilen ilan süresi (en az üç ay, en çok bir yıl) içerisinde senedin mahkemeye sunulmaması hâlinde [4, 5], mahkeme TTK m. 764/1 uyarınca poliçenin iptaline karar vermek zorundadır [6]. İkinci fıkra ise, senet iptal edilmiş olsa dahi, hakkın sona ermediğini; ancak bu hakkın yalnızca poliçeyi "kabul edene karşı" (asıl borçluya) ileri sürülebileceğini emredici bir dille sınırlandırmıştır [7, 8]. Bu durum, kambiyo senetlerindeki müracaat borçlularının (cirantaların) korunması felsefesine dayanmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İptaline Karar Verilmesi (İptal Kararının Hukuki Niteliği)
TTK m. 764/1 uyarınca verilen "iptal kararı", maddi hukuk bağlamında yeni bir hak ihdas etmez (kurucu nitelikte değildir); senedin teşhis fonksiyonunu zayi eden kişiye iade ederek hakkın senetsiz ileri sürülebilmesini sağlayan bildirici (ihdari) bir etkiye sahiptir [9, 10]. Doktrinde Reha Poroy ve Ünal Tekinalp'in de vurguladığı üzere, iptal kararı kıymetli evrak niteliğinde değildir; yalnızca zayi olan senedin teşhis fonksiyonunu borçluya karşı ortadan kaldırır (negatif etki) ve iptal kararını alan kişiyi borçluya karşı şeklen hak sahibi konumuna getirir (pozitif etki) [10]. Karar, hasımsız açılan bir çekişmesiz yargı işi olduğundan maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez [9, 11]. Borçlu, iptal kararını ibraz eden kişinin gerçek hak sahibi olmadığını ispatlayarak ödemeden kaçınma hakkına sahiptir [12].
2.2. Dilekçe Sahibinin İstem Hakkı ve "Kabul Edene Karşı" İbaresinin Sınırları
TTK m. 764/2, iptal kararını alan hamilin poliçeden doğan hakkını yalnızca "kabul edene karşı" ileri sürebileceğini hüküm altına almıştır [6, 13]. Bu kısıtlama, müracaat borçlularına (cirantalara ve poliçeyi kabul etmeyen muhataba) karşı poliçeye dayalı başvuruyu engeller [9, 14]. Bunun temel sebebi, müracaat hakkının kullanılabilmesi için TTK m. 714 uyarınca ödememe veya kabul etmeme protestosunun çekilmiş olmasının zorunlu olması [15, 16] ve iptal durumunda senedin fiziken ibrazı mümkün olmadığından protestonun da çekilememesidir. Senet fiziken bulunmadığı için müracaat hakkı koşulları doğmaz.
Doktrinde bu kısıtlamanın kapsamı üzerine derin tartışmalar mevcuttur [13]. Prof. Dr. Fırat Öztan'a göre, iptal kararı hamili ancak ve ancak kabul eden muhataptan (bonoda ise sadece düzenleyenden) talepte bulunabilir [13]. Ancak Prof. Dr. Yaşar Karayalçın ve Prof. Dr. Fahiman Tekil gibi yazarlar, asıl borçlu konumundaki bu kişilere aval verenlerin (TTK m. 702 gereği) de aynı derecede sorumlu olması sebebiyle, iptal kararı sonrasında asıl borçlunun avalistine karşı da başvurulabileceğini savunmaktadır [17-19]. Yargıtay'ın güncel içtihatları da asıl borçlu ile onun lehine aval verene karşı başvurunun mümkün olduğu yönündedir [14].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 651 ve 652 ile İlişkisi: Kıymetli evrakın iptaline ilişkin genel nitelikteki TTK m. 652 hükmü, iptal kararı alan hak sahibine hakkını senetsiz olarak ileri sürme yetkisi tanırken [20, 21], TTK m. 764 poliçe özelinde bu hakkın "kimlere karşı" ileri sürüleceğini (sadece kabul eden asıl borçlu) daraltarak lex specialis (özel hüküm) niteliği taşır.
- TTK m. 714 ve 730 ile İlişkisi: İptal kararı müracaat borçlularına yöneltilemez; çünkü cirantalara başvurabilmek için senedin ibrazı ve protesto çekilmesi şarttır (TTK m. 714) [16]. Bu işlemlerin yapılmaması TTK m. 730 gereği hamilin cirantalara karşı başvuru hakkını düşürür [22, 23].
- TTK m. 778/1-ı (Bonolara Uygulanması): Bonolar açısından TTK m. 764 poliçelere yapılan yollama uyarınca aynen uygulanır [24]. Poliçedeki "kabul eden" kavramı, bonoda "düzenleyen" (keşideci) olarak anlaşılmalıdır. Hamil, iptal kararı ile sadece bononun düzenleyenine (ve onun avalistine) başvurabilir, bonodaki cirantalara başvuramaz [14, 18].
- TTK m. 818/1-s (Çeklere Uygulanmama Durumu): Türk Ticaret Kanunu, çeklerin zıyaı ve iptali konusunda poliçelere ilişkin TTK m. 757-763 ve 764/1. fıkrasına atıf yapmış, ancak 764. maddenin 2. fıkrasını çeklerde açıkça uygulama alanı dışında bırakmıştır [25]. Çekte "kabul" kurumu yasak olduğundan (TTK m. 784), çekin sadece asıl borçluya yöneltilebilmesi kuralı çekin doğasına uymaz. Bu nedenle doktrindeki baskın görüşe göre çeklerde TTK m. 764/2 uygulanmayacağından, hamil iptal kararı ile çekin keşidecisine, cirantalarına ve avalistlerine başvurma imkânına sahiptir [26, 27].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay'ın iptal kararının sonuçları ve TTK m. 764/2'nin uygulanmasına ilişkin geçmişten günümüze içtihat değişikliği yaşamıştır. Yargıtay, 1967 tarihli eski kararlarında, senedi zayi eden hamilin sadece asıl borçluya değil, kendi borçlusu olan cirantaya da (iç ilişkiye dayanarak) başvurabileceği yönünde esnek bir tutum sergilemişti [28].
Ancak güncel ve istikrar kazanmış Yargıtay (örneğin 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu) kararlarında, TTK m. 764/2'nin emredici lafzına sıkı sıkıya bağlı kalınmaktadır. Yargıtay kararlarında açıkça: "Zayi nedeniyle iptallerine karar verilen senetler hakkında ödememe protestosu çekilmediğinden, senedi imza eden borçlu dışındaki (senet aslî borçlusu) ciranta ve diğer sorumlular aleyhine ödemeye dayalı tüm hakların yitirileceği..." vurgulanarak [14], poliçe ve bonolarda iptal kararına dayanılarak yalnızca poliçeyi kabul edene (veya bonoyu düzenleyene) müracaat edilebileceği, cirantalara karşı başlatılan icra takiplerinin veya alacak davalarının husumet/esas yönünden reddedilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır [14]. Ayrıca Yargıtay, iptal kararının hasımsız olarak verilmesi sebebiyle, asıl borçlunun dahi maddi hukuk anlamında "borçlu olmadığını veya hamilin yetkili olmadığını" menfi tespit davası yoluyla ispat etme hakkının saklı olduğunu sıklıkla içtihat etmektedir [10, 11].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Bono İptali ve Cirantaya Başvuru):
(A), ticari bir mal satımı karşılığında (B) tarafından düzenlenmiş ve (C) tarafından kendisine ciro edilmiş 500.000 TL bedelli emre yazılı bonoyu ticari işletmesindeki bir hırsızlık vakasında kaybeder. Asliye Ticaret Mahkemesinde hasımsız iptal davası açan (A), mahkemeden TTK m. 764/1 gereğince iptal kararı alır. (A), bu karara dayanarak hem düzenleyen (B)'ye hem de ciranta (C)'ye karşı alacak davası ikame eder.
Hukuki Analiz: TTK m. 778/1-ı atfıyla bonolarda da uygulanan TTK m. 764/2 hükmü gereğince, iptal kararı alan kişi hakkını ancak senedin asıl borçlusu durumundaki düzenleyen (B)'ye karşı ileri sürebilir. Senedin fiziki yokluğu sebebiyle ibraz ve protesto işlemleri yapılamadığından müracaat hakkı düşmüştür. Bu nedenle mahkeme, ciranta (C)'ye karşı açılan davayı reddetmek zorundadır. (A), poliçe bedelini sadece (B)'den talep edebilir.
Olay 2 (Çek İptali ve Keşideci ile Cirantanın Durumu):
(X) firması, (Y)'nin keşidecisi olduğu, (Z)'nin de ciranta sıfatıyla imzaladığı bir çeki kargo aşamasında kaybeder. TTK hükümleri uyarınca iptal kararı alan (X), hem keşideci (Y)'ye hem de ciranta (Z)'ye başvurmak ister.
Hukuki Analiz: TTK m. 818/1-s hükmü, çeklere poliçe hükümlerini kıyasen uygularken, TTK m. 764'ün sadece 1. fıkrasına atıf yapmış, m. 764/2 hükmünü çekler için bilinçli olarak yollama kapsamı dışında tutmuştur [25]. Çekte "kabul" müessesesi olmadığı için, TTK m. 652'nin genel kuralı devreye girer. Dolayısıyla (X) firması, aldığı iptal kararıyla sadece keşideci (Y)'ye değil, kambiyo hukuku ilkeleri elverdiği ölçüde müracaat borçlusu konumundaki ciranta (Z)'ye de başvurma imkanına sahip olacaktır (Doktrindeki baskın görüş ve çekin doğası gereği bu durum poliçeden ayrılır) [26, 27].
6. Pratik Uygulama Notları
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 757 uyarınca poliçenin iptaline karar vermeye görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise ödeme veya hamilin yerleşim yeri mahkemesidir [29, 30]. Çekişmesiz yargı işidir.
- İspat yükü: İptal davası aşamasında zilyetliğin kaybı "yaklaşık ispat" kurallarına tabidir [31, 32]. Ancak iptal kararı alındıktan sonra kabul edene karşı açılacak tahsil (eda) davasında, borçlu eğer davacının yetkili hamil olmadığını (veya kötüniyetli/ağır kusurlu olduğunu) iddia ediyorsa, bu durumu kesin delillerle kendisi (borçlu) ispatlamakla yükümlüdür [12, 33].
- Zamanaşımı / Süreler: İptal kararına istinaden kabul eden muhataba veya düzenleyene başvurulacağı için, TTK m. 749/1 gereğince poliçeyi kabul edene (bonoda düzenleyene) karşı ileri sürülecek istemler vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar [34].
- Yaygın uygulama hataları: İptal kararı eline geçen avukatların veya tacirlerin, bu kararı tıpkı kambiyo senedinin aslıymış gibi doğrudan cirantalara (müracaat borçlularına) karşı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine koymaları uygulamada yapılan en büyük hatadır. İptal kararı bir "ilam" niteliğinde eda emri içermediği gibi [35, 36], 764/2 gereği müracaat borçlularına yöneltilmesi hukuken olanaksızdır [14].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 764/2 hükmü, doktrinde sert eleştirilere konu olmuştur. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Sabih Arkan gibi önde gelen ticaret hukuku akademisyenlerinin eserlerinde ve doktriner tartışmalarda işaret edildiği üzere, senedini iradesi dışında yitiren iyi niyetli bir hamilin, yalnızca senedi fiziken ibraz edip protesto çekemediği gerekçesiyle tüm müracaat borçlularına (kendi rızasıyla silsileye dâhil olan cirantalara) başvuru hakkını kaybetmesi, mağdurun cezasının katlanması (borçluyu ödüllendirici, zayi edeni cezalandırıcı etki) anlamına gelmektedir [10].
Poliçe asıl borçlusunun (veya bonoda keşidecinin) iflas etmiş olduğu senaryolarda, hamil elinde hakkaniyetle iktisap ettiği senedin iptal kararını tutmasına rağmen, ekonomik durumu çok daha iyi olan ciro zincirindeki diğer kişilere sırf yasal kısıtlama sebebiyle gidememektedir. Bu durum, kambiyo senetlerinin güvence fonksiyonunu daraltmaktadır. Ancak yasa koyucu bu tercihle, senedin fiziki dolanımının ve şeklî sıkılığının (protesto şartı) korunmasını, müracaat borçlularının sürpriz taleplere karşı güvenliğini daha üstün bir menfaat olarak görmüştür. Kanundaki bu katı sonucun yumuşatılması amacıyla asıl borçlu dışındakilere "sebepsiz zenginleşme davası" (TTK m. 732) yoluyla gidilmesi de yasa gereği cirantalara karşı mümkün olmadığından (TTK m. 732/3) [37, 38], hamil için ağır bir hak kaybı tablosu ortaya çıkmaktadır. İsviçre ve Alman hukuku ile paralel olan bu sistemin, ticari adaleti tam olarak tesis edip etmediği halen modern ticaret hukuku dogmatiğinin en tartışmalı başlıkları arasındadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.