Resmi Metin

**II

  • Kabul yasağı**

Madde 784 - (1) Çek hakkında kabul işlemi yapılamaz. Çek üzerine yazılmış bir kabul kaydı, yazılmamış sayılır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 784. maddesi, kambiyo senetleri sistematiği içerisinde, çekin temel işlevini poliçe ve bonodan ayıran en hayati hükümlerden birini teşkil etmektedir. TTK m. 784 uyarınca; çek hakkında kabul işlemi yapılamaz ve çek üzerine yazılmış bir kabul kaydı, yazılmamış sayılır [1]. Poliçenin temel bir unsuru olan "kabul" müessesesi, poliçenin bir kredi aracı olmasından doğan ve muhatabı (poliçeyi kabul etmekle) asıl borçlu statüsüne sokan bir işlemdir. Oysa çek, hukuki niteliği itibarıyla bir "ödeme vasıtası"dır ve görüldüğünde ödenmesi esastır [2], [3].

Kanun koyucu, çekin bu ödeme aracı fonksiyonunu korumak ve onu bir kredi aracına dönüştürmemek maksadıyla kabul işlemini kesin bir dille yasaklamıştır [4]. Poliçede muhatap, poliçeyi kabul ederek kambiyo ilişkisine dâhil olurken; çekte muhatap (Türkiye'de zorunlu olarak banka), keşideci ile arasındaki çek anlaşması ve karşılık ilişkisi çerçevesinde sadece bir "ödeyici" konumundadır [5], [6]. Kabul yasağı emredici nitelikte olup, muhatap bankanın çek üzerinde asıl borçlu sıfatını kazanmasını kesin olarak engeller [7].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Çekte Kabul Yasağının Teorik Temelleri

Doktrinde çekte kabulün yasaklanma nedeni olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunların başında "emisyon tekeli" argümanı gelmektedir. Şayet muhatap bankalara çeki kabul etme yetkisi tanınsaydı, bankanın kendi itibarına dayanan bu kabul edilmiş çekler, adeta birer banknot (para) gibi piyasada tedavül edebilecek ve bu durum devletin para basma (emisyon) tekeline zarar verebilecekti [3]. İkinci bir temel gerekçe, çekin kısa ibraz sürelerine tabi olmasıdır. Çekte kabul kurumu olsaydı, hamil çekin banka tarafından ödeneceğine olan inançla ibraz sürelerine riayet etmeyebilirdi [3]. Ayrıca, bankaların genel kredi politikaları çerçevesinde çekin asıl borçlusu olmak istememeleri de bir diğer pratik gerekçe olarak doktrinde savunulmuştur [3].

2.2. "Yazılmamış Sayılma" Yaptırımı ve Sonuçları

Maddenin ikinci cümlesinde yer alan "yazılmamış sayılır" yaptırımı, son derece keskin sonuçlar doğurur. Çek üzerine muhatap banka tarafından yazılan bir kabul şerhi, senedin çek olma vasfını ortadan kaldırmaz (çek batıl olmaz); ancak bu şerh hukuken hiç var olmamış gibi muamele görür [1], [6]. Bu yaptırımın en ağır neticesi, yazılan şerhin sadece ticaret hukuku (kambiyo hukuku) bağlamında değil, Türk Borçlar Kanunu (TBK) anlamında da (örneğin bir borç ikrarı veya kefalet gibi) hiçbir hüküm ifade etmemesidir [7]. Zira yazılmamış sayılan ve yok hükmünde olan bir beyanın "tahvil" (dönüştürme) yoluyla adi bir borç senedi olarak ayakta tutulması dahi mümkün görülmemektedir [7].

2.3. Kabul Yasağının Yansımaları: Aval ve Ciro Yasağı

Kabul yasağının en önemli dogmatik yansımaları muhatabın aval ve ciro yetkilerinde görülür. TTK sistematiğinde senedin ön yüzüne atılan her imza, düzenleyen ve muhatap hariç olmak üzere kural olarak aval sayılır. Ancak çekte kabul yasaklandığı için, muhatap bankanın kendi üzerine çekilmiş bir çeke aval vermesi de yasaklanmıştır [4], [8]. Aynı doğrultuda, muhatap banka lehine yapılan ciro, bir temlik veya teşhis fonksiyonu görmez; yalnızca "makbuz hükmünde" kabul edilir (TTK m. 789) [9]. Muhatap banka böyle bir çeki yeniden tedavüle sokamaz.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 795 (Görüldüğünde Ödenme İlkesi): Kabul yasağının temel dayanağıdır. Çek, ibrazında ödenmesi gereken bir senettir. Kabul, ileri vadeli bir ödeme taahhüdünü içerdiğinden, çekin görüldüğünde ödenmesi vasfı (TTK m. 795) ile ontolojik olarak çatışır [2], [10].
  • TTK m. 701 ve m. 818 (Aval): Poliçede muhatabın avalist olabilmesine ilişkin mekanizma, kabul yasağının bir sonucu olarak çekte işlemez. Muhatap bankanın ön yüze attığı imza aval olarak değerlendirilemez [8].
  • TBK m. 18 (Borç İkrarı): Çek üzerindeki kabul şerhi, TBK anlamında bir soyut borç ikrarı yahut garanti sözleşmesi olarak da yorumlanamaz; zira kanun koyucu bu irade beyanını baştan itibaren "yazılmamış" saymıştır [7].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, muhatap bankanın ancak ve ancak süresinde ibraz edilmiş bir çekin karşılığı bulunması halinde ödeme yapacağı; kabul yasağı nedeniyle muhatabın asıl borçlu sayılamayacağı istikrarlı şekilde vurgulanmaktadır [5], [7]. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, bir çekin tahsil cirosu dahi olmaksızın sadece imza ile bankaya verilmesi (yahut bankanın çeki alması) bir ciro işlemi değil, havalenin tahsili işlemidir [11]. Yargıtay, muhatap bankanın çek üzerinde asıl borçlu olmadığı ve bankaya ibrazın sadece ödeme talebi olduğu (ciro veya kabul teşkil etmediği) prensibine katı bir şekilde uymaktadır [11]. Hamil, hiçbir şekilde muhatap bankaya karşı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatamaz; zira çekin asıl borçlusu muhatap banka değildir, başvurulabilecek kişiler düzenleyen, cirantalar ve avalistlerdir [7].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kabul Şerhi Yazılması): Büyük ölçekli bir ticari alım-satım işleminde mal tedarikçisi (hamil), alıcıdan (düzenleyen) aldığı 1.000.000 TL bedelli çekin ödenmesini garanti altına almak amacıyla muhatap A Bankası'na giderek banka yetkilisine çekin arka yüzüne "İşbu çek bedeli vadesinde bankamızca ödenecektir. Kabul edilmiştir." ibaresini yazdırıp kaşeletmiş ve imzalattırmıştır. Çek süresinde ibraz edildiğinde karşılıksız çıkmış, hamil doğrudan A Bankası aleyhine icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 784 uyarınca çekte kabul işlemi yapılamaz ve yazılan bu kayıt mutlak surette yazılmamış sayılır [1]. A Bankası'nın attığı imza ve yazdığı şerh hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; banka kambiyo borçlusu sıfatını kazanmamıştır [7]. Hamilin A Bankası'na yönelik takibi iptal edilir. Bankanın yalnızca Çek Kanunu'ndan doğan yaprak bedeli kadar yasal yükümlülüğü bulunmaktadır.

Olay 2 (Teyitli/Blokeli Çek Uygulaması): Bir gayrimenkul satışında satıcı, alıcının verdiği çekin karşılığının bulunduğundan emin olmak istemiştir. Alıcı, muhatap B Bankası'na başvurmuş; banka, hesap sahibinin hesabındaki fonu dondurarak çekin üzerine "İşbu çekin muhteviyatı olan bedel hesabımızda bloke edilmiştir, teyit edilmiştir" şerhini düşmüştür. Hukuki analiz: Bu işlem bir "kabul" değil, doktrin ve uygulamada geçerliliği kabul edilen "teyitli çek" (bloke çek) kurumudur [4], [12]. Teyit işlemi, TTK m. 784'teki kabul yasağını ihlal etmez [13], [14]. Banka bu şerhle, çekin asıl borçlusu olmakta (kabul) değil; sadece ibraz anında çekin karşılığının hesapta hazır tutulduğunu garanti etmektedir [14], [15]. Bu nedenle teyitli çek hukuken tamamen geçerlidir ve banka bloke ettiği meblağı hamile ödemekle yükümlüdür [16].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Çek üzerine yazılmış bir kabul şerhine dayanan hamilin, bankanın borçlu olduğunu ispat etmesi imkânsızdır, zira kanun bu kaydı doğrudan "yazılmamış" kabul eder [7].
  • Zamanaşımı / Süreler: Kabul kurumu işlemediğinden, çekin ibraz sürelerine (düzenlenme yerine göre 10 gün, 1 ay, 3 ay) sıkı sıkıya riayet edilmesi şarttır. Hamilin, muhatap bankanın sözde kabul beyanına güvenerek ibraz süresini kaçırması, düzenleyen ve cirantalara karşı müracaat hakkının düşmesine (TTK m. 730/1 vd. atfıyla) neden olur.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Kabul şerhine dayanılarak bankaya karşı açılacak haksız davalarda Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir; icra takiplerinde ise İcra Hukuk Mahkemelerinde "borca itiraz" / "husumet itirazı" yollarına başvurulmalıdır.
  • Yaygın uygulama hataları: Ticari hayatta bankaların şube yetkilileri tarafından bilmeden çeke atılan garanti/kabul imzalarına hukuki anlam yüklenmeye çalışılması en yaygın hatadır. "Kabul" ile "Teyit"in birbirine karıştırılmaması gerekir [13], [14]. Bankanın sorumluluk altına girmesi ancak bağımsız bir "garanti sözleşmesi" (çek kartı vb.) veya usulüne uygun bir "teyit" işlemiyle mümkündür [17], [18].

7. Eleştirel Değerlendirme

Çekte kabul yasağı kurumu, bilhassa Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Seza Reisoğlu gibi ticaret hukuku duayenleri ve doktrindeki güncel yazarlar tarafından eleştiriye tabi tutulmaktadır. Doktrinde ileri sürülen; "kabul kurumunun emisyon tekelini ihlal edeceği (banknota benzeme)" argümanı, günümüz modern finans dünyasında zayıf bulunmaktadır [19]. Anglo-Sakson hukuku (örneğin İngiliz Bills of Exchange Act veya Amerikan UCC sistemi) çekte kabule olanak tanırken ve sertifikalı/onaylı çekler yoğun şekilde uygulanırken, Kıta Avrupası ve Türk Hukuku'nun katı yasakçı tutumu eleştirilmektedir [10].

Ayrıca bankaların uygulamada "teyitli çek" (bloke çek) veya "garantili çek" adı altında zaten müşterinin hesabını dondurarak ve bir takım şerhler (teyit şerhi) düşerek senedin ödenme güvencesini sağladıkları ortadadır [12], [15]. Teyit ile kabul arasındaki ince ve teorik sınırın pratikte eridiği, bankaların "garanti" adı altında (TBK m. 128) zaten ödeme taahhüdü verdikleri dikkate alındığında [18], [20]; kabul yasağının şeklî bir kısıtlama olmaktan öteye gitmediği, ticari hayatın ihtiyaçlarının bu yasağı "teyitli çek" mekanizması ile fiilen aştığı görülmektedir [12], [17].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.