**V
- Ciroların incelenmesi**
Madde 801 - (1) Cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenl i bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.
**V
Madde 801 - (1) Cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, cirolar arasında düzenl i bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Dördüncü Kısmının Üçüncü Bölümü çeklere ayrılmış olup, 801. madde bu bölümün "Ciroların İncelenmesi" başlıklı beşinci ayırımında yer almaktadır [1]. Hüküm, cirosu kabil bir çeki ödemek üzere ibraz alan muhatap bankanın, ciro silsilesine ve imzalara yönelik inceleme yükümlülüğünün sınırlarını çizmektedir [1].
Kıymetli evrak hukukunun temel gayesi, senetlerin tedavül kabiliyetini hızlandırmak ve hukuki işlem güvenliğini sağlamaktır. TTK m. 801 hükmü, bu iki zıt menfaati dengeleyen bir işleve sahiptir. Zira muhatap bankanın ödeme aşamasında her bir cirantanın imzasının maddi geçerliliğini (sahtelik, ehliyetsizlik, yetkisizlik vb.) araştırması fiilen imkânsızdır ve çekin bir ödeme vasıtası olarak hızla tedavül etme işlevini sekteye uğratır. Bu nedenle kanun koyucu, bankanın inceleme yükümlülüğünü "düzenli bir teselsülün (ciro silsilesinin) var olup olmadığı" ile sınırlandırmış, bankayı imzaların geçerliliğini araştırma külfetinden muaf tutmuştur [2-4].
Ancak TTK m. 801 hükmünün, poliçelerin ödenmesindeki inceleme yükümlülüğünü düzenleyen TTK m. 710/3 hükmünden çok önemli bir farkı bulunmaktadır. TTK m. 710/3’te yer alan "hile ve ağır kusuru bulunmadıkça... borcundan kurtulur" ibaresi, muhatap bankanın statüsü gözetilerek çekleri düzenleyen TTK m. 801'e bilerek alınmamıştır [5]. Bu yapısal tercih, bankaların ödeme aşamasında sadece ağır kusur veya hileden değil, "hafif kusurlarından" da sorumlu olacaklarını ortaya koymaktadır [6].
Ciro silsilesinin (zincirinin) düzenli teselsülü, senetteki ciroların birbirine görünüşte, yani şeklî bakımdan kesintisiz biçimde bağlı olmasıdır. Emre yazılı bir çekte ilk cironun mutlaka lehtar tarafından yapılması gerekir [7, 8]. Ciro zincirinde kopukluk olması (örneğin ilk cironun lehtara ait olmaması veya birbirini takip etmeyen ciroların bulunması) halinde silsile bozulur ve senedi elinde bulunduran kişi meşru hamil vasfını kaybeder [2, 9]. Muhatap banka, çeki öderken senedin arkasındaki ciroların sadece dış görünüş itibarıyla, yani şeklen birbirini muntazam şekilde takip edip etmediğini kontrol etmekle yükümlüdür [8, 10].
TTK m. 801 uyarınca banka, ciro silsilesinde yer alan cirantaların imzalarının gerçekten o kişilere ait olup olmadığını (sahtelik), imza atanın ehliyetini veya temsil yetkisinin bulunup bulunmadığını araştırmak zorunda değildir [1, 8]. Ciro zinciri görünüşte düzgünse, aradaki imzalardan biri sahte olsa dahi bu durum silsilede kopukluk yaratmaz (imzaların bağımsızlığı ilkesi, TTK m. 677) ve banka şeklen yetkili hamile ödeme yaparak borcundan kurtulur [2, 10, 11].
Madde lafzı açıkça "cirantaların imzalarının" geçerliliğini araştırmaktan muafiyet tanımaktadır. Bu muafiyet, keşideci (düzenleyen) imzasını kapsamaz. Çek hesabı açılırken ve çek defteri verilirken muhatap banka, keşidecinin imza örneğini (kartonunu) almaktadır. Bu sebeple banka, ibraz edilen çekteki keşideci imzasının sistemdeki örnek imza ile uyumlu olup olmadığını özenle incelemek ve sahteliği tespit etmekle yükümlüdür [12, 13]. Keşidecinin imzasının sahte olması durumunda sorumluluk kural olarak (düzenleyenin kusuru yoksa) muhatap bankaya ait olacaktır (TTK m. 812) [14, 15].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. HD, 12. HD ve 19. HD), TTK m. 801'in uygulanmasında ciro zincirindeki kopukluk ile imza sahteliği arasında kesin bir ayrım gözetmektedir.
Yargıtay kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere, "6102 sayılı TTK'nın 801. maddesi gereğince, çeki ödeyecek muhatap banka için dahi ciro imzalarının geçerliliğinin araştırılması zorunluluk değilken hamilin bu yönde bir yükümlülüğünün bulunduğu ileri sürülemez." [19]. Yine Yargıtay 19. HD'nin ve 11. HD'nin kararlarına göre, ciro silsilesinin düzgün olması durumunda aradaki bir lehtar veya ciranta cirosunun sahte olması diğer imza sahiplerinin (ve keşidecinin) kambiyo sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve şeklen muntazam ciroya dayanarak ödeme yapan veya senedi devralan kişi korunur [2, 20, 21]. Ancak Yargıtay, "çizilmiş ciro" nedeniyle ciro silsilesinin kopması veya "ilk cironun lehtara ait olmaması" gibi açık şekil eksikliklerini gözden kaçırarak ödeme yapan muhatap bankanın sorumlu olacağına hükmetmektedir [2, 7, 9].
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A) Anonim Şirketi, lehtar (B) adına bir çek keşide etmiştir. (B), çeki (C)'ye ciro etmiş; ancak (C)'nin elinden çalınan çeke (C) adına sahte bir imza (ciro) atılarak çek (D)'ye aktarılmıştır. (D) çeki ibraz süresi içinde muhatap (X) Bankasına sunmuş ve banka şeklen (A->B->C->D) zincirini düzenli görerek ödemeyi yapmıştır. Sonradan (C), imzasının sahte olduğunu belirterek bankaya başvurmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 801 kuralı gereğince muhatap (X) Bankası, cirantaların (burada C'nin) imzalarının geçerliliğini ve aidiyetini araştırmak zorunda değildir [1, 8]. Ciro silsilesi şeklen ve görünüşte düzenli olduğu için banka geçerli bir ödeme yapmış sayılır ve bankanın sorumluluğuna gidilemez [10, 13]. Hukuki uyuşmazlık, sahteciliği yapan kişi ile haksız ödeme alan kişi (eğer kötüniyetliyse) arasında sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil zemininde çözümlenir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (A) kişisi, (B) adına çek keşide etmiş ve (X) Bankasına ibraz için (B)'ye vermiştir. Çek (B)'nin elindeyken çalınmış, çalan (C) isimli şahıs, senedin arkasına (B)'nin imzasını hiç taklit etmeden, doğrudan kendi ismi olan (C)'yi yazarak (D)'ye ciro etmiştir. Muhatap (X) Bankası, (D)'nin ibrazı üzerine ödemeyi yapmıştır. Hukuki analiz: Çekte ilk cironun lehtar olan (B) tarafından yapılması şarttır [7, 8]. Ciro zinciri (A->B) ve arkasından (C->D) şeklinde olduğu için arada kopukluk mevcuttur (B'nin cirosu eksiktir). (X) Bankası TTK m. 801 uyarınca "düzenli bir teselsülün var olup olmadığını incelemekle yükümlü" olduğundan ve bu şeklî yükümlülüğünü yerine getirmediğinden dolayı ağır kusurlu sayılacak ve keşideciye veya gerçek hak sahibine karşı tazmin sorumluluğu doğacaktır [2, 7].
Doktrinde TTK m. 801 hükmünün, selefi olan eTTK m. 711 veya mehaz Cenevre Yeknesak Kanunu'ndaki hükümlerden farklılaşarak "hile ve ağır kusur" sınırını metinden çıkartması yoğun bir şekilde analiz edilmektedir. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Abuzer Kendigelen gibi otoriteler; bu eksiltmenin tesadüfî olmadığını, bankacılık mesleğinin gerektirdiği yüksek "basiretli iş adamı" (TTK m. 18/2) ve "güven kurumu" olma niteliklerinin bir tezahürü olduğunu vurgulamaktadır [5, 6, 18, 24]. Bu lafzi farklılık nedeniyle, banka sadece açık bir ağır kusurundan değil, basit (hafif) bir dikkatsizliğinden dolayı da (örneğin gözle görülür bir tahrifatı veya ciro zincirindeki basit bir ad soyad uyumsuzluğunu fark edememesi) sorumlu tutulmaktadır [6].
Ancak bu durumun uygulamada bankalar üzerinde haksız bir ağır sorumluluk yarattığı da eleştirilmektedir. Günde on binlerce çekin ibraz ve takas edildiği bankacılık sisteminde, salt hafif kusur temelinde bankaların tazminat kıskacında bırakılması işlem maliyetlerini artırmaktadır. Yine de kanun koyucunun, çekin bir güven ve ödeme vasıtası olarak işlevselliğini koruma gayesiyle ticari hayatta bankaları en etkin "bekçi" olarak gördüğü ve riskin bankalar tarafından sigorta veya komisyonlar yoluyla içselleştirilebileceği kabul edilmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.