Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 191

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**V

  • Ortak hükümler
  1. Ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının incelenmesi**

Madde 191 - (1) Birleşmede, bölünmede ve tür değiştirmede ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının gereğince korunmamış veya ayrılma karşılığının uy gun belirlenmemiş olması hâlinde, her ortak, birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde, söz konusu işlemlere katılan şirketlerden birinin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, uygun bir denkleştirme akçesinin saptanmasını isteyebilir. Denkleştirme akçesinin belirlenmesinde 140 ıncı maddenin ikinci fıkrası uygulanmaz. (2) Davacı ile aynı hukuki durumda bulunmaları hâlinde, mahkeme kararı, birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında da hüküm doğurur. (3) Davanın giderleri devralan şirkete aittir. Özel durumların haklı göstermesi hâlinde, mahkeme giderleri kısmen veya tamamen davacıya yükletilebilir. (4) Ortaklık paylarının v eya ortaklık haklarının korunmasını inceleme davası birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının geçerliliğini etkilemez.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 134 ilâ 190. maddeleri arasında ticaret şirketlerinin birleşme, bölünme ve tür değiştirmesine ilişkin yapısal değişiklik işlemleri düzenlenmiştir. Yapısal değişikliklerde temel ilke, "ortaklık paylarının ve ortaksal hakların sürekliliği" ilkesidir [1, 2]. Bu ilkenin doğal bir uzantısı olarak, ortakların mevcut haklarının ve paylarının yeni şirket yapısına uyarlanmış değeriyle aynen devam etmesi güvence altına alınmıştır [3]. Ancak uygulamada, değişim oranlarının hesaplanmasında veya ayrılma akçesi (çıkma payı) belirlenmesinde şirketler veya çoğunluk pay sahipleri tarafından haksızlıklar yapılabilmekte, azınlıkta kalan veya sürece müdahil olamayan ortakların hakları zedelenebilmektedir [4, 5].

TTK m. 191, "Ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının incelenmesi" başlığı altında, mehaz İsviçre Birleşmeler Kanunu (FusG) m. 105 hükmünden esinlenerek ihdas edilmiş olan "Denkleştirme Davası"nı düzenlemektedir [6, 7]. Bu madde, yapısal değişiklik işlemlerinde şirket paylarının ve haklarının gereğince korunmamış veya ayrılma karşılığının uygun belirlenmemiş olması hâlinde, ortaklara mahkemeden "uygun bir denkleştirme akçesi" saptanmasını talep etme hakkı tanımaktadır [8, 9].

Hükmün en belirgin özelliği, TTK m. 191/4 uyarınca, açılacak denkleştirme davasının birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının geçerliliğini etkilememesidir [10, 11]. Bir başka ifadeyle, yasa koyucu burada işlemin sıhhatini ve ticaret hayatındaki istikrarı korumayı, ancak parasal (malvarlıksal) haksızlıkları "denkleştirme" yoluyla gidermeyi amaçlamıştır [7, 12].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Davanın Konusu ve Hukuki Niteliği: Eda Davası mı, İnşai Dava mı?

Denkleştirme davasının konusu, yapısal değişikliğe esas alınan değerleme yöntemleri ve belirlenmiş olan değişim oranlarının adil/uygun olup olmadığının incelenmesi ve olması gereken karşılığın saptanarak ödenmesine karar verilmesidir [13, 14].

Davanın hukuki niteliği doktrinde derin tartışmalara konu olmuştur. Bir kısım öğretide (örneğin Prof. Dr. Ünal Tekinalp), davanın "inşai" (yenilik doğuran) nitelikte olduğu, mahkeme kararı ile mevcut yapı değişikliği planının yerine yeni bir sözleşmenin/planın kaim olacağı savunulmuştur [11, 15-17]. Hatta bu görüş, mahkemenin sadece nakdi ödemeye değil, devralan şirketten ek pay verilmesine dahi hükmedebileceğini ileri sürmektedir [18, 19].

Ancak baskın ve isabetli olan diğer görüşe göre, bu dava bir eda davasıdır [12, 20]. Zira TTK m. 191/4 açıkça davanın yapısal değişikliğin geçerliliğini etkilemeyeceğini amirdir. Mahkeme, birleşme sözleşmesini değiştirerek yeni bir tahsis/pay oranı ihdas edemez; zira bu, tescil edilmiş hukuki durumun değiştirilmesi (inşai etki) anlamına gelir [21, 22]. Mahkeme yalnızca, değerleme hatasını tespit edip, ortaya çıkan farkın "uygun bir denkleştirme akçesi" (nakdi bir tazminat) olarak ödenmesine hükmedebilir [14, 23, 24].

2.2. Aktif ve Pasif Husumet (Taraflar)

Aktif Husumet (Davacı): Madde lafzında "her ortak" ifadesi kullanılmıştır. Yapısal değişiklik neticesinde ortaklık payı hiç veya gereği gibi korunmayan ya da kendisine önerilen ayrılma akçesi uygun olmayan her pay sahibi bu davayı açabilir [9, 25, 26]. Doktrinde intifa senedi sahiplerinin bu davayı açıp açamayacağı tartışmalıdır. Bir görüş, TTK m. 140/5 uyarınca intifa senedi sahiplerinin de korunması gerektiğini ve dürüstlük kuralı gereği bu davanın onlara da teşmil edilmesi gerektiğini savunur [27, 28]. Ancak lafzi ve baskın yoruma göre, intifa senedi sahipliği bir ortaklık sıfatı bahşetmediğinden, bu kişilerin TTK m. 191 kapsamında aktif dava ehliyeti yoktur; genel hükümlere göre talepte bulunmaları gerekir [29-32].

Pasif Husumet (Davalı): Davanın pasif husumeti, işlemi gerçekleştiren ve tüzel kişiliği devam eden "devralan", "yeni kurulan" veya "tür değiştiren" şirkettir [10, 33]. Devrolunan şirket, birleşme/bölünme sicile tescil edildiği an tasfiyesiz infisah ettiğinden tüzel kişiliği kalmamaktadır [34]. Şirket yöneticilerine karşı denkleştirme davası açılamaz; onların kusurlu işlemlerine karşı ancak TTK m. 193 bağlamında özel sorumluluk davası yöneltilebilir [35].

2.3. Sınıf Davası (Class Action) Etkisi ve Kesin Hükmün Sınırları

TTK m. 191/2 hükmü, davacı ile aynı hukuki durumda bulunmaları hâlinde, mahkeme kararının, işlemlere katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında da hüküm doğuracağını amirdir [22, 36]. Madde gerekçesinde bu düzenleme açıkça bir "class action" (sınıf/grup davası) olarak nitelendirilmiştir [25, 37, 38].

Ancak Medeni Usul Hukuku dogmatiği açısından bu ibare eleştiriye açıktır. Türk hukukunda Amerikan tarzı bir "class action" tam anlamıyla mevcut değildir ve HMK m. 113'teki topluluk davaları tazminat taleplerini kapsamamaktadır [39, 40]. TTK m. 191/2, esasen kesin hükmün sübjektif sınırlarının kanunla genişletilmesi (erga omnes etki) hâlidir [41, 42]. Mahkeme bir denkleştirme akçesine hükmettiğinde, davada taraf olmayan ancak davacı ile aynı statüde (aynı pay grubunda vb.) bulunan diğer ortaklar da, ilamlı icra veya ek bir taleple bu karardan yararlanacaktır [43, 44]. Davanın reddi hâlinde ise, kesin hükmün subjektif sınırlarının davacı dışındakiler aleyhine genişletilemeyeceği, davası reddedilen ortağın durumunun diğerlerinin dava hakkını engellemeyeceği kabul edilmektedir [45-47].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 192 (İptal Davası) ile İlişkisi: TTK m. 192, yapısal değişikliğin hukuka aykırılığı nedeniyle işlemin tamamen ortadan kaldırılmasını (iptalini) sağlayan inşai bir davadır. M. 191 (denkleştirme davası) ile M. 192 (iptal davası) arasındaki ilişki doktrinde tartışmalıdır. Bir görüş, m. 191'in m. 192'ye göre lex specialis (özel hüküm) olduğunu ve salt parasal eşitsizlik durumunda iptal davası açılamayacağını ileri sürer [48, 49]. Diğer ve isabetli görüşe göre ise bu iki dava birbirinin alternatifi değildir; tamamen farklı hukuki korumalar sağlarlar. İptal davası işlemin geçersizliği sonucunu doğururken, denkleştirme davası işlemi ayakta tutarak ekonomik haksızlığı telafi eder [12, 50]. Bu davaların aynı dilekçede "dava yığılması" şeklinde açılması (objektif dava birleşmesi) çelişkili talepler içereceğinden usulen sorunludur; ancak "terditli dava" (kademeli talep: öncelikle iptal, olmazsa denkleştirme) olarak açılması mümkündür [51-55].
  • TTK m. 140/2 (Denkleştirme Ödemesi) ile İlişkisi: TTK m. 140/2'ye göre şirketler, pay değişim oranlarındaki küsuratları gidermek için tahsis olunan payların gerçek değerinin onda birini (1/10) aşmamak şartıyla bir denkleştirme ödemesi kararlaştırabilirler [23, 56]. Ancak TTK m. 191/1'in son cümlesi açıkça, mahkemece saptanacak denkleştirme akçesinde "140 ıncı maddenin ikinci fıkrası uygulanmaz" diyerek, hâkimin hükmedeceği tutarın 1/10 sınırı ile bağlı olmadığını belirtmiştir [57, 58].
  • TTK m. 5/A (Dava Şartı Arabuluculuk) ile İlişkisi: TTK m. 191 kapsamındaki davanın ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuğa (TTK m. 5/A) tabi olup olmadığı hususu yeni bir tartışma alanıdır. Davanın inşai olduğu fikrinden hareket edenler, tasarruf yetkisi kısıtlı olduğundan arabuluculuğa elverişli olmadığını savunurken; bu davanın bir miktar paranın (tazminat/alacak) tahsilini amaçlayan bir "eda davası" olduğu görüşü çerçevesinde, dava şartı arabuluculuğa tabi olduğu, arabulucuya başvurulmadan dava açılamayacağı kabul edilmelidir [59, 60].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Uygulamanın yeni olması sebebiyle Yargıtay’ın TTK m. 191 davasına ilişkin yerleşik, yeknesak içtihatları henüz tam anlamıyla olgunlaşmamış olsa da, ilk emsal kararlarda konunun usulî niteliğine dair önemli tespitler yapılmıştır.

Yargıtay 11. HD. 24.1.2014 T., E. 2013/11249, K. 2014/1541 sayılı kararı: Somut olayda davacı, özvarlık tespit raporunun hatalı olduğunu, gerçekte alması gereken ortaklık payının/oranının mahkemece tespit edilip ticaret siciline ve pay defterine yeni oranların şerh edilmesini (yeni tahsis) talep etmiştir. Mahkeme ve Yargıtay, talebi bir iptal/müdahale davası (TTK m. 192) gibi değerlendirmiş ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir [61-66]. Bu karar, denkleştirme davasında "yeni oran belirlenerek sicile şerh edilmesi" şeklindeki inşai taleplerin mahkemelerce m. 191 kapsamında (saf eda davası) görülmekte tereddüt yarattığını teyit etmektedir.

Yargıtay 11. HD. 3.7.2017 T., E. 2015/13662, K. 2017/4052 sayılı kararı: Davacı, bölünmenin iptali ile mümkün olmaması hâlinde TTK m. 191 uyarınca denkleştirme ödenmesini (terditli olarak) talep etmiştir. Mahkeme, yapılan kısmi bölünmedeki değerlemelerin usulüne uygun olduğunu, hatalı bir değerlendirme bulunmadığını saptayarak hem iptal hem de denkleştirme taleplerini esastan reddetmiş, Yargıtay da bu kararı onamıştır [67-69]. Bu karar, iptal ve denkleştirme taleplerinin aynı dava dilekçesinde terditli olarak ileri sürülebileceğine fiilen vize vermiştir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Değişim Oranının Hatalı Belirlenmesi): A A.Ş. ile B A.Ş. devralma şeklinde birleşme kararı almışlardır. Sözleşmede, B A.Ş. (devrolunan) ortaklarına 1'e 0,5 oranında A A.Ş. payı verilmesi kararlaştırılmış ve bu husus genel kurullarca onaylanarak TTSG'de ilan edilmiştir. B A.Ş. ortağı (K), değerleme raporunda B A.Ş.'nin sahip olduğu değerli bir patent hakkının hiç hesaba katılmadığını ve gerçek değişim oranının 1'e 1 olması gerektiğini fark eder. Hukuki analiz: (K), kararın TTSG'de ilanından itibaren 2 ay içinde A A.Ş.'nin (devralan) merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesinde TTK m. 191'e dayanarak denkleştirme davası açar. Mahkeme, uzman bilirkişi aracılığıyla değerleme hatasını tespit eder. Ancak mahkeme, sicile tescil edilmiş değişim oranını "1'e 1" olarak değiştiremez, ilave pay (hisse senedi) ihracına karar veremez. Mahkeme, aradaki 0,5'lik pay farkının karşılığı olan meblağın "nakdi denkleştirme akçesi" olarak davacı (K)'ya ödenmesine hükmeder. Bu hükümden, davacı olmayan diğer tüm B A.Ş. ortakları da m. 191/2 (erga omnes etki) uyarınca faydalanır.

Olay 2 (İptal ve Denkleştirmenin Birlikte İstenmesi): X Limited Şirketi, Y A.Ş.'ye dönüşmek üzere tür değiştirme planı hazırlar. Planda imtiyazlı pay sahibi (Z)'nin imtiyazları tamamen kaldırılır ve tatmin edici bir tazminat da öngörülmez. Üstelik tür değiştirme raporu ortakların incelemesine süresinde sunulmamıştır (TTK m. 188 ihlali). Hukuki analiz: Ortak (Z), hem inceleme hakkının ihlali (usulü sakatlık) nedeniyle tür değiştirmenin iptalini (TTK m. 192), hem de mahkemenin işlemi iptal etmemesi (eksikliğin giderilmesi vb.) ihtimaline binaen kaldırılan imtiyazının karşılığı olarak uygun bir denkleştirme akçesinin saptanmasını (TTK m. 191) terditli olarak talep edebilir. Hakim öncelikle iptal davasını inceler, usulü sakatlık giderilemeyecek boyuttaysa işlemi iptal eder ve denkleştirme talebi konusuz kalır. İptal reddedilirse, m. 191 bağlamında uygun nakdi tazminata (denkleştirme akçesine) hükmedilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Davacı ortak, birleşme, bölünme veya tür değiştirmeye esas alınan değerleme yönteminin objektif olmadığını, malvarlığının (gizli yedekler, know-how, marka vb.) eksik değerlendirildiğini ve sonuç olarak kendisine tahsis edilen payın veya ayrılma akçesinin gerçek değerin altında kaldığını ispatla mükelleftir [70, 71].
  • Zamanaşımı / Süreler: Dava, ilgili yapısal değişiklik kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde (TTSG) ilanından itibaren iki ay içinde açılmalıdır. Bu süre bir zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir; dolayısıyla hâkim tarafından re'sen gözetilir [8, 72].
  • Görevli ve Yetkili Mahkeme: Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kesin yetki kuralı istisnası bağlamında "işlemlere katılan şirketlerden birinin merkezinin bulunduğu yer" mahkemesidir. Davacı, devrolunan veya devralan şirket merkezlerinden birini seçebilir [10, 72, 73].
  • Yaygın uygulama hataları:
    • Dava türünün karıştırılması: Değerlemenin yanlış olduğu iddiasıyla doğrudan yapısal değişikliğin iptalinin (m. 192) istenmesi. Sırf mali (parasal) eşitsizlikler iptal sebebi yapılmamalı, m. 191'deki denkleştirme talep edilmelidir.
    • Ayni ödeme talebi: Mahkemeden, nakit yerine devralan şirketten "ilave hisse senedi" veya "yeni değişim oranının sicile tescilini" talep etmek [61, 63]. TTK m. 191/4 gereği işlem geçerliliğini koruduğundan mahkeme yeni bir pay ihraç kararı (inşai karar) veremez, karar nakdi tazminat (eda) şeklinde olmalıdır.
    • Dava giderleri: Genel usul kurallarının aksine, davayı kazansa da kaybetse de m. 191/3 gereği dava giderleri kural olarak devralan şirkete aittir. Hâkimin, davayı kaybeden davacı aleyhine doğrudan yargılama giderine hükmetmesi yasanın emredici hükmüne (ve davayı teşvik amacına) aykırıdır; bunun için kararda "özel durumların haklı gösterdiğine" dair spesifik bir gerekçe bulunmalıdır [10, 74].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu’nun 191. maddesi, kuramsal olarak devrim niteliğinde (özellikle "class action" ve "işlemi ayakta tutarak tazminat" sağlama bakımından) yenilikler içerse de, dogmatik ve usulî açıdan ciddi yapısal sorunlar barındırmaktadır.

İlk eleştiri, maddenin ikinci fıkrasındaki kesin hükmün üçüncü kişilere (aynı durumdaki tüm ortaklara) sirayet etmesi ("erga omnes" etki) kuralına ilişkindir [22, 36]. HMK m. 303 bağlamında kesin hükmün nisbiliği ilkesine böylesine radikal bir istisna getirilmesi, davanın kaybedilmesi ihtimalinde büyük belirsizlikler yaratmaktadır. Şayet temsilci mahiyetinde davayı açan ortağın davası eksik ispat nedeniyle reddedilirse, diğer ortakların durumunun ne olacağı Kanun'da düzenlenmemiştir [45, 46]. Amerikan class action sistemlerindeki "opt-out" (gruptan çıkma) gibi usuli güvenceler Türk hukukunda bulunmamaktadır. İlamın, davada taraf olmayan diğer ortaklar tarafından icra dairesinde nasıl infaz edileceği başlı başına bir hukuki kaostur [44].

İkinci eleştiri, davanın inşai mi eda davası mı olduğu konusundaki lafzi eksikliktir. Kanun metninin "denkleştirme akçesinin saptanmasını isteyebilir" şeklinde bitmesi, sanki sadece bir tespit (veya inşai belirleme) isteniyormuş izlenimi vermektedir [75]. Hükmün, Alman Yapılandırma Kanunu (UmwG) § 15'e benzer şekilde, açıkça "bir denkleştirme akçesinin ödenmesi" ibaresiyle değiştirilmesi (eda davası niteliğinin netleştirilmesi) uygulamadaki tereddütleri (örneğin m. 5/A zorunlu arabuluculuk tartışmalarını) sona erdirecektir [59, 60, 76, 77].

Son olarak, yargılama giderlerinin davayı kazansa dahi davalı devralan şirkete yükletilmesini öngören m. 191/3 hükmü, HMK'nın "haksız çıkan taraf giderleri öder" (HMK m. 326) ilkesine kökten aykırıdır [26, 74, 78]. "Özel durumların haklı göstermesi" gibi son derece muğlak bir istisna ile sınırlanmış olan bu kural, uygulamada kötüniyetli pay sahiplerinin, hiçbir maliyet riski (nimet-külfet dengesi) taşımadan sırf şirketleri taciz etmek amacıyla asılsız denkleştirme davaları açmalarına (frivolous litigation) zemin hazırlamaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.