1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 193. maddesi, ticaret şirketlerinde yapısal değişiklikler (birleşme, bölünme ve tür değiştirme) bağlamında "Ortak Hükümler" başlığı altında tanzim edilmiş olup, yapısal değişiklik işlemlerinden doğan hukuki sorumluluğun temel normunu oluşturmaktadır [1], [2]. Madde, İsviçre Birleşme Kanunu’nun (FusG) 108. maddesinden (Art. 108 FusG) esinlenilerek kaleme alınmıştır [3], [4].
TTK m. 193, yapısal değişiklik işlemlerinin teknik ve ekonomik mahiyetinin büyüklüğü ile bu sürecin şirket, pay sahipleri ve alacaklılar üzerinde yaratabileceği ağır tahribat riskini dengelemek amacıyla ihdas edilmiştir. Zira yapısal değişiklikler, yönetim organlarının şirketin varlığı ve malvarlığı üzerinde en yoğun tasarrufta bulunduğu işlemlerdir. Kanun koyucu, bu sürecin salt TTK m. 553 uyarınca genel sorumluluk kurallarına terk edilmesini yeterli görmemiş, yapısal değişikliklere iştirak eden herkesi kapsayacak genişlikte, özel bir sorumluluk normu getirmiştir [5].
Maddenin ikinci fıkrası, 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun ile işlem denetçiliği kurumunun kaldırılması neticesinde mülga edilmiştir [6], [7], [8]. Üçüncü fıkrasında ise şirketler topluluğuna ilişkin hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması (TTK m. 202-208), şirketin doğrudan zararı (TTK m. 555), farklılaştırılmış teselsül (TTK m. 557) ve zamanaşımına (TTK m. 560) ilişkin hükümler saklı tutularak, normun TTK'nın genel sorumluluk sistemiyle olan organik bağı kurulmuştur [8], [9], [10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "İşlemlere Herhangi Bir Şekilde Katılmış Bulunan Bütün Kişiler" (Sorumlu Süjelerin Kapsamı)
TTK m. 193/1'de yer alan "işlemlere herhangi bir şekilde katılmış bulunan bütün kişiler" ifadesi, son derece geniş ve esnek bir lafza sahiptir [2]. Mehaz İsviçre hukuku olan FusG Art. 108, sorumluluk süjelerini "birleşme, bölünme veya tür değiştirmenin denetimi ile iştigal etmiş kişiler" ve organ üyeleri ile sınırlandırmışken, Türk kanun koyucusu bu sınırı kaldırmıştır [4], [11].
Doktriner çerçevede, birleşme veya bölünme sözleşmelerini hazırlayan yönetim kurulu üyeleri, müdürler, bağımsız denetçiler, değerleme uzmanları, sürece katılan tasfiye memurları ve hatta fiili veya gölge yöneticiler bu kapsamda davalı sıfatını (pasif husumet ehliyetini) haizdir [11], [5]. Burada aranan temel kıstas, kişinin söz konusu yapısal değişiklik işlemine nedensellik bağı kuracak ölçüde aktif veya ihmali bir eylemle katılmış olmasıdır.
2.2. Kusur ve Hukuka Aykırılık
TTK m. 193 uyarınca sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır [12], [5]. Davalıların, birleşme, bölünme veya tür değiştirme yahut malvarlığının devri işlemlerinde kanundan, sözleşmeden veya dürüstlük kuralından doğan yükümlülüklerine aykırı davrandıklarının (objektif özen yükümlülüğünün ihlali) ispatlanması şarttır [12]. 6102 sayılı TTK'nın ilk halinde yer alan ve ispat yükünü tersine çeviren "kusursuzluklarını ispat etmedikçe" ibaresi 6335 sayılı Kanun ile kaldırıldığından, davacılar (şirket, ortak veya alacaklılar), davalıların kusurlu davrandıklarını ispatla mükelleftir [13], [14], [15].
2.3. Doğrudan ve Dolaylı Zarar Ayrımı (Zarar Gören Süjeler)
Maddede sorumluluğun "şirketlere, ortaklara ve alacaklılara" karşı olduğu açıkça ifade edilmiştir [2]. Yapısal değişiklik işlemi neticesinde şirket bizzat zarara uğramışsa (örneğin devralınan şirketin borçlarının gizlenmesi nedeniyle devralan şirketin malvarlığının azalması), bu bir doğrudan zarardır ve tazminatın şirkete ödenmesi talep edilir (TTK m. 555) [16], [17], [18].
Ortakların veya alacaklıların şahsi malvarlıklarında şirketin zararından bağımsız olarak meydana gelen zararlar (doğrudan zarar) ise bizzat kendileri tarafından talep ve tahsil edilir. Ancak şirketin uğradığı zarar nedeniyle ortakların veya alacaklıların pay değerlerinin düşmesi veya alacaklarını tahsil edememeleri bir dolaylı zarar olup, bu durumda TTK m. 555 ve m. 556 hükümleri gereğince tazminatın ancak şirkete veya iflas masasına ödenmesi istenebilir [16], [17], [15].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 191 (Denkleştirme Davası) ile İlişkisi: TTK m. 191, ortaklık pay ve haklarının devamlılığı ilkesi gereğince, değişim oranının adil olmaması halinde devralan/yeni şirketten nakdî bir denkleştirme akçesi talep edilmesine ilişkindir ve kusur şartı aranmaz [19], [20]. TTK m. 193 ise yapısal değişiklik sürecini yöneten gerçek veya tüzel kişilerin şahsi malvarlıklarına yönelen, kusura dayalı bir haksız fiil/kurumsal sorumluluk davasıdır [20]. Doktrinde (örneğin Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ercüment Erdem), her iki davanın amaç ve pasif husumet yönünden farklı olduğu, ancak zarar gören ortağın şartları varsa her ikisini de (terditli veya yığılarak) ikame edebileceği kabul edilmektedir [21], [22].
- TTK m. 192 (İptal Davası) ile İlişkisi: Yapısal değişikliğe ilişkin genel kurul kararının hukuka aykırılığı nedeniyle iptali (m. 192) her zaman m. 193 kapsamında tazminat doğurmayabilir. Ancak karar hukuka aykırı şekilde alınır ve uygulanması sonucunda bir zarar doğarsa, m. 192 ile birlikte m. 193 davası da gündeme gelir [23], [5].
- TTK m. 557 (Farklılaştırılmış Teselsül) ile İlişkisi: TTK m. 193/3 atfı uyarınca, yapısal değişikliklerde birden çok kişinin kusurlu eylemiyle zarar doğmuşsa, eski kanundaki (ETTK) mutlak teselsül yerine "farklılaştırılmış teselsül" uygulanır [24], [25], [9]. Buna göre her davalı (örneğin kusurlu değerleme uzmanı ile kasıtlı yönetim kurulu üyesi), kendi kusurunun ağırlığı ve durumun gereklerine göre zararın şahsen kendisine yüklenebildiği ölçüde müteselsilen sorumlu tutulacaktır [26], [27], [28].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, ticaret şirketlerinde yapısal değişiklikler bağlamında açılacak sorumluluk davalarında öncelikle "zararın türü" tespit edilmelidir. Yargıtay, TTK m. 193 kapsamında açılan davalarda zararın dolaylı zarar mı yoksa doğrudan zarar mı olduğu ayrımına büyük önem atfetmektedir.
Birleşme sözleşmesindeki hatalı değerlemeler sebebiyle şirketin içini boşaltan yönetim kurulu üyelerine karşı açılan davalarda Yargıtay, davacıların (ortakların) zararlarının şirket malvarlığının azalmasından kaynaklandığını, bu nedenle taleplerinin ancak "tazminatın şirkete ödenmesi" şeklinde (TTK m. 555 atfıyla) yapılabileceğini belirtmektedir. Ayrıca Yargıtay, m. 191 (denkleştirme), m. 192 (iptal) ve m. 193 (sorumluluk) davalarının birbirinden bağımsız hukuki müesseseler olduğunu vurgulamakta; örneğin bölünme sözleşmesinin iptal edilmemesinin, tek başına yöneticilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağına hükmetmektedir [23]-[29].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Hatalı Değerleme ve Alacaklı Zararı):
(A) Anonim Şirketi, (B) Limited Şirketi ile devralma yoluyla birleşme kararı almıştır. Bu süreçte (A) şirketinin yönetim kurulu, (B) şirketinin aktiflerini bilerek değerinin çok üzerinde gösterecek şekilde uzmanlara sahte veriler sunmuş ve şirketler birleşmiştir. Birleşme sonrasında (A) şirketinin özvarlığı fiilen erimiş, (A)'nın alacaklısı (C), alacağını tahsil edememiştir.
Hukuki analiz: (A) Şirketi alacaklısı (C), birleşme işlemine bilerek hatalı verilerle katılan yönetim kurulu üyelerine karşı TTK m. 193/1 uyarınca sorumluluk davası açabilir. Yöneticilerin eylemi, kanuna ve dürüstlük kuralına aykırıdır. Zarar (alacağın tahsil edilememesi) ile kusurlu eylem arasında illiyet bağı mevcuttur. Dava, TTK m. 561 gereği şirket merkezindeki asliye ticaret mahkemesinde görülecektir [30], [31], [32].
Olay 2 (Azınlık Ortakların Zarara Uğratılması):
Hâkim ortak konumundaki yönetim kurulu, şirketin kârlı bir departmanını (C) şirketine kısmi bölünme yoluyla devrederken, (C) şirketinden azınlık ortaklara pay tahsis edilmemesini sağlamış ve bu kararı genel kurulda çoğunluk oyuyla geçirmiştir. Azınlık ortaklar bölünmenin iptali (m. 192) davası açmayı süresinde kaçırmışlardır.
Hukuki analiz: Azınlık ortakların iptal davası açma süresini kaçırması, zararın tazminini talep etmelerine engel değildir. TTK m. 193 uyarınca, bu hukuka aykırı bölünme sözleşmesini hazırlayan yönetim kurulu üyelerine karşı kusura dayalı sorumluluk davası açabilirler. Zira yöneticiler, objektif özen yükümlülüklerini ve eşit işlem ilkesini ihlal etmiştir [12], [15], [5]. Davacılar ayrıca, ayrılma akçesinin ya da pay değişiminin adil olmaması nedeniyle TTK m. 191 kapsamında devralan şirkete karşı denkleştirme davası da yöneltebilirler [33], [34].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Davacı (zarar gören şirket, ortak veya alacaklı); zararı, yapısal değişikliğe katılanların kusurlu fiilini (kanun veya esas sözleşme ihlali) ve uygun illiyet bağını ispat etmek zorundadır (TMK m. 6, TBK m. 50). Yönetim kurulu üyeleri "işadamı kararı" (business judgment rule) sınırları içinde hareket ettiklerini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilirler [35], [12], [15].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 193/3 atfıyla uygulanan TTK m. 560 uyarınca, tazminat istemi, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki (2) yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin (örneğin birleşmenin tescili) meydana geldiği günden itibaren beş (5) yıl geçmekle zamanaşımına uğrar [36], [30], [37], [38]. Fiil aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil ediyorsa (örneğin evrakta sahtecilik), daha uzun olan ceza zamanaşımı süresi uygulanır [36], [32], [39].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: TTK m. 561 delaletiyle uyuşmazlığın çözüm yeri, şirketin (devralan, devrolunan, bölünen veya tür değiştiren ilgili şirket) merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir. Dava TTK m. 1521 uyarınca basit yargılama usulüne tabidir [30], [40], [32], [41].
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada, TTK m. 191 kapsamındaki "denkleştirme" taleplerinin (ki davalısı tüzel kişiliktir) TTK m. 193 kapsamındaki "sorumluluk" davaları ile karıştırılması ve şahıslara (yöneticilere) karşı denkleştirme istenmesi ciddi bir usul hatasıdır. Yöneticilerden ancak tazminat (sorumluluk) talep edilebilir [20], [22].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 193'ün birinci fıkrasında yer alan "işlemlere herhangi bir şekilde katılmış bulunan bütün kişiler" ifadesi doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. İsviçre hukuku, sorumluluk süjelerini dar ve belirli tutarak (organlar ve bağımsız denetçiler) hukuk güvenliğini sağlarken, Türk kanun koyucusunun benimsediği geniş ifade; süreçte sekreterya, idari personel veya hukuki danışmanlık düzeyinde yer alan kişilerin dahi haksız davalara muhatap olması riskini barındırmaktadır [11].
Bunun yanı sıra, 6335 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’nun mimarisinde köklü bir yere sahip olan "işlem denetçiliği" müessesesi kaldırılmış ve TTK m. 193'ün 2. fıkrası mülga edilmiştir [7], [8]. Bu durum, kanunun sistematiğinde ciddi bir boşluk yaratmıştır. Zira birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi karmaşık yapısal değişikliklerde değişim oranlarının, sermaye yapısının ve intikal eden malvarlığının doğruluğunun bağımsız bir "işlem denetçisi" tarafından denetlenmesi, hem ortakların hem de alacaklıların en büyük güvencesiydi. Bu mekanizmanın kaldırılması, m. 193 kapsamında zararın tespitini ve sorumluların kusurunun yargılama aşamasında sübuta ermesini zorlaştırmış, ispat yükü altında ezilen pay sahiplerinin hak arama hürriyetini fiilen daraltmıştır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.