Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 206

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

d) Şirket alacaklılarının dava hakkı


Madde 206 - (1) Hâkim şirket ve yöneticilerinin, 203 üncü madde çerçevesinde verdik leri talimatlar dolayısıyla bağlı şirkette oluşan kayıp, o hesap yılı içinde, denkleştirilmediği veya zamanı ve şekli de belirtilerek şirkete denk bir istem hakkı tanınmadığı takdirde, zarara uğrayan alacaklılar hâkim şirkete ve onun kayıptan sorumlu yönet im kurulu üyelerine karşı tazminat davası açabilirler. Davalılar 202 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendine dayanabilir. Bu davaya 202 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi uygulanır. (2) Davalılar, krediden ve benzeri sebeplerden kaynaklanan ala caklarda, davacının, denkleştirmenin yapılmadığını veya istem hakkının tanınmadığını bilerek söz konusu alacağı doğuran ilişkiye girdiğini veya işin niteliği gereği bu durumu bilmesi gerektiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilirler.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ("TTK"), mülga 6762 sayılı Kanun döneminde pozitif bir düzenlemeye sahip olmayan "Şirketler Topluluğu" (Konzernrecht) hukukunu sistemimize dâhil etmiştir. Şirketler topluluğu hükümleri içerisinde, hâkimiyetin %100 oranında tesis edildiği "tam hâkimiyet" senaryoları, bağlı şirketin ve azınlık pay sahiplerinin bulunmadığı bir yapı ihtiva etmesi sebebiyle özel bir rejime tabi tutulmuştur [1, 2].

TTK m. 206 hükmü, "Şirketler Topluluğu" başlıklı bölümün, "Tam Hâkimiyet Hâlinde" alt başlığı altında kurgulanmıştır. TTK m. 203 uyarınca, bir ticaret şirketi, bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde yüzüne sahipse, topluluğun somut politikalarının gereği olmak şartıyla, bağlı şirketin kaybına sebep olabilecek nitelikte talimatlar verebilir ve bağlı şirket organları bu talimatlara uymak zorundadır [1, 2]. Bağlı şirket yöneticilerinin söz konusu talimatlara uymaları sebebiyle şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumlu tutulamayacağı TTK m. 205 ile emredici olarak hükme bağlanmıştır [3].

Tam hâkimiyetin bulunduğu ve yöneticilerin sorumsuz kılındığı bu kapalı devre sistemde, bağlı şirket ile hukuki işlem yapan "şirket alacaklılarının" korunması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Zira bağlı şirketin malvarlığı, hâkim şirketin verdiği talimatlarla eritilebilmekte ve alacaklıların tatmin kabiliyeti tehlikeye girmektedir. İşte TTK m. 206 hükmü, bağlı şirket alacaklılarına, uğradıkları zararların tazmini için doğrudan hâkim şirkete ve onun kayıptan sorumlu yönetim kurulu üyelerine başvurma hakkı veren, alacaklıları koruyucu temel bir şerh niteliğindedir [3, 4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Hâkim Şirketin Talimatı ve Oluşan Kayıp

TTK m. 206 uyarınca davanın temel şartı, hâkim şirketin TTK m. 203 kapsamında bir talimat vermiş olması ve bu talimat neticesinde bağlı şirkette bir "kayıp" (malvarlıksal eksilme veya mahrum kalınan kâr) oluşmasıdır [1-3]. Kanun koyucu, tam hâkimiyet durumunda grup menfaatinin, tekil bağlı şirket menfaatinin önüne geçebileceğini kabul etmiştir. Ancak bu kabul, alacaklıların haklarının gasp edilmesi anlamına gelmez.

2.2. Kaybın Denkleştirilmemesi veya İstem Hakkı Tanınmaması

Oluşan kaybın, o hesap yılı içinde denkleştirilmemesi veya zamanı ve şekli de belirtilerek şirkete denk bir istem hakkı tanınmamış olması gerekir [3, 4]. Denkleştirme, hâkim şirketin bağlı şirketten emdiği ekonomik değerin, başka bir formda veya nakit olarak bilançoya geri konulmasıdır. Yılsonu itibarıyla bilançoda bu denkleştirme görülmez ise, alacaklının dava hakkı doğar [3, 4].

2.3. Davanın Pasif Husumeti (Davalılar)

Kanun koyucu, pasif husumeti son derece net bir şekilde çizmiştir: Davalılar, "hâkim şirket" ve "onun kayıptan sorumlu yönetim kurulu üyeleri"dir [4]. Bağlı şirketin yönetim kurulu üyeleri, TTK m. 205 uyarınca talimata uydukları için sorumlu tutulamazlar [3]. Alacaklı, bağlı şirket organlarına değil, doğrudan zararın müsebbibi olan hâkim organizasyona ve kararı alan hâkim şirket yöneticilerine yönelmek zorundadır.

2.4. Sorumluluktan Kurtulma Halleri (Def'iler)

a) Özenli Yönetici Savunması (Business Judgment Rule): TTK m. 206/1 hükmünün yollamasıyla TTK m. 202/1-d bendi uygulanır [4, 5]. Davalılar, kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, bağımsız bir şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden yönetim kurulu tarafından da yapılabileceğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir [5, 6].

b) Alacaklının Kötüniyeti / Bilmesi Gereken Haller: TTK m. 206/2'de, krediden ve benzeri sebeplerden kaynaklanan alacaklarda, alacaklının denkleştirmenin yapılmadığını "bilerek" veya "işin niteliği gereği bu durumu bilmesi gerektiğini" ispatlayarak davalıların sorumluluktan kurtulabileceği öngörülmüştür [4, 7, 8]. Bu, kredi veren kurumlara (örneğin bankalara) yüksek bir özen (due diligence) yükümlülüğü getirmektedir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 203, 204 ve 205: Bu üç madde, m. 206'nın hukuki ön şartlarıdır. TTK m. 206'nın işleyebilmesi için TTK m. 203 kapsamında yasal bir tam hâkimiyet talimatı olmalı, m. 204 uyarınca bağlı şirketin varlığını tehlikeye düşürecek (istisna) sınırlar aşılmamış olmalı ve m. 205 uyarınca bağlı şirket organları sorumsuz olmalıdır [1-3].
  • TTK m. 202/1-d ve 202/1-e: Maddenin atıf yaptığı bu hükümler, davanın esasına (sorumsuzluk savunması) ve usulüne ilişkindir [4-6]. TTK m. 202/1-e aracılığıyla m. 553, 555-557, 560 ve 561. maddelere gidilir [4, 6].
  • TMK m. 2 ve m. 3: TTK m. 206/2'deki "işin niteliği gereği bu durumu bilmesi gerektiği" şeklindeki ifade, Medeni Kanun'un dürüstlük kuralı ve iyiniyet eksenindeki objektif özen yükümlülüğünün şirketler topluluğu hukukuna yansımasıdır [4, 7, 8]. TTK m. 371/2'deki temsile ilişkin "durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunduğu" kuralıyla benzer bir dogmatik altyapıya, ancak spesifik olarak "işin (kredinin) niteliği" ölçütüne dayanır [7].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Şirketler Topluluğu mevzuatı (TTK m. 195-209) hukukumuzda nispeten yeni olduğundan, klasik tüzel kişilik perdesinin aralanması (piercing the corporate veil) teorisine dayanan içtihatların, TTK m. 206 uyarınca somut ve yazılı kanun normlarına entegrasyonu süreci yaşanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmaya başlayan yaklaşımlarına göre; alacaklıların doğrudan hâkim şirkete yöneltecekleri taleplerde, zararın oluşumu ile hâkim şirketin talimatı arasındaki "illiyet bağı" kesin delillerle ortaya konulmalıdır. Ayrıca bankaların (kredi verenlerin) basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü (TTK m. 18/2) uyarınca, kredi tahsis aşamasında bağlı şirketin bilançosunda görülen ve denkleştirilmeyeceği açık olan kayıpları bilmesi gerektiği yönünde savunmalar, Yargıtay tarafından TMK m. 3 objektif özen yükümlülüğü kapsamında detaylı incelenmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Holding A.Ş., paylarının %100'üne sahip olduğu Yavru A.Ş.'ye, ürettiği hammaddeleri topluluğun diğer bir şirketine maliyetinin %40 altında zararına satması yönünde yazılı talimat vermiştir. Bu talimata uyan Yavru A.Ş. piyasadaki tedarikçilerinden olan (X) Lojistik A.Ş.'ye olan taşıma bedellerini ödeyememiş ve icra takipleri semeresiz kalmıştır. Yılsonu bilançosunda bu transfer fiyatlandırması zararı denkleştirilmemiştir. Hukuki analiz: (X) Lojistik A.Ş., TTK m. 206/1 uyarınca doğrudan Holding A.Ş.'ye ve bu talimatın kararını alan Holding A.Ş. yönetim kurulu üyelerine karşı tazminat davası açabilir. İşlem tam hâkimiyet talimatı kapsamında kaldığından Yavru A.Ş. yöneticilerine husumet yöneltilemez.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Yukarıdaki aynı tabloda; Yavru A.Ş.'ye kredi tesis eden (Y) Bankası A.Ş., bağlı şirketin mali verilerini, topluluk içi hammadde devir sözleşmelerini ve hâkim şirketin bu işlemleri sübvanse etmeyeceğini bilerek, son derece yüksek faizli bir riskli kredi (junk debt) kullandırmıştır. Kredi geri dönmeyince banka, Holding A.Ş.'ye TTK m. 206 uyarınca dava açmıştır. Hukuki analiz: Davalı Holding A.Ş., TTK m. 206/2 fıkrasında yer alan "...krediden kaynaklanan alacaklarda, davacının, denkleştirmenin yapılmadığını bilerek söz konusu alacağı doğuran ilişkiye girdiğini ispatlayarak..." savunmasını ileri sürecektir. (Y) Bankası, basiretli bir finans kurumu olarak işin niteliği gereği durumu bildiği için dava reddedilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Alacaklı; alacağın varlığını, hâkim şirketin m. 203 kapsamında talimat verdiğini, bu talimatın zarar doğurduğunu ve yılsonunda denkleştirme yapılmadığını ispatla mükelleftir. Davalı hâkim şirket ve yöneticileri ise; işlemin rasyonel bir yöneticinin özeniyle yapıldığını (m. 202/1-d) veya alacaklının durumu bildiği/bilmesi gerektiğini (m. 206/2) ispatlayarak kurtulabilir [4, 5, 8].
  • Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 206/1'in TTK m. 202/1-e'ye, onun da TTK m. 560'a atfı sebebiyle [4, 6]; dava hakkı, alacaklının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki (2) yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş (5) yıl geçmekle zamanaşımına uğrar [9, 10].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, genel yetki kuralları saklı kalmak kaydıyla, hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (TTK m. 202/1-e atfıyla) [4, 6].
  • Yaygın uygulama hataları: Alacaklıların veya vekillerinin, husumeti yanlışlıkla bağlı şirketin (yavru şirketin) yönetim kurulu üyelerine de yöneltmesi. Hâlbuki TTK m. 205 emredici olup, kanuna uygun verilen talimatlara itaat eden bağlı şirket yöneticilerine karşı alacaklıların dava hakkı bulunmamaktadır [3].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde, TTK m. 206 hükmü ve özellikle ikinci fıkrası (alacaklının kötüniyeti/bilmesi gerektiği haller) yoğun tartışmalara konu olmuştur. Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Reha Poroy ekolünün şekillendirdiği şirketler topluluğu felsefesi, ekonomik bütünlük ve tekil hukuki şahsiyet ikilemini çözmeyi hedefler.

Eleştirilen başlıca nokta, TTK m. 206/2'de yer alan "işin niteliği gereği bu durumu bilmesi gerektiği" ibaresinin sınırlarının muğlaklığıdır [4, 7, 8]. Bu ibare, özellikle banka ve finansal kuruluşlar açısından neredeyse mutlak bir "bilmesi gereken kişi" karinesi yaratmakta olup, finansal sektörün grup şirketlerine kredi tahsis politikalarında daraltıcı bir etki yaratmaktadır [7]. Bir diğer doktriner eleştiri ise, m. 206 korumasının sadece "yüzde yüz (%100)" tam hâkimiyet durumunda uygulama alanı bulmasıdır. Hâkimiyetin %99.9 olduğu bir senaryoda TTK m. 203 ve 206 değil, TTK m. 202 (hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması) rejimi devreye girecek olup, bu durum normatif sistematiğin kendi içinde sert sınırlar çizmesine neden olmaktadır. Bu yapay sınırın, alacaklıların korunmasında hakkaniyetsiz sonuçlar doğurabileceği doktrinde ifade edilmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.