Madde 211
Madde 211 - ( 1) Kollektif şirket ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan şirkettir.
Madde 211
Madde 211 - ( 1) Kollektif şirket ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan şirkettir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 211. maddesi, şahıs şirketlerinin prototipi ve en temel formu olan kollektif şirketin yasal tanımını ve kurucu unsurlarını ihtiva etmektedir [1]. Madde metni, mülga 6762 sayılı eTTK m. 153 ile büyük ölçüde paralellik göstermekte olup, ticaret şirketleri sistematiğinde İkinci Kitap, İkinci Kısım, Birinci Bölüm ("Şirketin Niteliği ve Kuruluşu") başlığı altında ilk madde olarak yer almaktadır [1].
Kollektif şirketler, kişi unsurunun, ortaklar arası karşılıklı güvenin (affectio societatis) ve şahsi emek ile gayretin ön planda olduğu, genellikle aile üyeleri veya birbirini yakından tanıyan müteşebbisler arasında kurulan ortaklık yapılarıdır [2]. TTK m. 211, bu ortaklık türünü adi şirketten, komandit şirketten ve sermaye şirketlerinden ayıran temel sınırları çizmektedir. Bu sınırlar; amacın ticari bir işletme işletmek olması, tüzel kişiliğin varlığının bir ticaret unvanı ile taçlandırılması, ortakların yalnızca gerçek kişilerden oluşabilmesi ve sorumluluğun şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamış olmasıdır [1, 3].
Madde metninde yer alan her bir kavram, kollektif şirketin hukuki fizyonomisini oluşturan kurucu ve ayırıcı unsurları temsil etmektedir.
Kollektif şirketin varlık nedeni, bir ticari işletmeyi işletmektir. Bu unsur, kollektif şirketi Türk Borçlar Kanunu'na (TBK) tabi adi şirketlerden ayıran en önemli kriterlerden biridir. Adi şirketler her türlü ekonomik veya ekonomik olmayan amaca yönelebilirken, kollektif şirketin amacı mutlaka TTK m. 11 bağlamında esnaf işletmesi sınırlarını aşan, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı ve bağımsız bir ticari işletme işletmek zorundadır [4].
TTK m. 211, şirketin tüzel kişiliğinin dış dünyadaki yansıması olarak bir "ticaret unvanı" zorunluluğu öngörmektedir [1]. Bu zorunluluk, TTK m. 42 uyarınca, unvanda bütün ortakların veya ortaklardan en az birinin adı ve soyadı ile şirketi ve türünü (Kollektif Şirket) gösterecek bir ibarenin bulunmasını gerektirir [5]. Unvan, hem şirketin tüzel kişiliğinin şahsileştirilmesini hem de sınırsız sorumlu olan ortakların üçüncü kişiler nezdinde bilinirliğini sağlayarak ticari güveni tesis eder [2].
Kanun koyucu, kollektif şirketin kişi unsurunu katı bir şekilde sınırlandırmış ve yalnızca "gerçek kişiler" arasında kurulabileceğini emretmiştir [1]. Bu düzenlemenin ratio legis'i (konuluş amacı), tüzel kişilerin (örneğin bir A.Ş. veya Ltd. Şti.) kollektif şirkete ortak olarak girmesi ihtimalinde, tüzel kişinin arkasındaki ortakların sınırlı sorumluluğu zırhına bürünerek, kollektif şirketin temel felsefesi olan "sınırsız sorumluluk" ilkesinin dolaylı yoldan ihlal edilmesini (tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılmasını) engellemektir. Tüzel kişiler, kollektif şirkete ortak olamazlar [1, 6]. En az iki gerçek kişinin varlığı kurucu unsurdur; azami bir ortak sayısı ise öngörülmemiştir [3, 7].
Maddenin kalbini oluşturan bu unsur, kollektif şirket ortaklarının şirket alacaklılarına karşı "hiçbirinin sorumluluğunun sınırlandırılmamış olması" ilkesidir [1]. Ortaklar, taahhüt ettikleri sermaye payı ile bağlı olmaksızın, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı tüm malvarlıklarıyla sorumludurlar [3]. Bu husus şahıs şirketlerinin kredi tabanının bizzat ortakların şahsi malvarlıklarına dayanmasının bir sonucudur.
TTK m. 211, ticaret hukuku dogmatiği içerisinde çeşitli dikey ve yatay bağlantılara sahiptir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, TTK m. 211 ve bağlantılı olduğu m. 237 hükümleri sıkı sıkıya yorumlanmaktadır. Yargıtay, kollektif şirket ortaklarının sorumluluğunun şahsi, sınırsız ve müteselsil olduğunu kabul etmekle birlikte, bu sorumluluğun "ikinci derecede (fer'i)" niteliğine büyük vurgu yapmaktadır.
Yargıtay kararlarına göre, şirket alacaklısı, kural olarak doğrudan doğruya ortak aleyhine eda (tahsil) davası açamaz veya doğrudan icra takibi başlatamaz. Öncelikle borçlu sıfatını haiz kollektif şirket tüzel kişiliğine müracaat edilmeli ve şirkete yönelik takibin "semeresiz kalması" hukuki olgusu (örneğin aciz vesikası ile) ispatlanmalıdır. Aksi halde, ortaklara karşı doğrudan yöneltilen davalar "husumet (pasif dava ehliyeti)" ve "dava şartı" yokluğu sebebiyle reddedilmektedir. Tüzel kişilik perdesinin ancak kanunun öngördüğü bu tali sorumluluk şartları gerçekleştiğinde aralanabileceği içtihat edilmektedir.
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Ahmet ve Mehmet isimli iki tacir ile "XYZ Tekstil Limited Şirketi", toptan kumaş ticareti yapmak maksadıyla bir araya gelerek "Ahmet, Mehmet ve XYZ Tekstil Ltd. Şti. Kollektif Şirketi" unvanıyla bir şirket kurmak üzere şirket sözleşmesini hazırlayıp noter onayından sonra ticaret siciline tescil başvurusunda bulunmuştur. Hukuki Analiz: TTK m. 211 hükmü çok açık bir biçimde kollektif şirketlerin yalnızca "gerçek kişiler" arasında kurulabileceğini amirdir [1, 3]. Bu emredici kural uyarınca, bir sermaye şirketi olan XYZ Tekstil Limited Şirketi'nin kollektif şirkete ortak olması hukuken olanaksızdır. Sicil müdürü, sözleşmenin kanunun emredici nitelikteki yapısal kuralına aykırı olması sebebiyle tescil talebini reddetmekle yükümlüdür.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): ABC Kollektif Şirketi, tedarikçisi olan Bay (A)'ya vadesi gelmiş 500.000 TL tutarındaki ticari alım-satım borcunu ödememiştir. Bay (A), şirketin ödeme güçlüğü içinde olduğunu duyarak vakit kaybetmemek adına, şirket tüzel kişiliğine herhangi bir icra takibi başlatmadan, zengin bir iş adamı olduğunu bildiği şirket ortaklarından Bay (B)'ye karşı doğrudan icra takibi başlatmış ve şahsi banka hesaplarına haciz ihbarnamesi göndermiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 211, ortakların alacaklılara karşı sınırsız sorumlu olduğunu belirtse de, bu sorumluluğun işletiliş mekanizması TTK m. 237'ye tabidir [1, 11]. TTK m. 237'ye göre şirket borç ve taahhütlerinden dolayı "birinci derecede şirket sorumludur". Ortak Bay (B)'ye karşı takip yapılabilmesi için, şirkete karşı girişilen takibin semeresiz kalması veya şirketin sona ermiş olması şarttır [11]. Olayda bu şartlar gerçekleşmeden doğrudan Bay (B)'ye başvurulduğu için, Bay (B) icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurarak takibin iptalini sağlayabilir.
Türk ticaret hukuku doktrininde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Mehmet Bahtiyar vd.) kollektif şirketin günümüz ticari yaşamındaki işlevselliği ciddi şekilde tartışılmaktadır. TTK m. 211 ile çerçevesi çizilen bu ortaklık yapısı, sınırsız ve müteselsil sorumluluk riski taşıması sebebiyle müteşebbisler tarafından büyük oranda terk edilmiştir [13, 14].
Özellikle 6102 sayılı TTK'nın tek kişilik anonim ve limited şirket kurulumuna cevaz vermesi [15], küçük ölçekli işletme sahiplerinin dahi sınırlı sorumluluk perdesinden yararlanabilmesinin önünü açmıştır. Sınırsız sorumluluk tehdidi altında ticari faaliyette bulunmak, rasyonel bir piyasa aktörü için tercih edilebilir bir durum olmaktan çıkmıştır. Doktrinde bazı yazarlar, TTK sistematiğinde şahıs şirketlerine bu kadar geniş bir yer ayrılmasının (madde 211 ile 303 arası) ekonomik gerçeklikle bağdaşmadığını, kollektif şirketlerin zamanla yalnızca tarihsel ve dogmatik bir değer olarak Kanun'da kalacağını ileri sürmektedir.
Bununla birlikte, kanun koyucunun m. 211'de "gerçek kişi" sınırlandırmasını koruması isabetli bulunmakta, sorumluluk illiyetinin ve ticari riskin şeffaf bir şekilde üstlenilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Sınırsız sorumluluk mekanizmasının şirket alacaklıları nezdinde yarattığı emniyet, şahıs şirketlerinin dogmatik zeminini haklı kılmaya devam etmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.