1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 220. maddesi, şahıs şirketlerinin en tipik örneği olan kollektif şirketlerde, yönetim yetkisinin sonradan alınan bir kararla bir ortağa bırakıldığı hâllerde, bu yetkinin geri alınması usulünü düzenlemektedir. Kollektif şirketler, ortakların birbirlerini tanıdığı, sıkı bir güven ilişkisine dayanan ve kural olarak her ortağın yönetim hak ve görevine sahip olduğu (TTK m. 218/1) şirket türleridir [1-3].
Kanun koyucu, kollektif şirketlerde yönetim yetkisinin devrini iki farklı usule bağlamıştır: Yönetim işleri şirket sözleşmesiyle (kuruluş aşamasında veya sözleşme değişikliğiyle) bir ortağa verilebilir (TTK m. 219) yahut şirket sözleşmesi yapıldıktan sonra alınan bağımsız bir kararla bir ortağa bırakılabilir (TTK m. 220) [4-6]. TTK m. 220 hükmü, yönetim yetkisinin şirket sözleşmesi dışında, sonradan alınan bir "ortaklar kurulu kararı" ile devredildiği ihtimali düzenlemektedir. Bu ihtimalde, yönetici ortağın görevden alınması, TTK m. 219'a kıyasla daha esnek bir usule (çoğunluk kararına) bağlanmıştır [5]. Şayet ortaklar arasında çoğunluk sağlanamazsa, yönetim işlerini yürüten ortağın şirket sözleşmesini ihlali veya olayda "haklı sebep" bulunması şartıyla mahkeme kararına başvurulabilmesi öngörülmüştür [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Şirket Sözleşmesi Yapıldıktan Sonra Alınan Karar
Kollektif şirketlerde ortaklar, kendi aralarında alacakları bir kararla şirket yönetimini ortaklardan birine veya birkaçına bırakabilirler [2, 6]. TTK m. 220'nin uygulama alanı bulabilmesi için, bu görevlendirmenin esas sözleşmede yer alan kurucu bir hükümle değil, sonradan alınan bir kararla yapılmış olması şarttır [5]. Zira sözleşme ile atanan yöneticinin görevden alınması TTK m. 219 uyarınca ancak haklı sebeplerin varlığında ve mahkeme kararıyla mümkündür [4].
2.2. Ortakların Çoğunluğunun Kararı
Madde metninde ifade edilen "çoğunluk", kural olarak TTK m. 226/3 uyarınca kişi sayısına göre (şirketteki ortakların salt çoğunluğu) belirlenen çoğunluktur [7, 8]. Zira kollektif şirketlerde aksi kararlaştırılmadıkça "her ortak bir oy hakkını haizdir" (TTK m. 226/1) [7]. Dolayısıyla, yönetici olarak sonradan atanan ortak, ortakların (kendisinin de dâhil olduğu toplam sayının) salt çoğunluğunun kararıyla her zaman, hiçbir haklı sebep gösterilmeksizin görevden alınabilir [5].
2.3. Şirket Sözleşmesinin İhlali ve Haklı Sebep
Çoğunluğun elde edilemediği (örneğin iki ortaklı bir şirkette eşitlik olması veya çok ortaklı bir yapıda yeterli nisabın sağlanamaması) durumlarda, her bir ortağın mahkemeye başvurma hakkı mevcuttur [5]. Ancak bu başvuru, "şirket sözleşmesinin ihlali" veya "haklı sebep" olgusuna dayandırılmalıdır.
Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi yazarların da vurguladığı üzere haklı sebep, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hâle getiren durumlar bütünüdür [9, 10]. TTK m. 245 bağlamında; ortağın şirkete ihanet etmesi, asli görevlerini yerine getirmemesi, şirket unvanını veya mallarını kişisel menfaatleri uğruna kötüye kullanması veya sürekli bir hastalık nedeniyle ehliyetini kaybetmesi gibi durumlar, haklı sebep teşkil eden mutlak örneklerdendir [11-14].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 218 ve 219 (Yönetim Hakkının Kapsamı ve Görevden Alma): TTK m. 220, m. 218'de düzenlenen kanuni yönetim hakkının bir sapması olup, m. 219'da yer alan "sözleşme ile atama" usulünün zıddı mahiyetindedir. Sözleşme ile atamada (m. 219) görevden alma yalnızca mahkeme kararıyla ve haklı sebeple yapılabilirken, m. 220'de asıl olan ortakların çoğunluk kararıdır [1, 4, 5].
- TTK m. 226 (Oy Hakkı ve Çoğunluk): Maddede bahsi geçen "çoğunluk" kavramı, TTK m. 226'da yer alan ve her ortağın eşit tek oya sahip olduğu kuralıyla birlikte yorumlanmalıdır [7, 8].
- TTK m. 245 (Haklı Sebepler): Kollektif şirketlerde ortaklık ilişkisinin temelinden sarsılmasını ifade eden haklı sebep kavramı, TTK m. 220'deki "haklı sebep" iddiası ile mahkemeye başvurulmasında kıyasen dikkate alınacak ana normdur [11-13].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı): Yönetici ortağın görevden alınması veya bu amaçla mahkemeye başvurulması, hakkın kötüye kullanılması yasağı sınırları içinde cereyan etmelidir [15, 16].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, kollektif ve benzeri şahıs şirketlerinde yöneticinin görevden alınması ve haklı sebep olgusu titizlikle incelenmektedir. Yargıtay (örneğin 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında), yöneticinin şirket kasasından kendi menfaatine harcama yapmasını, rekabet yasağını ihlal etmesini, defterlerin usulüne uygun tutulmamasını ve ortaklar arasındaki güven bağının (affectio societatis) onarılamaz biçimde zedelenmesini "haklı sebep" olarak kabul etmektedir [17-19]. Ayrıca Yargıtay, haklı sebebin varlığı değerlendirilirken salt iddiaların yeterli olmadığını, şirket ticari defterleri ve kayıtları üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini vurgulamaktadır [20].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Dört ortaklı (A, B, C, D) bir kollektif şirkette, şirket kuruluşu sırasında esas sözleşmede herhangi bir yönetici atanmamış ve kanun gereği tüm ortakların idare yetkisine sahip olduğu bir yapı benimsenmiştir. İki yıl sonra, ortaklar kurulu kararıyla yalnızca "A" şirket müdürü olarak görevlendirilmiştir. Bir süre sonra "A"nın şirketi zarara uğrattığını düşünen B, C ve D toplanarak aldıkları bir kararla "A"yı görevden almışlardır. "A", görevden almanın haksız olduğu ve mahkeme kararı gerektiği iddiasıyla itiraz etmiştir.
Hukuki analiz: Somut olayda "A", TTK m. 220 uyarınca esas sözleşme ile değil, "sözleşme yapıldıktan sonra alınan bir kararla" yönetici olarak yetkilendirilmiştir. Bu doğrultuda, görevden alınması için mahkeme kararına veya haklı bir sebebin varlığına ihtiyaç yoktur; ortakların salt çoğunluğunun kararı yeterlidir [5, 6]. B, C ve D, salt çoğunluğu sağladıklarından "A"nın görevden alınması işlemi hukuka uygundur.
Olay 2:
Eşit paya ve eşit oya sahip iki ortaklı (X ve Y) bir kollektif şirkette, şirket kuruluşundan bir süre sonra alınan kararla "X" yönetici kılınmıştır. "X", yetkilerini kullanarak şirketin müşteri portföyünü kendi kurduğu başka bir şahıs şirketine yönlendirmeye başlamıştır (rekabet yasağı ihlali ve şirkete ihanet). "Y", "X"i görevden almak istemektedir; ancak "X" bu karara katılmamaktadır.
Hukuki analiz: İki ortaklı bir yapıda çoğunluk sağlanamadığı için "Y"nin tek başına alacağı bir karar ile "X"i görevden alması mümkün değildir. Ancak "Y", TTK m. 220'nin ikinci cümlesi gereğince asliye ticaret mahkemesine başvurarak, "X"in eylemlerinin sözleşmeyi ihlal ettiğini ve şirkete ihanet (TTK m. 245/1-a) bağlamında "haklı sebep" oluşturduğunu ispat ederek, ilgili yönetici ortağın görevden alınmasını talep edebilir [5, 13, 14, 21].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TTK m. 220 uyarınca çoğunluk sağlanamadığı ihtimalde mahkemeye başvuran ortak, yöneticinin şirket sözleşmesini ihlal ettiğini veya haklı sebebin varlığını somut, hukuka uygun delillerle (ticari defterler, bilirkişi raporu, hesap dökümleri) ispat etmekle yükümlüdür (HMK m. 190) [22].
- Zamanaşımı / Süreler: Yönetici ortağın mahkeme kararıyla görevden alınmasına ilişkin bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı kanunda özel olarak öngörülmemiştir. Ancak doktrinde ve Yargıtay uygulamasında, ihlalin veya haklı sebebin öğrenilmesinden itibaren makul bir süre içinde (TMK m. 2 dürüstlük kuralı gereği) davanın açılması gerektiği, uzun süre sessiz kalındıktan sonra davanın açılmasının hakkın kötüye kullanılması sayılacağı kabul edilmektedir [16].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlık, şirket iç ilişkisinden ve ortaklık haklarından kaynaklandığı için nispi ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4). Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [23-26].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık yapılan hata, TTK m. 219 (sözleşmeyle atanma) ile TTK m. 220'nin (kararla atanma) birbirine karıştırılmasıdır. Yöneticinin esas sözleşme ile atandığı hâllerde dahi, ortakların çoğunluk kararı ile görevden alınabileceği yanılgısına düşülerek hukuken geçersiz organ kararları alınmakta ve ticaret sicilinde tescil krizleri yaşanmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun kollektif şirket yönetimine ilişkin benimsediği bu ikili yapı (TTK m. 219 ve m. 220), doktrinde Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi yazarlar tarafından şahıs şirketlerinin kurumsal doğası perspektifinden ele alınmaktadır. Kanun koyucunun, esas sözleşme ile atanan yöneticiye çok daha güçlü bir zırh sağladığı (TTK m. 219) görülürken, sonradan atanan yöneticinin durumunu daha zayıf (TTK m. 220) konumlandırdığı açıktır.
Esas sözleşme serbestisi kapsamında, sözleşmeyle atanan yöneticinin adeta kurucu iradeyle kaynaştığı varsayılmakta ve korunması öngörülmektedir. Buna karşın, m. 220'deki düzenleme ile "sonradan verilen görevin sonradan kolayca alınabileceği" (yetkide ve usulde paralellik ilkesi) kabul edilmiştir. Ancak doktrindeki bir takım görüşlere göre; şirket sözleşmesinde değil ama, kuruluş esnasında sonradan alınan ilk kararla da şirket yöneticisinin tayin edilmesi oldukça yaygındır ve bu durumdaki yöneticinin yalnızca salt çoğunlukla görevden alınabilmesi, azınlık ortaklar bakımından (şayet yönetici azınlıktan ise) bir güvence zafiyeti doğurmaktadır. Kanun koyucunun mahkemeye başvuru (haklı sebep) imkânını sadece çoğunluk elde edilemeyen durumlara indirgemesi, çoğunluğun tahakkümünü kolaylaştırdığı yönünden eleştiriye açıktır. "Haklı sebep" kavramının sınırlarının kanunda net çizilmemiş olması, geniş bir yargısal takdir yetkisi yaratmakta; bu da ticari hayatta beklenen belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından zaman zaman zafiyet yaratmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.