4. Diğer ortakların itirazı
Madde 222 - (1) Yönetim şirket sözleşmesiyle bir ortağa verilmişse, bu ortak, diğer ortaklar itiraz etseler ve karşı çıksalar bile, hileye dayalı olmamak şartıyla, şirketin yönetimi için gereken işlemleri yapabilir.
4. Diğer ortakların itirazı
Madde 222 - (1) Yönetim şirket sözleşmesiyle bir ortağa verilmişse, bu ortak, diğer ortaklar itiraz etseler ve karşı çıksalar bile, hileye dayalı olmamak şartıyla, şirketin yönetimi için gereken işlemleri yapabilir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 222. maddesi, İkinci Kitap (Ticaret Şirketleri), İkinci Kısım (Kollektif Şirket), İkinci Bölüm (Ortaklar Arasındaki İlişkiler) başlığı altında ve "Şirketin yönetimi" alt başlığının bir parçası olarak düzenlenmiştir [1-3]. Kollektif şirketler, nitelikleri gereği birbirlerine yüksek bir şahsi güven duyan ortakların bir araya gelmesiyle kurulan şahıs şirketleridir [4, 5]. Bu güven ilişkisinin doğal bir yansıması olarak, TTK m. 218 hükmü uyarınca kural olarak her ortağın şirketi tek başına yönetme hakkı ve görevi bulunmaktadır [2].
Ancak kanun koyucu, ticari hayatın gerektirdiği pratiklik, hız ve istikrarı sağlamak amacıyla bu kuralın aksinin kararlaştırılmasına izin vermiştir. Yönetim işleri, şirket sözleşmesiyle veya ortakların sonradan alacağı bir kararla ortaklardan birine, birkaçına veya tümüne bırakılabilir [2]. İşte TTK m. 222 hükmü, yönetim yetkisinin şirket sözleşmesiyle (esas sözleşmeyle) tek bir ortağa verildiği ihtimali düzenlemektedir [3].
Maddenin temel amacı (ratio legis), şirket sözleşmesiyle kurumsal bir yapıya kavuşturulmuş olan "yönetici ortak" statüsünün, idare yetkisine sahip olmayan diğer ortakların keyfi, yersiz veya şirketin olağan işleyişini sekteye uğratacak nitelikteki müdahalelerine karşı korunmasıdır. Şirket sözleşmesiyle idareci kılınan ortak, kural olarak şirketin olağan ticari faaliyetlerini sürdürürken diğer ortakların onayına veya icazetine muhtaç değildir; dahası, diğer ortaklar bu işlemlere açıkça itiraz etseler dahi, işlem "hileye dayalı olmadığı" sürece geçerli olarak tekemmül ettirilebilir [3]. Bu düzenleme, işlem güvenliğini ve üçüncü kişilerin iyiniyetini korumanın yanı sıra, şirketin karar alma mekanizmasının kilitlenmesini engellemek için doktrinde oldukça mühim bir emniyet sübabı olarak değerlendirilmektedir.
TTK m. 222'nin uygulama alanı bulabilmesinin ön koşulu, yönetim hakkının "şirket sözleşmesiyle" (kuruluş aşamasında veya sonradan şirket sözleşmesi değiştirilerek) tek bir ortağa tahsis edilmiş olmasıdır [3]. Yönetim görevinin şirket sözleşmesiyle verilmesi durumu, sonradan alınacak olağan bir ortaklar kurulu kararıyla verilmesi (TTK m. 220) durumundan hukuki nitelik ve sonuçları itibarıyla kesin çizgilerle ayrılır [6, 7]. Şirket sözleşmesiyle atanan yönetici ortağın statüsü adeta zırhlıdır; zira TTK m. 219 uyarınca bu ortağın yönetim hakkı diğer ortaklar tarafından tek taraflı olarak sınırlandırılamaz ve bu ortak haklı sebep (ağır ihmal, basiretsizlik vb.) olmadıkça görevden alınamaz [6]. TTK m. 222, bu idari özerkliğin fiili ve operasyonel yansımasını teşkil etmektedir.
Madde metninde yer alan "diğer ortaklar itiraz etseler ve karşı çıksalar bile" ibaresi, idareci olmayan ortakların şirket yönetimine müdahale imkânını kural olarak ortadan kaldırmaktadır [3]. Eğer şirkette birden fazla yönetici ortak bulunsaydı, TTK m. 221 uyarınca yönetici ortaklardan birinin yapacağı işleme diğer yönetici ortağın itiraz etmesi, o işlemin yapılmasını durdurabilecek ve konunun ortaklar kuruluna taşınmasını gerektirecekti [7, 8]. Ancak TTK m. 222'nin konusu olan "tek yönetici ortağın varlığı" senaryosunda, idare yetkisi bulunmayan ortakların yapacağı itirazlar hukuki bir sonuç doğurmaz ve yönetici ortağın işlem yapma ehliyetini veya bu işlemin şirket (tüzel kişilik) üzerindeki bağlayıcılığını sakatlamaz.
Maddenin yönetici ortağa tanıdığı mutlak gibi görünen bu yetkinin tek ve en önemli yasal sınırı, işlemin "hileye dayalı olmaması"dır [3]. Doktrinde buradaki "hile" kavramı, dar anlamda Borçlar Hukuku m. 36'daki irade sakatlığı hâli olan hileden ziyade; dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırılık, şirketin içini boşaltma, şahsi menfaat temini (self-dealing), şirket malvarlığını hileli yollarla üçüncü kişilere aktarma (hortumlama) veya diğer ortaklara bilerek zarar verme kastı taşıyan her türlü kötüniyetli işlem olarak geniş yorumlanmaktadır [3]. Şayet yönetici ortak hileli bir işlem tesis etmeye kalkışırsa, diğer ortakların itirazı hukuki nitelik kazanır ve bu itiraz işlemi durdurma kudretine sahip olur. Bu durum, hukuk düzeninin hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağı yönündeki evrensel kuralın (TMK m. 2/2) kollektif şirketler hukukundaki izdüşümüdür.
TTK m. 222, yönetici ortağın "şirketin yönetimi için gereken işlemleri" yapabileceğini hükme bağlar [3]. Bu ifade, TTK m. 223'te sınırları çizilen "yönetimin kapsamı" ile doğrudan bağlantılıdır [3, 9]. Yönetici ortağın itiraza rağmen yapabileceği işler, "şirketin amacını ve konusunu elde etmek için yapılması gereken olağan işlem ve işler" ile sınırlıdır [3]. Eğer yapılacak işlem; bağışta bulunmak, kefil olmak, taşınmaz satmak, şirketin özüne ilişkin üretim araçlarını elden çıkarmak gibi TTK m. 223'te sayılan "olağanüstü" işlerden ise, bu durumda TTK m. 222 hükmü koruma sağlamaz; zira olağanüstü işlemler için her hâlükârda tüm ortakların (yönetici olsun veya olmasın) "oybirliği" şarttır [9, 10].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarında, şahıs şirketlerindeki (kollektif ve komandit) yönetici ortakların şirket kazancıyla yaptıkları işlemler ve itiraz hakları katı sınırlar çerçevesinde değerlendirilmektedir [12, 13]. Yargıtay; şirketi temsil ve idareye yetkili ortağın, yetkisini kullanırken sadakat ve özen borcu (TTK m. 230 vd. rekabet yasağı hükümleri) çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini vurgular [14].
Özellikle hile iddiasının bulunduğu durumlarda Yargıtay, diğer ortakların itirazının şirket sözleşmesindeki yönetsel hiyerarşiyi aşan bir "haklı sebep" teşkil ettiğini ve yöneticinin hileli eylemlerinin tespiti halinde sadece yapılan işlemin engellenmesiyle kalınmayıp, TTK m. 219 kapsamında yönetici ortağın görevden alınmasının (azlinin) da haklı hale geleceğini hükme bağlamaktadır [6]. Bunun yanı sıra, Yargıtay kararlarında, işletme konusu dışına çıkılan veya TTK m. 223 anlamında olağanüstü sayılan işlerde [3, 9], yönetici ortağın tek başına karar alamayacağı ve diğer ortakların rızasının (oybirliğinin) aranacağı kati surette ifade edilmektedir.
Olay 1: Kollektif şirketin ortaklarından (A), şirket kuruluş sözleşmesi uyarınca "tek yetkili yönetici ortak" olarak atanmıştır. Şirketin faaliyet konusu tekstil ürünleri imalatıdır. (A), yaklaşan kış sezonu için yüksek miktarda pamuk ipliği hammadde alımı yapmak üzere X A.Ş. ile sözleşme hazırlığındadır. Şirketin idare yetkisi bulunmayan diğer ortakları (B) ve (C), pamuk fiyatlarının önümüzdeki ay düşeceğini ileri sürerek bu sözleşmenin yapılmasına şiddetle itiraz etmekte ve karşı çıkmaktadır. Hukuki analiz: Somut olayda hammadde alımı, şirketin amacını gerçekleştirmek için yapılması gereken olağan bir ticari işlemdir (TTK m. 223). Sözleşmede herhangi bir hile (muvazaa, şirket içini boşaltma vb.) kastı bulunmamaktadır. Bu itibarla TTK m. 222 açıkça uygulanır [3]. (B) ve (C)'nin itirazlarına rağmen (A), şirketi temsilen sözleşmeyi akdedebilir ve bu işlem şirketi bağlar. (B) ve (C)'nin itirazı hukuki bir netice doğurmaz.
Olay 2: Yine tek yetkili yönetici ortak olan (A), şirketin piyasa değerinin çok altında bir bedelle, şirketin tek üretim tesisi konumundaki gayrimenkulü, gizli ortağı olduğu bir başka paravan şirkete satmak üzere işlem başlatmıştır. (B) ve (C) durumu öğrenir ve derhal işleme itiraz eder. Hukuki analiz: Bu olayda karşımıza iki hukuki engel çıkmaktadır. Birincisi; fabrika binasının satımı TTK m. 223/2 kapsamında "olağanüstü" bir işlem olup, (A) bunu zaten tek başına yapamaz, ortakların oybirliği şarttır [9]. İkincisi; varsayalım ki satılan varlık olağan bir ticari mal dahi olsa, işlem açıkça "hileye dayalı"dır (şirket malvarlığını paravan şirkete aktarma kastı) [3]. Dolayısıyla TTK m. 222'nin koruma kalkanı kalkar. (B) ve (C)'nin itirazı geçerli olup işlem durdurulabilir ve (A) hakkında TTK m. 219 uyarınca görevden alınması için mahkemeye başvurulabilir [6].
Türk Ticaret Kanunu m. 222, şahıs şirketlerindeki kurumsal idare mantığını güçlendiren pragmatik bir hükümdür. Doktrinde bu düzenleme, idareci ortağa ticari kararlarını cesaretle alabilmesi için gereken inisiyatif alanını ("Business Judgment Rule" felsefesinin şahıs şirketlerindeki mikro yansıması olarak) tanıdığı için desteklenmektedir.
Ancak hükmün zayıf noktası, "hileye dayalı olmamak" şartının muğlaklığıdır. Kanun koyucunun "hile" kavramıyla neyi kastettiği lafzi bir yoruma bırakılmıştır. İdare yetkisine sahip olmayan ortakların, şirketin açıkça zarar edeceği ancak teknik anlamda "hile" sayılamayacak kadar gri alanda kalan son derece basiretsiz işlemler karşısında tamamen çaresiz bırakılması eleştiri konusudur. Her ne kadar bu durumda ortaklar TTK m. 219 uyarınca mahkemeye başvurarak yöneticinin azlini isteyebilecek olsalar da [6], mahkeme süreci boyunca geçecek sürede şirketin telafisi imkânsız zararlara uğraması riski mevcuttur. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, "hile" kavramı yerine daha geniş bir koruma sağlayan "açıkça dürüstlük kuralına aykırılık veya ağır basiretsizlik" gibi bir ibarenin kullanılması, ortaklar arası menfaat dengesini (nimet-külfet dengesi) daha adil bir zemine oturtabilir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.