Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 231

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**II

  • Aykırı hareket**

Madde 231 - (1) Bir ortak 230 uncu maddeye aykırı hareket ederse, şirket, bu ortaktan tazminat istemekte veya tazminat yerine bu ortağın kendi adına yaptığı işleri şirket adına yapılmış saymakta, üçüncü kişilerin hesabına yapmış olduğu işlerden doğan menfaatlerin şirkete bırakılmasını istemekte serbesttir. (2) Bu seçeneklerden birine diğer ortaklar çoğunlukla karar verir. Bu hak, bir işlemin yapıldığının veya ortağın diğer bir şirkete girdiğinin öğrenildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde işlemin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl sonra zamanaşımına uğrar. (3) Yukarıdaki hükümler, hakları ihlal edilen ortakların, şirketin feshini istemek haklarını etkilemez. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Şirketin ve Ortakların Üçüncü Kişilerle İlişkileri A) Tüze l kişiliğin kazanılması


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Birinci Bölümünde yer alan şahıs şirketlerine (özellikle kollektif şirketlere) ilişkin düzenlemeler içerisinde konumlandırılan 231. madde, ticaret ortaklıkları hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "sadakat yükümlülüğünün" somut bir görünümü olan rekabet yasağının ihlali hâlinde uygulanacak yaptırımları düzenlemektedir [1-3].

Kanun koyucu, TTK m. 230 ile kollektif şirket ortaklarına kural olarak rekabet yasağı getirmiş; m. 231 ile de bu yasağa aykırı hareket edilmesinin hukuki sonuçlarını, ortaklığın sahip olduğu seçimlik haklar çerçevesinde tayin etmiştir [2, 3]. Hüküm, şirket menfaatlerinin, kişisel menfaatlerini şirket menfaatlerinin önüne koyan ortağa karşı korunmasını amaçlamaktadır. Madde metninde yer alan yaptırımlar, sadece bir tazminat talebinden ibaret bırakılmamış; ihlal eden ortağın elde ettiği ekonomik değerlerin doğrudan şirketin malvarlığına dâhil edilmesine imkân tanıyan yenilikçi ve alternatifli bir koruma mekanizması öngörülmüştür [3]. Bu düzenleme, ortaklar arasındaki karşılıklı güven (fides) unsurunun şahıs şirketlerindeki hayati öneminin bir tezahürüdür.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Tazminat İstemi

Rekabet yasağını ihlal eden ortağa karşı başvurulabilecek ilk yol, şirketin uğradığı zararın tazmininin talep edilmesidir [3]. Bu talep, genel hükümler çerçevesinde bir haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık (şirket sözleşmesinin ihlali) temeline dayanır. Tazminatın istenebilmesi için, rekabet yasağına aykırı fiil sonucunda şirketin malvarlığında bir azalma veya kâr mahrumiyeti (yoksun kalınan kazanç) şeklinde bir zararın meydana gelmiş olması ve bu zarar ile ortağın fiili arasında illiyet bağının bulunması şarttır.

2.2. İşlemin Şirket Adına Yapılmış Sayılması

Kanun koyucu, tazminat talebinin ispat zorluklarını ve zararın tam olarak hesaplanamaması riskini bertaraf etmek amacıyla şirkete ikinci bir seçimlik hak sunmuştur: Ortağın kendi adına yaptığı işlerin şirket adına yapılmış sayılmasını talep etmek [3]. Bu hak kullanıldığında, rekabet yasağını ihlal eden ortağın kendi nam ve hesabına üçüncü kişilerle kurduğu hukuki ilişkiler, başından itibaren (ex tunc) şirket adına kurulmuş gibi kabul edilir ve bu işlemlerden doğan tüm aktif değerler şirketin malvarlığına dâhil olur.

2.3. Menfaatlerin Şirkete Bırakılması

Ortağın rekabet teşkil eden eylemi üçüncü bir kişi (örneğin rakip bir firma) hesabına yapılmışsa, ortada doğrudan devralınacak bir ticari işlemden ziyade, ortağın bu aracılık veya hizmeti karşılığında elde ettiği bir menfaat (komisyon, ücret, prim vb.) söz konusu olur. TTK m. 231/1, bu ihtimali de kapsayarak "üçüncü kişilerin hesabına yapmış olduğu işlerden doğan menfaatlerin şirkete bırakılmasını" isteme hakkını tanımıştır [3].

2.4. Karar Organı ve Çoğunluk

TTK m. 231/2 uyarınca, sayılan üç seçimlik haktan hangisinin kullanılacağına "diğer ortaklar çoğunlukla karar verir" [3]. Burada kastedilen çoğunluk, rekabet yasağını ihlal eden ortak dışındaki ortakların kişi (kelle) sayısına göre salt çoğunluğudur. İhlal eden ortağın bu oylamaya katılması, hukukun genel ilkelerinden olan "hiç kimsenin kendi davasının yargıcı olamayacağı" (nemo iudex in causa sua) kuralı gereğince mümkün değildir [4].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 230 (Kollektif Şirkette Rekabet Yasağı): TTK m. 231'in ön koşulu ve hukuki dayanağıdır. Bir ortağın izinsiz olarak şirketin yaptığı ticari işler türünden bir işi yapması veya aynı tür işlerle uğraşan bir şirkete sınırsız sorumlu ortak olarak girmesi hâlinde m. 231 tetiklenir [2, 3].
  • TTK m. 396 (Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Rekabet Yasağı): Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağının ihlali hâlinde uygulanacak yaptırımlar, TTK m. 396'da kollektif şirketlerdeki m. 231'e son derece benzer bir şekilde düzenlenmiştir [5, 6]. Orada da tazminat, işlemin şirket adına yapılmış sayılması ve menfaatlerin devri seçenekleri mevcuttur [6].
  • TTK m. 613 ve 626 (Limited Şirketlerde Sadakat ve Rekabet Yasağı): Limited şirketlerde kural olarak şirket sözleşmesiyle rekabet yasağı öngörülebilirken (m. 613), müdürler için kanuni bir rekabet yasağı (m. 626) öngörülmüştür [7-9]. Bu ihlallerin sonuçları bakımından da şahıs şirketlerindeki temel ilkelere atıflar veya benzer mantık silsileleri işletilmektedir.
  • TTK m. 245 (Haklı Sebeple Fesih): TTK m. 231/3 açıkça belirtmektedir ki, rekabet yasağının ihlali durumunda yukarıdaki seçimlik hakların kullanılması, ortakların TTK m. 245 çerçevesinde "şirketin feshini istemek haklarını etkilemez" [10]. Bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirkete ihanet etmesi, kanunda haklı fesih sebebi olarak ayrıca zikredilmiştir [11].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, şirket ortaklarının sadakat yükümlülüğü ve rekabet yasağına aykırı fiilleri, ortaklık ilişkisinin temelini oluşturan güvenin (affectio societatis) ağır bir ihlali olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri, rekabet yasağının ihlaline bağlanan seçimlik hakların kullanımında kanunda öngörülen sürelerin hak düşürücü nitelikte olup olmadığı tartışmasını zaman zaman gündeme getirse de, kanunun lafzında yer alan "zamanaşımına uğrar" [3, 10] ifadesi doğrultusunda işlem yapılmaktadır. İçtihatlarda, diğer ortakların ihlali öğrendiği tarihin ispatında objektif kriterlerin (örneğin rakip şirketin ticaret siciline tescili veya ticari defterlere işlenen kayıtlar) esas alındığı görülmektedir. Ayrıca Yargıtay, şirketin hem feshi davası açıp hem de ihlal eden ortaktan menfaatlerin devrini veya tazminatı aynı anda talep edebileceğini içtihatlarında kabul etmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Seçimlik Hakkın Kullanımı): A, B ve C tarafından kurulan bir ayakkabı imalatı kollektif şirketinde, A, diğer ortakların haberi olmaksızın kendi adına bir başka ayakkabı üretim atölyesi kurmuş ve piyasaya yüklü miktarda mal satarak büyük bir kazanç elde etmiştir. Durumu öğrenen B ve C, TTK m. 231 kapsamında bir karar almak istemektedir. Hukuki analiz: A'nın eylemi TTK m. 230'un açık ihlalidir [2]. B ve C, salt çoğunlukla (ihlal eden A hariç 2 kişi olarak) A'nın kendi atölyesinden elde ettiği kazancı "şirket adına yapılmış sayarak" doğrudan şirkete bırakılmasını talep edebilirler [3]. Bu talep, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay içinde kullanılmalıdır [3].

Olay 2 (Fesih ve Tazminatın Yarışması): Bir kollektif şirkette ortak olan D, şirketin müşteri portföyünü kullanarak rakip bir limited şirkete müşteri yönlendirmiş ve komisyon almıştır. Diğer ortaklar durumu öğrendikten 5 ay sonra hem şirketin feshini hem de D'nin aldığı komisyonların şirkete devrini talep etmişlerdir. Hukuki analiz: TTK m. 231/2 uyarınca menfaatlerin devrini talep hakkı, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay geçmekle zamanaşımına uğrar [3]. Bu nedenle 5 ay sonra açılan menfaatlerin devri/tazminat davası zamanaşımı def'ine takılacaktır. Ancak TTK m. 231/3 gereğince, bu sürenin kaçırılmış olması hakları ihlal edilen ortakların "haklı sebeple şirketin feshini" (TTK m. 245) istemelerine engel değildir [10, 11]. Fesih davası süreye bağlı olmaksızın (dürüstlük kuralı sınırları içinde) açılabilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Seçimlik hakların kullanılmasına dair oylamanın usulüne uygun yapıldığının ve rekabet yasağına aykırı fiilin varlığının ispat yükü, iddia eden ortaklara/şirkete aittir. İhlalin öğrenilme tarihine ilişkin ispat ise sürenin başlangıcı açısından kritik öneme sahiptir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Kanun koyucu bu hakların kullanımını son derece kısa sürelere bağlamıştır: İşlemin yapıldığının veya diğer şirkete girildiğinin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde işlemin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl [3, 10]. Madde metni açıkça "zamanaşımına uğrar" demektedir [10].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Şirket ortakları arasındaki rekabet yasağı ve sadakat yükümlülüğünden doğan davalar mutlak ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4). Bu nedenle görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [12, 13]. Yetkili mahkeme ise kural olarak şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, ihlal eden ortağın şirket faaliyetlerinden uzaklaştırılması veya fesih davası açılması ile yetinilip, TTK m. 231'in sağladığı ekonomik değerleri (menfaatleri) şirkete kazandırma imkânının 3 aylık kısa süre nedeniyle kaçırılması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Ayrıca bu kararın alınması için oybirliği aranması gerektiği yanılgısına düşülebilmektedir; oysa kanun "çoğunluk" aramaktadır [3].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde, TTK m. 231/2'de (ve anonim şirketler için benzer nitelikteki m. 396'da [6]) yer alan üç aylık ve bir yıllık sürelerin niteliği tartışmalıdır. Kanun metni açıkça "zamanaşımına uğrar" [10, 14] ifadesini kullansa da, birçok akademisyen, şirketler hukukundaki yenilik doğuran hakların ve yönetim içi müdahale imkânlarının doğası gereği bu sürenin "hak düşürücü süre" olması gerektiğini savunmaktadır. Zira kısa sürelerin amacı, şirket içi belirsizliğin hızla ortadan kaldırılmasıdır ve zamanaşımının durması/kesilmesi gibi kurumların (TBK hükümleri) bu kısa sürelere uygulanması, yasa koyucunun sürat amacı ile çelişmektedir.

Ayrıca, "çoğunlukla karar verir" [3] ifadesi doktrinde olumlu bulunmakla beraber, iki ortaklı kollektif şirketlerde bu kuralın nasıl işleyeceği pratik bir meseledir. İki ortaklı yapılarda, bir ortağın ihlali hâlinde diğer "tek" ortağın kararı salt çoğunluk sayılacak ve şirket adına ilgili seçimlik hakkı doğrudan kullanabilecektir. Bu hâlde dahi, temsil yetkisinin ve şirket içi dengelerin korunması adına, kanunun açık, hızlı ve esnek bir enstrüman sunduğu aşikârdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.