Madde 232
Madde 232 - (1) Kollektif şirket ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Aksine sözleşme üçüncü kişilere karşı geçersizdir.
Madde 232
Madde 232 - (1) Kollektif şirket ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Aksine sözleşme üçüncü kişilere karşı geçersizdir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 232 hükmü, kollektif şirketlerin tüzel kişilik kazanma anını ve bu husustaki emredici kuralın üçüncü kişilerle olan ilişkilere yansımasını düzenleyen temel nitelikte bir normdur [1, 2]. Madde, TTK'nın "Şirketin ve Ortakların Üçüncü Kişilerle İlişkileri" başlıklı Üçüncü Bölümü altında sistematize edilmiş olup, dış ilişki bağlamında şirket tüzel kişiliğinin kesin doğum anını tescil işlemine bağlamıştır [1, 2].
Ticaret şirketlerinin tüzel kişilik kazanması temelde; yazılı şirket sözleşmesinin yapılması, imzaların noterce onaylanması (veya ticaret sicili müdürü huzurunda imzalanması) ve nihayetinde ticaret siciline tescil ve ilan aşamalarından oluşmaktadır [3]. TTK m. 125 uyarınca tüm ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olmakla birlikte [4], bu hukuki statünün ne zaman doğacağı m. 232 ile kollektif şirketler özgülünde "ticaret siciline tescil" anı olarak somutlaştırılmıştır [1, 2]. Tescilden evvel şirketin tüzel kişiliği bulunmamaktadır [3]. İlan işleminin ise tüzel kişiliğin kazanılmasına herhangi bir ihdasi (kurucu) etkisi bulunmayıp, yalnızca şirket sözleşmesini üçüncü kişilere duyurma ve aleniyeti sağlama işlevi taşıdığı doktrin ve kanun sistematiği tarafından kabul edilmektedir [3, 5].
Tüzel kişilerin hayatlarının başlangıcı, gerçek kişilerdeki gibi biyolojik bir olaya değil, normatif sistemin öngördüğü hukuki bir işleme dayanmaktadır [6]. Bu itibarla, TTK m. 232 hükmü, tescilin kurucu (ihdasi) etkisini benimseyerek hukuki işlem güvenliğini ve alacaklıların korunması ilkesini tahkim etmektedir. Maddenin ikinci cümlesi olan "Aksine sözleşme üçüncü kişilere karşı geçersizdir" ibaresi, tescilin kurucu etkisini mutlak emredici bir kural olarak konumlandırmakta ve ortakların kendi aralarındaki iç ilişkide tüzel kişiliğin doğumuna dair yapabilecekleri irade beyanlarının, dış ilişkide iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini hüküm altına almaktadır [1, 2].
Maddenin merkezinde yer alan "tescil", tüzel kişiliğin varlık kazanması için kurucu bir işlemdir. Ortaklar arasında usulüne uygun şekilde kurulmuş bir kollektif şirket sözleşmesi (TTK m. 212) var olsa dahi, ticaret siciline tescil gerçekleşmediği müddetçe ortada TTK ve TMK (m. 47-48) anlamında hak ve fiil ehliyetine sahip bağımsız bir malvarlığı topluluğu (tüzel kişi) bulunmaz [3, 4, 7]. Tescil işlemi, sicil müdürlüğünün incelemesi sonucunda, aranan kanuni şartların tamamlandığının tescil ve ilanı suretiyle, hukuki statünün resmen doğmasını sağlar. Tescil yapılmaksızın ortakların tüzel kişilik iradesiyle hareket etmeleri, TTK m. 214 ve m. 216 devreye girmesine ve oluşumun adi şirket hükümlerine tabi olmasına yol açar [8, 9].
Kollektif şirketin tescil ile tüzel kişilik kazanması, ortakların malvarlıklarından ayrı, bağımsız bir şirket malvarlığının oluşması anlamına gelir [5, 10]. Tüzel kişilik perdesi, şirketin kendi adına hak edinebilmesini, borç altına girebilmesini ve taraf ehliyetine (davacı veya davalı sıfatına) haiz olmasını sağlar [11]. TTK m. 125/2 ve TMK m. 48 uyarınca kazanılan bu ehliyet, işletme konusu (ultra vires) ile de sınırlandırılmadığından, tüzel kişi sıfatıyla şirket her türlü hukuki işlemi bizzat gerçekleştirebilme kabiliyetini tescil anında kazanır [4, 11]. Şirket alacaklıları, kural olarak şirketin bağımsız malvarlığına başvururlar; ortakların kişisel sorumluluğu ise TTK m. 236 uyarınca müteselsil ve bütün malvarlığı ile olmakla birlikte, m. 237 gereği ikinci derecededir [2, 12]. Tüm bu sorumluluk hiyerarşisi tüzel kişiliğin tescille doğmasına dayanır.
Ortaklık sözleşmesi, kurucular arasında çok taraflı bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Ortaklar iç ilişkide, tüzel kişiliğin tescilden önce kazanıldığını veya tescil edilmesine rağmen belirli bir şarta bağlı olarak doğacağını kararlaştırabilirler. TTK m. 232'nin ikinci cümlesi, işlem güvenliği ilkesi gereği, bu tarz iç antlaşmaların (aksine sözleşme) "üçüncü kişilere karşı geçersiz" olacağını belirtir [1, 2]. Ticaret sicilinin olumlu etkisi ve görünüşe güven ilkesi gereği, tescille birlikte üçüncü kişiler tescil edilen tüzel kişiliğe güvenerek işlem yapabilirler [13, 14].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında, ticaret şirketlerinin tüzel kişilik kazanması katı şekil ve tescil şartlarına tabi tutulmaktadır. Yargıtay uygulamasına göre, bir ticaret şirketinin tüzel kişilik kazanabilmesi, taraf ehliyetine haiz olabilmesi ve kendisine husumet yöneltilebilmesi mutlak surette ticaret siciline tesciline bağlıdır.
Tescilden önce "şirket unvanı" kullanılarak yapılan işlemler bakımından Yargıtay, TTK m. 216 ve m. 232'yi birlikte değerlendirmekte; henüz tescil edilmemiş dolayısıyla tüzel kişilik kazanmamış bir teşekkül adına yapılan işlemlerin doğrudan işlemi yapan kişileri (ortakları) kişisel ve müteselsil olarak bağlayacağına hükmetmektedir. Bu dönemdeki teşekkül, Borçlar Kanunu anlamında "adi şirket" sayılır. Yargıtay, kurucular arasında tüzel kişiliğin doğduğuna veya sorumluluğun sınırlandırıldığına dair imzalanan protokolleri TTK m. 232'nin emredici yapısı karşısında üçüncü kişilere (alacaklılara) karşı kesin olarak hükümsüz kabul etmektedir. Taraf ehliyeti kamu düzeninden olduğundan, Yargıtay, mahkemelerin tescil olgusunu yargılamanın her aşamasında re'sen gözetmesi gerektiğini vurgular.
Olay 1: (A), (B) ve (C), bir kollektif şirket kurmak üzere yazılı şirket sözleşmesi hazırlamış ve sözleşmeyi noterde onaylatmışlardır. Şirketin ticaret unvanını "ABC Kollektif Şirketi" olarak belirleyen taraflar, şirket sözleşmesinde "Şirket, noter onayı tarihi itibarıyla tüzel kişilik kazanır ve ortaklar bu andan itibaren üçüncü kişilerle şirket namına işlem yapabilir" şeklinde bir maddeye yer vermişlerdir. Ticaret siciline tescil başvurusu henüz yapılmamışken (A), şirketin ticari işletmesi için gerekli olan hammaddeleri (X) A.Ş.'den "ABC Kollektif Şirketi" unvanını ve imzasını kullanarak satın almıştır. Daha sonra hammadde bedelleri ödenmemiş ve (X) A.Ş. alacağının tahsili için hem (A), (B) ve (C)'ye doğrudan icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 232 gereği kollektif şirket ancak ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır [1, 2]. Tarafların şirket sözleşmesine koydukları "noter onayı tarihiyle tüzel kişiliğin başlayacağı" yönündeki hüküm, TTK m. 232/1'in ikinci cümlesi uyarınca üçüncü kişi (X) A.Ş.'ye karşı kesinlikle geçersizdir [1, 2]. Şirket tescil edilmeden şirket adına işlere başlandığı için TTK m. 216 devreye girer ve ortaklar bu taahhütlerden bizzat, şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar [9]. Dolayısıyla (X) A.Ş.'nin ortaklara doğrudan takip yapması hukuka uygundur; zira ortada tüzel kişiliği haiz ve TTK m. 237 anlamında birinci derecede sorumluluğa gidilebilecek bir şirket malvarlığı henüz mevcut değildir [2].
Olay 2: (Y) ve (Z) tarafından kurulan kollektif şirket usulüne uygun şekilde ticaret siciline tescil edilmiştir. Ancak şirket sözleşmesinde, "Şirket tescil edilse dahi, ortakların tamamı tarafından ayrıca bir kuruluş beyannamesi imzalanıp şirket merkezine asılmadıkça şirket dış ilişkide üçüncü kişilerle sözleşme yapamaz, tüzel kişilik fonksiyonlarını kullanamaz" şartı yer almaktadır. Tescilden kısa bir süre sonra, yönetici ortak (Y), (W) Limited Şirketi ile ticari bir sözleşme akdetmiştir. Şirket, sözleşme yükümlülüklerinden kaçınmak için iç sözleşmedeki şartın gerçekleşmediğini, dolayısıyla tüzel kişiliğin henüz üçüncü kişileri bağlayacak şekilde aktif olmadığını iddia etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 232 uyarınca, kollektif şirket ticaret siciline tescil edildiği an itibarıyla hiçbir şarta veya ek belgeye bağlı olmaksızın, hukukun genel bağlamında ve dış ilişkide tüzel kişilik kazanmıştır [1, 2]. Madde metninde yer alan "Aksine sözleşme üçüncü kişilere karşı geçersizdir" hükmü uyarınca, şirket tüzel kişiliğinin işlerliğini iç ilişkide birtakım ek şekil şartlarına (beyanname asılması vb.) bağlayan düzenlemeler (W) Limited Şirketi'ne karşı ileri sürülemez [1, 2]. Görünüşe güven ilkesi ve sicilin tescil etkisi (TTK m. 36-37) bağlamında sözleşme şirketi bağlar [13, 14].
Türk Ticaret Kanununun m. 232 düzenlemesi, tescilin kurucu (ihdasi) etkisi ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından son derece isabetlidir. Ancak doktrinde, kollektif şirketlerin ve genel olarak şahıs şirketlerinin, tescilden önceki "ön şirket" (Vorgesellschaft) statülerinin sermaye şirketlerine nazaran yeterince detaylandırılmamış olması eleştirilmektedir. Anonim şirketler bağlamında TTK m. 355/2'de tescilden önceki işlemler için açık bir yapı ve şirketin sonradan bu işlemleri kabulüyle (devralmasıyla) kurucuların sorumluluktan kurtulması mekanizması varken [17], kollektif şirketlerde TTK m. 216 ve m. 214 uyarınca yapının doğrudan "adi şirket" olarak kabul edilmesi [8, 9], bu geçiş dönemindeki hukuki nitelendirmelerde katı bir rejim yaratmaktadır.
Şahıs şirketlerinin, sermaye şirketlerinden farklı olarak kişisel güvene ve sınırsız sorumluluğa (TTK m. 211) dayanması [7, 18], kanun koyucuyu tescil öncesi dönem için adi şirket modelini tercih etmeye sevk etmişse de, ticari hayatın pratik ihtiyaçları ve teşebbüsün sürekliliği bağlamında tescile kadar geçen evredeki malvarlığı intikallerinin ve taraf ehliyetinin daha rafine bir normatif çerçeveyle düzenlenmesi ihtiyacı doktrinde sıkça dile getirilmektedir. Buna rağmen, TTK m. 232'nin kesin ve net formülasyonu, en azından dış ilişkide üçüncü kişilerin kime (kuruculara mı yoksa tüzel kişiye mi) başvuracağı hususunda hiçbir hukuki boşluğa yer bırakmayarak sistemin işleyişine yüksek bir kesinlik kazandırmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.