Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 235

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**III

  • Temsil yetkisinin kaldırılması**

Madde 235 - (1) Haklı sebeplerin varlığı hâ linde temsil yetkisi, bir ortağın başvurusu üzerine, mahkemece kaldırılabilir. Gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde mahkeme temsil yetkisini ihtiyati tedbir olarak kaldırıp bu yetkiyi bir kayyıma verebilir. Kayyımın atanmasını, görevlerini, mahkemece veri len temsil yetkisini ve bunların sınırlarını, mahkeme resen tescil ve ilan ettirir. (2) Ticari mümessil, temsil yetkisini haiz ortakların tümü tarafından üçüncü kişilere karşı geçerli olacak şekilde görevden alınabilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan ve kollektif şirketlere ilişkin hükümleri barındıran yasal çerçevenin en kritik normlarından biri, temsil yetkisinin kaldırılmasını düzenleyen 235. maddedir [1, 2]. Kollektif şirketler, doğaları gereği ortakların şirket alacaklılarına karşı müteselsilen ve tüm malvarlıklarıyla sorumlu oldukları şahıs şirketleridir (TTK m. 236) [2]. Bu sınırsız ve müteselsil sorumluluk rejimi, ortakların birbirlerine karşı duydukları yoğun güven (affectio societatis) esasına dayanır.

Bu güven ilişkisinin bir yansıması olarak, kural olarak şirketi yönetme ve temsil yetkisi ortaklara aittir. Ancak bir ortağın bu yetkiyi şirketin ve diğer ortakların menfaatlerine aykırı, dürüstlük kuralı ve sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan biçimde kullanması, sınırsız sorumluluk altındaki diğer ortaklar için telafisi imkânsız yıkıcı sonuçlar doğurabilir. İşte TTK m. 235, temsil yetkisine sahip bir ortağın veya ticari mümessilin yetkisinin hangi usul ve esaslar dâhilinde geri alınabileceğini düzenleyerek, hem iç ilişkideki menfaat dengesini hem de dış ilişkideki işlem güvenliğini teminat altına almaktadır [1, 2]. Madde, temsil yetkisinin haklı sebeplerin varlığı hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılabileceğini öngörürken, gecikmesinde sakınca bulunan haller için ihtiyati tedbir mekanizmasını ve kayyım atanması usulünü de kurumsallaştırmıştır [1, 2].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Haklı Sebeplerin Varlığı

Temsil yetkisinin mahkeme kararıyla kaldırılabilmesinin maddi ön şartı "haklı sebeplerin" varlığıdır [1, 2]. Kanun koyucu, TTK m. 235'te haklı sebebin ne olduğunu tek tek saymamış, takdir hakkını hâkime bırakmıştır. Ancak TTK sistematiği içinde, kollektif şirketin haklı sebeple feshini düzenleyen TTK m. 245 ve yönetim yetkisinin kaldırılmasını düzenleyen TTK m. 219 hükümleri, bu kavramın içinin doldurulmasında temel referans normlarıdır [3, 4]. Doktrinde ve yargı uygulamasında haklı sebep; ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmesi, asli görevlerini yerine getirmemesi, şirketin ticaret unvanını veya mallarını kişisel menfaatleri uğruna kötüye kullanması veya sürekli bir hastalık yahut ehliyet kaybı nedeniyle görevini ifa edemez duruma gelmesi olarak kabul edilmektedir [4, 5]. Temsil yetkisinin kötüye kullanılması, şirket sırlarının ifşası veya rekabet yasağının ihlali (TTK m. 230) de tartışmasız haklı sebep teşkil eder [6].

2.2. Temsil Yetkisinin Mahkemece Kaldırılması

Yönetim yetkisinin aksine (TTK m. 219, 220) [3, 7], temsil yetkisi doğrudan üçüncü kişileri ve ticari hayatın güvenliğini ilgilendirdiği için, kanun koyucu bu yetkinin salt ortaklar kurulu kararıyla kaldırılmasını yeterli görmemiş, mahkeme müdahalesini şart koşmuştur [1, 2]. Bir tek ortağın başvurusu dahi, mahkemenin bu yetkiyi kaldırması için yeterlidir. Mahkeme kararı, bozucu yenilik doğuran (inşai) bir karardır ve bu karar kesinleştiğinde temsil yetkisi esastan ortadan kalkar.

2.3. İhtiyati Tedbir ve Kayyım Atanması

Yargılama sürecinin uzunluğu ve temsile yetkili ortağın bu süreçte şirketi ağır borç yükü altına sokma ihtimali göz önüne alınarak, TTK m. 235/1'de "gecikmesinde tehlike bulunan hâller" (periculum in mora) için özel bir ihtiyati tedbir öngörülmüştür [1, 2]. Mahkeme, esasa ilişkin kararını vermeden önce, tedbiren temsil yetkisini kaldırıp bu yetkiyi bir "kayyıma" devredebilir [1, 2]. Üçüncü kişilerin iyiniyetinin korunması (TTK m. 36) ve ticari işlem güvenliğinin sarsılmaması adına, mahkemece atanan kayyımın kimliği, görev ve yetkilerinin sınırları resen ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir [1, 2]. Bu resen tescil kuralı, tescilin açıklayıcı etkisini anında devreye sokarak, şirketin yetkisiz temsilci eliyle zarara uğratılmasını engeller.

2.4. Ticari Mümessilin Görevden Alınması (TTK m. 235/2)

Maddenin ikinci fıkrası, ortak dışındaki üst düzey yönetici konumundaki ticari mümessillerin görevden alınmasını düzenler. Buna göre ticari mümessil, temsil yetkisini haiz ortakların tümü tarafından üçüncü kişilere karşı geçerli olacak şekilde görevden alınabilir [2]. Bu düzenleme, yetki paralelliği ilkesinin bir yansımasıdır; ticari mümessili atamaya yetkili olan organ, onu azletmeye de yetkilidir. Ancak dış ilişkide azlin geçerli olabilmesi için, temsile yetkili tüm ortakların iradelerinin birleşmesi aranmıştır [2].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 219 ve m. 220 (Yönetim Hak ve Görevinin Kaldırılması): Şirket iç ilişkisini ilgilendiren yönetim hakkı ile dış ilişkiyi ilgilendiren temsil yetkisi ayrılmıştır. Yönetim görevi sözleşme ile verilmişse yine haklı sebeple mahkemece (m. 219) [3]; ortaklar kararı ile verilmişse ortakların çoğunluğu ile (m. 220) [7] geri alınabilirken, temsil yetkisinin kaldırılması her hâlükârda mahkeme kararına bağlanmıştır (m. 235) [1].
  • TTK m. 245 (Haklı Sebeplerle Fesih): TTK m. 235'te geçen "haklı sebep" kavramının tipik örnekleri ve doktriner altyapısı TTK m. 245'ten alınır. Zira temsil yetkisinin kaldırılmasını gerektiren ağır bir ihlal (ihanet, görevi savsaklama vb.), aynı zamanda ortaklığın haklı sebeple feshini de haklı kılacak yoğunluktadır [4, 5].
  • TMK m. 426 ve 427 (Kayyımlık): TTK m. 235 kapsamında ihtiyati tedbirle atanan kayyım, bir temsil kayyımıdır. Türk Medeni Kanunu m. 426/3 uyarınca, yasal temsilcinin görevini yerine getirmesinde bir engel (bu olayda mahkemece tedbiren el çektirme) bulunduğunda atanan kayyımın [8, 9], yetki ve sorumluluk çerçevesi TMK hükümlerine göre belirlenir.
  • HMK m. 389 vd. (İhtiyati Tedbir): Gecikmesinde tehlike bulunan hâllerde mahkemenin temsil yetkisini kaldırması, HMK'daki genel ihtiyati tedbir şartlarının TTK'daki özel bir yansımasıdır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin şahıs şirketlerindeki temsil ve yönetim sorunlarına ilişkin yerleşik içtihatlarında, ortaklar arasındaki karşılıklı güvenin (affectio societatis) onarılamaz biçimde sarsılması, en temel haklı sebep olarak kabul edilmektedir [10]. Yargıtay, temsile yetkili ortağın şirket varlıklarını kendi veya yakınları lehine karşılıksız devretmesi, şirket sırlarını rakip firmalara aktarması veya şirket defter ve belgelerini diğer ortaklardan gizlemesi hallerini TTK m. 235 bağlamında temsil yetkisinin kaldırılması için yeterli görmektedir.

Özellikle Yargıtay kararlarında vurgulanan bir diğer husus, "gecikmesinde tehlike bulunan hâllerin" ispatıdır. Salt bir ortağın soyut şüphesi veya idari kararlardaki basit anlaşmazlıklar ihtiyati tedbir ile temsil yetkisinin kaldırılması için yeterli görülmemektedir. Davacı ortağın, şirketin içinin boşaltıldığına, muvazaalı borçlandırıcı işlemler yapıldığına dair yaklaşık ispat (prima facie) kuralları çerçevesinde kuvvetli emareler sunması aranmaktadır. Aksi takdirde, mahkemelerin şirketin ticari hayatını felç edecek düzeyde ani tedbir kararları vermekten kaçınmaları gerektiği içtihat edilmiştir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), (B) ve (C)'nin eşit paylarla kurdukları ve (A)'nın tek başına temsile yetkili kılındığı bir kollektif şirkette; (A), son aylarda şirketin değerli gayrimenkullerini piyasa değerinin çok altında bedellerle eşinin üzerine geçirmeye başlamış ve şirketi yüksek faizli ticari krediler altına sokmuştur. Durumu öğrenen (B), Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak (A)'nın temsil yetkisinin kaldırılmasını ve yargılama sonuna kadar şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. Hukuki Analiz: Somut olayda (A)'nın işlemleri, TTK m. 245 anlamında "kişisel menfaatleri uğruna şirketin mallarını kötüye kullanma" niteliğindedir ve TTK m. 235 bağlamında tartışmasız bir haklı sebeptir. Şirket malvarlığının hızla elden çıkarılması "gecikmesinde tehlike bulunan hâl" teşkil ettiğinden, mahkeme TTK m. 235/1 uyarınca derhal ihtiyati tedbir kararı vererek (A)'nın temsil yetkisini askıya almalı, şirkete bir kayyım atamalı ve bu hususu resen ticaret siciline tescil ve ilan ettirmelidir [1, 2].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Bir kollektif şirkette (X) ve (Y) temsile yetkili ortaklardır. Şirketin Ege Bölge müdürlüğünü yürüten ticari mümessil (M)'nin, rakip bir firmaya müşteri portföyünü sızdırdığı tespit edilmiştir. Ortak (X), derhal (M)'yi görevden aldığını (azlettiğini) kendisine noter ihtarnamesiyle bildirmiş ve bunu üçüncü kişilere duyurmuştur. Ancak ortak (Y), (M)'nin azledilmesine karşı çıkmıştır. (M), şirket adına üçüncü kişilerle işlem yapmaya devam etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 235/2 hükmü uyarınca, ticari mümessilin üçüncü kişilere karşı geçerli olacak şekilde görevden alınabilmesi için "temsil yetkisini haiz ortakların tümü tarafından" karar verilmesi şarttır [2]. Olayda temsile yetkili ortak (Y)'nin azil iradesine katılmaması nedeniyle, (X)'in tek taraflı azil beyanı dış ilişkide (üçüncü kişilere karşı) hukuki sonuç doğurmaz. (M)'nin yetkisi usulüne uygun şekilde kaldırılmadığı için yaptığı işlemler şirketi bağlamaya devam edecektir. Bu durumda (X)'in, hem (Y)'nin hem de (M)'nin şirkete verdiği zararlara ilişkin olarak sorumluluk davası ve haklı sebeple fesih (TTK m. 245) yoluna başvurması gerekecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Temsil yetkisinin kaldırılmasını talep eden davacı ortak, haklı sebebin varlığını tam ispat standardıyla (davanın esası bakımından) ispatlamakla yükümlüdür. İhtiyati tedbir talebi aşamasında ise HMK kuralları gereği "yaklaşık ispat" yeterlidir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Temsil yetkisinin kaldırılması davası, bozucu yenilik doğuran bir dava niteliğindedir. Kanunda özel bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Haklı sebep teşkil eden fiil veya olgu devam ettiği müddetçe bu dava açılabilir. Ancak dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği, haklı sebebin öğrenilmesinden yıllar sonra bu yola başvurulması hakkın kötüye kullanılması yasağına takılabilir [11, 12].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Dava, TTK m. 4 bağlamında mutlak ticari dava olup, görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [13, 14]. Yetkili mahkeme ise, HMK ve TTK m. 1521 (şirket içi uyuşmazlıklar) gereği şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [15].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla yapılan en büyük hata, "yönetim" yetkisinin kaldırılması (TTK m. 219-220) ile "temsil" yetkisinin kaldırılması davalarının (TTK m. 235) birbirine karıştırılmasıdır. Yönetim yetkisi sadece iç ilişkiyi ilgilendirirken, temsil yetkisi dış dünyayı bağlar. Ayrıca, mahkemelerce ihtiyati tedbirle kayyım atandığında, kararın "resen" tescil ve ilan edilmesi için Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmasının unutulması, üçüncü kişilerin iyiniyet iddialarının (TTK m. 36) gündeme gelmesine sebebiyet vermektedir [1, 16].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde, Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerin şirketler hukuku eserlerinde işaret ettikleri üzere, şahıs şirketlerindeki sınırsız sorumluluk rejimi, organlar arası yetki çatışmalarında çok hassas bir terazi gerektirir. TTK m. 235, bu teraziyi mahkeme güvencesiyle sağlamayı hedeflemiştir. Ancak m. 235/2 hükmündeki, ticari mümessilin görevden alınması için "temsile yetkili ortakların tümünün" onayını arayan kural, doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Şirkete açıkça ihanet eden bir ticari mümessili korumak isteyen tek bir temsile yetkili ortak, azil sürecini kilitleyebilmekte ve bu durum şirketi hızla iflasa (TTK m. 243) sürükleyebilmektedir. Kanun koyucunun iç ilişkideki bu potansiyel tıkanıklığı öngörerek, ticari mümessilin azli konusunda da mahkemeye ihtiyati yetkiler tanıyan esnek bir norm ihdas etmesi sistematiğe daha uygun düşebilirdi.

Ayrıca, temsil kayyımının yetki sınırlarının mahkemece belirlenmesi hususu, uygulamada kayyımın şirketi pasif bir biçimde yönetmesi ve ticari fırsatların kaçırılması sonucunu doğurabilmektedir. Hâkimlerin, atadıkları kayyımlara sadece "koruyucu" değil, aynı zamanda basiretli bir tacir gibi "işletici" yetkiler de vermesi, ticari hayatın gerekliliklerine daha uygun bir yaklaşım olacaktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.