Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 259

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**II

  • Hükümler
  1. Tescil**

Madde 259 - (1) Bir ortağın şirketten çıkması veya çıkarılması hâlinde, diğer ortaklar bunu tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür. (2) Bir ortağın ölümü hâlinde 250 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır. (3 ) Bir ortağın şirketten çıkması veya çıkarılması üçüncü kişilere karşı ancak tescil ve ilan tarihinden itibaren geçerli olur. (4) Çıkan veya çıkarılan ortak, bu durumun tescil ve ilan edildiği tarihe kadar yapılan şirket işlemlerinden üçüncü kişilere karşı sorumludur.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Ticaret Şirketleri" başlıklı İkinci Kitabının, "Kollektif Şirket" başlıklı İkinci Kısmında yer alan "Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması" bölümü, şahıs şirketlerinin temel dinamiklerinden olan ortaklık yapısındaki değişiklikleri düzenlemektedir. Bu bölüm altında yer alan TTK m. 259, bir ortağın şirketten çıkması, çıkarılması veya ölümü hallerinde bu ayrılığın ticaret siciline tescili ile ilanını ve bu usuli işlemlerin üçüncü kişiler nezdindeki hukuki sonuçlarını hüküm altına almaktadır [1].

Kollektif şirketlerde ortakların şirket alacaklılarına karşı ikinci dereceden, sınırsız ve müteselsil sorumluluğu bulunduğundan (TTK m. 236, m. 237) [2, 3], ortaklar arasındaki şahsi ilişkiler ve malvarlıksal sorumluluk düzeyi, üçüncü kişilerin şirketle işlem yapma iradelerini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda TTK m. 259, ticari hayatta güvenin ve işlem güvenliğinin sağlanması amacıyla ihdas edilmiştir. Düzenleme, kural olarak sicilin açıklığı ve görünüşe güven ilkelerinin şahıs şirketlerindeki izdüşümünü yansıtmaktadır. Ortağın ayrılması iç ilişkide gerçekleşmiş olsa dahi, bu hususun dış ilişkide hüküm ifade edebilmesi tescil ve ilan şartına bağlanarak, ticaret sicilinin olumsuz (bildirici) etkisinin sınırları net bir şekilde çizilmiştir [1, 4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Tescil ve İlan Yükümlülüğü

TTK m. 259/1 uyarınca, bir ortağın şirketten çıkması veya çıkarılması halinde, diğer ortaklar bu durumu tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür [1]. Kanun koyucu, ayrılan ortağın şirketle olan organik bağının koptuğunu dikkate alarak, tescil ve ilan yükümlülüğünü bizzat "diğer ortaklar" (kalan ortaklar) üzerinde bırakmıştır. Zira şirketin yönetim ve temsil ehliyeti artık kalan ortaklarca sürdürülecektir ve sicil nezdinde talepte bulunma yetkisi onlara aittir.

2.2. Ölüm Halinde Uygulanacak Usul

TTK m. 259/2, bir ortağın ölümü halini özel olarak düzenlemiş ve TTK m. 250/2 hükmüne atıf yapmıştır [1, 5]. TTK m. 250/2 gereğince, şirketin feshi veya ortaksal yapının değişmesi bir ortağın ölümünden ileri gelmişse, tescil ve ilan dilekçesi, ölen ortağın mirasçılarıyla birlikte diğer tüm ortaklar tarafından verilir. Mirasçıların katılması mümkün bulunmayan veya güç olan hallerde ise bu bildirim sadece sağ kalan ortaklar tarafından gerçekleştirilir [5]. Bu düzenleme, miras hukukundan kaynaklanan intikal mekanizmalarının ticaret hukuku prensipleriyle uyumlaştırılmasını sağlamaktadır.

2.3. Tescil ve İlanın Üçüncü Kişilere Karşı Etkisi (Maddi Hukuka Yansıması)

TTK m. 259/3, ortağın şirketten çıkmasının veya çıkarılmasının üçüncü kişilere karşı ancak tescil ve ilan tarihinden itibaren geçerli olacağını amirdir [4]. Bu fıkra, ticaret sicilinin kurucu değil, ancak üçüncü kişiler yönünden "bildirici ve iyiniyeti ortadan kaldırıcı" (olumlu) etkisini teyit etmektedir. TTK m. 259/4 ise, bu kuralın yaptırımını somutlaştırarak, çıkan veya çıkarılan ortağın, söz konusu durumun tescil ve ilan edildiği tarihe kadar yapılan şirket işlemlerinden dolayı üçüncü kişilere karşı sorumluluğunun devam edeceğini öngörmektedir [4]. Hükmün ratio legis'i, sicil kayıtlarına güvenerek şirketle işlem yapan (örneğin eski ortağın malvarlığına güvenerek şirkete kredi tahsis eden) alacaklıların korunmasıdır.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 36 (Tescil ve İlanın Üçüncü Kişilere Etkisi): TTK m. 259/3 ve 4 hükümleri, TTK m. 36'da düzenlenen ticaret siciline güven ilkesinin (müsbet ve menfi etki) özel bir görünümüdür. Tescili zorunlu olduğu halde tescil edilmemiş bir husus, ancak üçüncü kişinin bunu bildiği ispat edilirse ona karşı ileri sürülebilir (TTK m. 36/4) [6-8]. Dolayısıyla TTK m. 259, genel sicil hukuku prensipleriyle doğrudan bağlantılıdır.
  • TTK m. 250 (Fesih ve Tasfiyede Tescil İlan): Ölüm halinde usulün belirlenmesi bakımından m. 259/2'nin atıf yaptığı ana maddedir [1, 5].
  • TTK m. 264 (Zamanaşımı): Ayrılan ortağın, çıkma veya çıkarılmanın tescil ve ilanından önce doğmuş olan borçlardan kaynaklanan sorumluluğu sonsuz değildir. TTK m. 264 uyarınca şirket alacaklılarının ayrılan ortağa karşı ileri sürebilecekleri istem hakları, ayrılmanın ilan edildiği tarihten itibaren üç yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar [9]. Bu yönüyle m. 259 ve m. 264, ayrılan ortağın sorumluluğunun kapsamı ve süresi bakımından bir bütünlük arz eder.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), TTK m. 259 (ve mülga 6762 sayılı Kanun m. 259) ekseninde oldukça istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir. Yargıtay kararlarında vurgulanan temel ilke şudur: Ortaklık ilişkisinin iç ilişkide sona ermesi, (ortaklar arasında bir sözleşme, ihbar veya hatta fesih davası sonucu) dış ilişkide alacaklıları kendiliğinden bağlamaz.

Yargıtay, şirketten ayrılan ortağın, ayrılış tarihi ile bu hususun ticaret sicilinde tescil ve ilan edildiği tarih arasında şirket tüzel kişiliği adına üçüncü kişilerle girişilen taahhütlerden müteselsilen sorumlu olmaya devam edeceğini kararlılıkla hükme bağlamaktadır. Bunun tek istisnası, üçüncü kişinin (alacaklının) ortağın şirketten ayrıldığını fiilen bildiğinin (kötüniyetli olduğunun) borçlu ortak tarafından kesin delillerle ispat edilmesidir (TMK m. 3 ve TTK m. 36/4 kıyası). Yargıtay, alacaklıların sicile güven ilkesini sıkı bir biçimde korumakta ve sicil kayıtlarının aleni olduğu karinesinden hareket etmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (X) Kollektif Şirketi ortaklarından (A), ortaklar kurulu kararı ile 01.03.2024 tarihinde şirketten kendi isteğiyle ayrılmıştır. Kalan ortaklar (B) ve (C), (A)'nın ayrılışını ticaret siciline tescil ettirmeyi ihmal etmiştir. Şirket müdürü (B), 15.05.2024 tarihinde (Y) Bankası'ndan şirket adına yüklü miktarda ticari kredi kullanmış; ancak şirket krediyi geri ödeyememiştir. (Y) Bankası, icra takibini şirketle birlikte (A), (B) ve (C)'ye yöneltmiştir. (A), 01.03.2024 tarihinde şirketten ayrıldığını ve kredi sözleşmesinin bu tarihten sonra imzalandığını belirterek takibe itiraz etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 259/3 ve 4 uyarınca (A)'nın savunması dinlenemez. (A)'nın şirketten çıkması iç ilişkide geçerli olsa da, tescil ve ilan edilmediği sürece üçüncü kişi konumundaki (Y) Bankası'na karşı ileri sürülemez. Bu durumun tescil ve ilan edildiği tarihe kadar yapılan işlemlerden çıkan ortak şahsen ve müteselsilen sorumludur [1, 4].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Üç ortaklı bir kollektif şirkette ortak (K), 10.01.2025 tarihinde vefat etmiştir. Mirasçıları şirkete devam etmek istemediklerini beyan etmişlerdir. Sağ kalan ortaklar, durumu ticaret siciline tescil ettirmemiş ve (K)'nın malvarlığı görünümünün şirkete sağladığı kredibiliteden yararlanarak faaliyetlerine devam edip, 20.02.2025'te (Z) A.Ş. ile uzun vadeli bir tedarik sözleşmesi akdetmişlerdir. Hukuki Analiz: TTK m. 259/2 atfıyla TTK m. 250/2 uyarınca sağ kalan ortakların ve (imkân dahilinde) mirasçıların bu durumu tescil ve ilan ettirme yükümlülüğü bulunmaktadır [1, 5]. Tescil ve ilan yapılmadığı için, (K)'nın şirketteki ortaklık görünümü üçüncü kişiler nezdinde devam etmektedir. TTK m. 259/4 bağlamında tereke/mirasçılar, bu haksız görünüm nedeniyle iyiniyetli üçüncü kişilerin (Z A.Ş.) alacak talepleri karşısında sorumluluk tehdidi altında kalabilecek, ödemek zorunda kalırlarsa ancak kusurlu kalan ortaklara rücu edebileceklerdir [4].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Çıkan veya çıkarılan ortağın tescil ve ilandan önceki bir işlem nedeniyle sorumluluktan kurtulabilmesi (üçüncü kişinin bu ayrılığı bildiğini iddia etmesi halinde), TMK m. 6 uyarınca ispat yükü tamamen ayrılan ortağın üzerindedir. Üçüncü kişinin iyiniyeti asıldır ve sicil kayıtlarına dayanan kişinin iyiniyeti karine teşkil eder.
  • Zamanaşımı / Süreler: Ayrılan ortağın şirket borçlarından doğan kişisel sorumluluğu, TTK m. 264/1 uyarınca çıkmanın veya çıkarılmanın ilanından itibaren üç yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabidir [9].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Sicil tescilinin yapılmaması nedeniyle diğer ortakları tescile zorlama veya bu nedenle doğan iç rücu davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Çıkan ortakların, yalnızca noter kanalıyla ihbarname göndermeyi veya ortaklar kurulu kararı almayı ortaklıktan ve sorumluluktan kurtulmak için yeterli sanmaları uygulamada sıklıkla karşılaşılan en büyük hatadır. Tescil ve ilanın yapılmaması, dış ilişkide sorumluluğun yıllarca sürmesine sebebiyet vermektedir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu m. 259 hükmünün kaleme alınış biçimi ve sistematik yapısı, doktrinde uzun süredir eleştiri konusu olmaktadır. Hükmün birinci fıkrası, bir ortağın çıkması veya çıkarılması halinde bunu tescil ve ilan ettirme yükümlülüğünü münhasıran "diğer ortaklar" (kalan ortaklar) üzerine bırakmıştır [1].

Ancak, uygulamada kalan ortaklar, ayrılan ortağın malvarlığından ve itibarından şirketin yararlanmaya devam etmesi maksadıyla ya da salt husumet nedeniyle tescil ve ilanı geciktirmekte veya yapmaktan kaçınmaktadırlar. Çıkan ortağın TTK m. 259 lafzında doğrudan sicil müdürlüğüne başvurarak tescil talep etme yetkisi açıkça ifade edilmemiştir. Limited şirketlerde bu sorunu çözen TTK m. 598/2 gibi ("başvurunun 30 gün içinde yapılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesini isteyebilir" [10]) pratik bir imkânın şahıs şirketleri (kollektif şirketler) bakımından TTK m. 259'da öngörülmemiş olması yapısal bir eksikliktir. Kanun koyucunun, üçüncü kişilerin işlem güvenliğini sağlarken, eski ortağın menfaatlerini açıkça tehlikeye atan bu boşluğu, "ayrılan ortağın sicile tek taraflı bildirim ve şerh hakkı" getiren bir revizyon ile doldurması hukukun genel ilkelerine ve hakkaniyete daha uygun olacaktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.