Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 262

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

c) Ödeme zamanı


Madde 262 - (1) Çıkan veya çıkarılan ortağın 260 ıncı maddede yazılı kurallara göre hesaplanacak payı, şirket sözleşmesinde gösterilen tarihte ve şirket sözleşmesinde hüküm yoksa ayrılmadan sonra çıkarılacak ilk bilanço tarihinde ödenir. (2) Çıkarılan veya çıkan ortak ayrılma tarihinden önce girişilen işler tasfiye edilmedikçe şirketteki sermaye payını alamaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Dördüncü Bölümü olan "Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması" başlığı altında yer alan 262. madde, kollektif şirketlerde ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağın ayrılma payının ödenme zamanını ve ödemenin tabi olduğu yasal kısıtlamaları düzenlemektedir [1, 2]. Kollektif şirketler, yapıları gereği şahıs şirketi niteliği taşıdığından, ortakların şahsi emek ve malvarlıkları şirketle sıkı bir bağ içindedir [3, 4]. Bir ortağın şirketten ayrılması, şirketin malvarlığı ve ticari faaliyetleri üzerinde doğrudan ve sarsıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir.

Kanun koyucu, TTK m. 262 hükmü ile çıkan veya çıkarılan ortağın "payını alma hakkı" ile şirketin "ticari hayatta devamlılığı" (işletmenin devamlılığı ilkesi) arasında hassas bir menfaat dengesi kurmayı amaçlamıştır [2]. Hükmün birinci fıkrası, ödeme zamanının tespiti hususunda öncelikle şirket sözleşmesindeki (esas sözleşme) irade özerkliğine üstünlük tanımış, sözleşmede bir hüküm bulunmaması halinde ise ödemenin muacceliyetini ayrılmadan sonra çıkarılacak ilk bilanço tarihine ertelemiştir [2]. İkinci fıkra ise, ayrılma tarihinden önce girişilen ticari işlerin tasfiye edilmesini bir "taliki şart" (geciktirici şart) olarak öngörerek, henüz sonuçlanmamış riskli veya uzun vadeli işlemlerin maliyetinin yalnızca kalan ortakların üzerine yıkılmasını engellemektedir [2].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Çıkan veya Çıkarılan Ortak Kavramı

Kollektif şirketlerde ortak sıfatının iradi veya yargısal yollarla sona ermesi TTK m. 253 ilâ 258 hükümlerinde çerçevelenmiştir [5, 6]. Haklı sebeplerin varlığı (TTK m. 257), ortağın ölümü, fesih ihbarı veya kişisel alacaklıların talebi gibi durumlarda bir ortağın şirketle olan hukuki bağı kesilebilir [6, 7]. TTK m. 262 lafzı gereği, ayrılmanın "çıkma" (kendi iradesiyle) veya "çıkarılma" (diğer ortakların veya mahkemenin kararıyla) olması, ödeme zamanının belirlenmesi açısından bir farklılık yaratmamaktadır [2].

2.2. Payın Hesaplanması (TTK m. 260 Bağlamında)

Madde metni açıkça TTK m. 260'a atıf yapmaktadır [2]. TTK m. 260 uyarınca, çıkan veya çıkarılan ortağın payı, şirket sözleşmesinde aksine hüküm yoksa, çıkmanın istendiği veya ortağın çıkarıldığı (uyuşmazlık hâlinde mahkeme karar tarihine en yakın tarihteki) "şirket varlığı" esas alınarak hesaplanır [8]. Şirketin yaşayan, aktif değerleri (işletme değeri) üzerinden hesaplanan bu pay, TTK m. 261 uyarınca yalnızca nakden (para olarak) talep edilebilir [2]. Dolayısıyla m. 262, ayni bir iadeyi değil, nakden hesaplanmış bir meblağın ödenme vadesini düzenlemektedir.

2.3. Ödeme Zamanının Belirlenmesi ve "İlk Bilanço Tarihi"

TTK m. 262/1, ödeme zamanı için ikili bir kademe öngörmüştür:

  1. Şirket sözleşmesinde gösterilen tarih: Ortaklar, kuruluş aşamasında veya sonradan şirket sözleşmesine koyacakları bir hükümle, ayrılma payının örneğin "ayrılma tarihinden itibaren 3 ay içinde" veya "taksitler halinde" ödenebileceğini kararlaştırabilirler [2].
  2. İlk bilanço tarihi: Sözleşmede hüküm yoksa, kanun emredici olmayan (tamamlayıcı) bir kural olarak, ödemenin "ayrılmadan sonra çıkarılacak ilk bilanço tarihinde" yapılacağını hüküm altına almıştır [2]. Bu kural, şirketin aniden nakit çıkışı yaşayarak likidite krizine girmesini engeller ve şirketin finansal durumunun net olarak resmîleştiği bilanço gününü beklemeyi zorunlu kılar.
2.4. Ayrılma Tarihinden Önce Girişilen İşlerin Tasfiyesi

Maddenin ikinci fıkrası, şahıs şirketlerinin temel karakteristiklerinden olan "müteselsil ve sınırsız sorumluluk" ile "ortakların ticari faaliyete aktif katılımı" ilkelerinin bir yansımasıdır. TTK m. 262/2, ayrılma tarihinden önce başlanmış ancak henüz sonuçlanmamış (tasfiye edilmemiş) işler bitene kadar ortağın sermaye payını alamayacağını emretmektedir [2]. Bu hüküm, uzun vadeli inşaat, taahhüt veya yıllara sâri işlerde çıkan ortağın kârı alıp gitmesini, olası zararları ise kalan ortaklara bırakmasını önleyen bir hakkaniyet supabıdır.

3. Sistematik İlişkiler

Bu hüküm, hukuk sistemimizdeki diğer temel normlarla doğrudan bağlantılıdır:

  • TTK m. 260 ve m. 261: TTK m. 262'nin işleyebilmesi için ayrılma akçesinin m. 260'a göre şirket varlığı üzerinden hesaplanması ve m. 261'e göre nakit alacağa dönüşmüş olması şarttır [2, 8].
  • TTK m. 263 (Tamamlanmamış İşler): TTK m. 262/2'deki "girişilen işlerin tasfiye edilmedikçe payın alınamayacağı" kuralı, TTK m. 263 ile tamamlanır [2, 9]. Çıkan ortak, evvelce başlanmış işlerin kalan ortaklarca tamamlanmasına engel olamaz; ancak bu işlerin tasfiyesi uzun sürerse, her faaliyet dönemi (yıl) sonunda o yıl bitirilen işlerin hesabını ve devam eden işlerin durumunu öğrenme (bilgi alma) hakkına sahiptir [9, 10].
  • TTK m. 257 (İki Kişilik Şirkette Çıkarma): İki kişiden oluşan kollektif şirketlerde haklı sebeple ortaklardan birinin mahkeme kararıyla çıkarılması halinde de kanun koyucu doğrudan "çıkarılan ortak hakkında 262 nci madde hükmü uygulanır" diyerek bu usule açık atıf yapmıştır [6].
  • TTK m. 264 (Zamanaşımı): Çıkan ortağın üçüncü kişilere (şirket alacaklılarına) karşı sorumluluğu, ayrılmanın ticaret sicili gazetesinde tescil ve ilanından itibaren kural olarak üç yıl daha devam eder (muaccel borçlar için) [10].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

(Not: Tarafıma sağlanan kaynak metinlerinde kollektif şirketlerde TTK m. 262'ye ilişkin somut Yargıtay kararı zikredilmemiştir. Ancak kaynaklarda yer alan sermaye şirketlerinde "ayrılma akçesi", "şirketin devamlılığı" ve "dürüstlük kuralı" bağlamındaki Yargıtay uygulamaları [11-14], bu hükmün uygulanma prensiplerini aydınlatmaktadır).

Yargıtay'ın genel şirketler hukuku yaklaşımına göre; ayrılma payının muacceliyeti ve ödenmesi hususunda şirketlerin (ve kalan ortakların) ekonomik bütünlüğünün korunması temel bir ilkedir. TTK m. 262/2 kapsamında şirketin giriştiği işlerin tasfiyesinin beklenmesi kuralı, kalan ortaklar tarafından hakkın kötüye kullanılması (TMK m. 2) boyutuna vardırılamaz. Eğer kalan ortaklar sırf ödemeyi geciktirmek maksadıyla işlerin tasfiyesini suni olarak uzatırsa veya bilanço çıkarılmasını kasten geciktirirse, ayrılan ortak alacağının muaccel olduğunun tespitini mahkemeden talep edebilir. Zira Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da vurgulandığı üzere, bir hakkın sırf başkasına zarar vermek amacıyla kullanılmasını hukuk düzeni korumaz [15].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Üç ortaklı (A, B ve C) bir kollektif şirkette ortak C, haklı sebeplerle 15 Mayıs 2024 tarihinde şirketten çıkma iradesini noter ihtarı ile bildirmiş ve bu durum kesinleşerek tescil edilmiştir. C, şirketten çıkmasının tescilinin hemen ardından 1 Haziran 2024 tarihinde hesaplanan ayrılma payının tarafına nakden ödenmesini talep ederek şirkete karşı icra takibi başlatmıştır. Şirket sözleşmesinde ödeme zamanına dair hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Hukuki Analiz: TTK m. 262/1 hükmü gereğince, şirket sözleşmesinde aksine bir tarih öngörülmediği için C'nin payının ödenme zamanı (muacceliyet anı), ayrılmadan sonra çıkarılacak "ilk bilanço tarihi"dir [2]. Bu nedenle C'nin 1 Haziran'da derhal ödeme talep etmesi ve başlattığı icra takibi hukuki dayanaktan yoksundur; alacak henüz muaccel olmamıştır. Takip, itiraz üzerine iptal edilecektir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): İki kişilik bir kollektif şirkette (X ve Y), X mahkeme kararıyla (TTK m. 257) şirketten haklı sebeple çıkarılmıştır [6]. Ayrılma anında şirketin üstlendiği 5 yıllık bir kamu ihalesi taahhüt işi henüz 2. yılındadır. X'in ayrılma payı, mahkemece en yakın tarihteki şirket varlığına göre 1 Milyon TL olarak hesaplanmıştır [8]. Kalan ortak Y, bu ihaleli iş tamamen bitene ve tasfiye edilene kadar X'e hiçbir ödeme yapmayacağını, ayrıca bu süreçte şirketin durumuna dair bilgi de vermeyeceğini beyan etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 262/2 uyarınca X, ayrılma tarihinden önce girişilen işler tasfiye edilmedikçe sermaye payını alamaz [2]. Y'nin ödemeyi bekletme hakkı kanuna uygundur. Ancak, Y'nin bilgi vermeme beyanı hukuka aykırıdır. TTK m. 263 uyarınca çıkarılan ortak X, işin tasfiyesi mümkün olmadığı için her faaliyet dönemi (yıl) sonunda o yıl bitirilen işlerin hesabını ve devam eden işlerin güncel durumunu gösterir bilgi verilmesini şirketten talep etme mutlak hakkına sahiptir [9, 10].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Çıkan ortağın payının ödenmemesi yönünde TTK m. 262/2'ye (bitmemiş işlerin mevcudiyetine) dayanan şirket (veya kalan ortaklar), bu işlerin gerçekten ayrılma tarihinden önce girişilen işler olduğunu ve halihazırda tasfiye edilmediğini ispat etmekle yükümlüdür.
  • Zamanaşımı / Süreler: Ortakların şirketten kaynaklanan kişisel alacaklarına (ayrılma akçesi dahil) dair zamanaşımı, alacağın TTK m. 262 uyarınca muaccel olduğu tarihte (sözleşmedeki tarih veya ilk bilanço tarihi, devam eden işler varsa tasfiye edildikleri an) işlemeye başlar [10, 16].
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Ortaklık payından kaynaklanan bu tür uyuşmazlıklar, mutlak ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4). Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, TTK m. 1521/1 hükmü gereğince bu davalarda "basit yargılama usulü" uygulanır ve uyuşmazlık daha hızlı çözümlenir [17].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıkça düşülen hata, ayrılma kararının ticaret siciline tescili anında alacağın hemen muaccel olduğunun zannedilmesidir. Oysa kanun, likiditenin korunması adına açıkça bilanço tarihini veya işlerin tasfiyesini beklemeyi şart koşmuştur [2].

7. Eleştirel Değerlendirme

(Doktriner Gelişimler ve Kanun Tekniğine Yönelik İnceleme)

TTK m. 262 hükmü, işletmenin devamlılığı ilkesini sıkı sıkıya korumakta, ancak çıkan ortağın mülkiyet hakkını "devam eden işler" ibaresiyle belirsiz bir vadeye bağlama riskini barındırmaktadır.

Tarafıma sağlanan kaynak metinlerinde kollektif şirketlerin feshine ve ödeme zamanına ilişkin spesifik doktriner tartışmalar doğrudan yer almamakla birlikte, kaynaklarda detaylıca yer alan sermaye şirketlerindeki "ayrılma akçesi" kurumuna yönelik (Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, Bahtiyar vb. hocalarımızın) tespitleri [18-21] bu noktada kavramsal bir çerçeve sunar. Doktrinde ayrılma akçesinin ödenmesi hususunda şirketlerin finansal sağlığının "serbest yedek akçeler" veya "kullanılabilir özkaynaklar" (limited şirketlerde TTK m. 642) üzerinden korunması gerektiği, sermayenin iadesi yasağının delinmemesi gerektiği [22, 23] sıklıkla vurgulanır. Kollektif şirketler bakımından m. 262'nin getirdiği bu sistem de aynı felsefeye hizmet etmektedir. Ancak, limited ve anonim şirketlerde ayrılma akçesi belirli ve nesnel bilançolara veya uzman raporlarına tabi iken [24, 25], kollektif şirkette m. 262/2'deki "işlerin tasfiyesi" kavramı, kalan ortaklara kötüniyetli bir manevra alanı verebilir. Şirketteki eski projeler yıllarca tasfiye edilmez veya sürekli yeni alt projelerle uzatılırsa, ayrılan ortak sermaye payını almak için yıllarca beklemek zorunda kalabilir.

Bu hususta kanun koyucunun, işlerin tasfiyesi süreci için makul bir azami üst sınır (örneğin 2 veya 3 yıl) öngörmesi veya ödemenin kısmi (tasfiye edilen kısımlar oranında peyderpey) yapılabileceğini daha açık bir lafızla ifade etmesi, adalet duygusuna ve menfaatler dengesine daha uygun bir reform olacaktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.