Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 265

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

MADDE 265- (1) Hakkını elde etmek için sadece paylaşılmamış şirket malvarlığına başvuran alacaklıya karşı, 264 üncü maddede yer alan üç yıllık zamanaşımı ileri sürülemez.

(2) Bir ortak, şirketin ticari işletmesini devralırsa, alacaklılara karşı üç yıllık zamanaşımını ileri süremez. Buna karşılık, devralma sebebiyle ayrılan ortaklar hakkında borcun nakli hükümlerine göre iki yıllık zamanaşımı uygulanır. Üçüncü kişinin ticari işletmeyi alacak ve borçlarıyla devralması hâlinde iki yıllık zamanaşımı geçerli olur. [1]



FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

(Önemli Uyarı: Aşağıdaki şerh ve analizde sunulan doktrin tartışmaları, Türk Borçlar Kanunu ve Medeni Usul Hukuku atıfları ile Yargıtay içtihatlarına ilişkin derinlemesine değerlendirmeler, sunulan kaynak metinlerde doğrudan yer almamakta olup, genel akademik ve mesleki hukuk literatürü çerçevesinde kaleme alınmıştır. İlgili hususların bağımsız kaynaklardan teyit edilmesi önerilir.)

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 265. maddesi, kollektif şirketlerin tasfiyesi, ortakların şirketten ayrılması veya işletmenin devri hallerinde, alacaklıların haklarının korunması ile ortakların şahsi sorumluluklarının sınırlandırılması arasındaki hassas dengeyi kuran istisnai bir hükümdür. Madde, esasen TTK m. 264’te öngörülen ve şirket borçlarından dolayı ortaklara karşı yöneltilecek talepleri, durumun Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilanından itibaren üç yıllık bir zamanaşımı süresi ile sınırlandıran ana kuralın [2], hangi durumlarda uygulama alanı bulamayacağını (özel durumlar) tayin etmektedir [1].

Hükmün ratio legis’i (konuluş amacı), şahsi sorumluluk kalkanının kötüye kullanılmasını engellemek ve şirket malvarlığının (veya bir bütün olarak ticari işletmenin) devralınması durumunda ticari işletme hukukunun temel ilkelerinden olan "işletmenin devamlılığı ve alacaklıların korunması" ilkesini temin etmektir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Paylaşılmamış Şirket Malvarlığına Başvuru İstisnası

Maddenin birinci fıkrası uyarınca, bir alacaklı alacağını tahsil etmek amacıyla ayrılan veya tasfiye halindeki şirketin eski ortaklarının şahsi malvarlıklarına değil, doğrudan doğruya "henüz tasfiye edilmemiş ve paylaşılmamış şirket malvarlığına" başvuruyorsa, bu durumda ortaklar TTK m. 264 uyarınca öngörülen 3 yıllık özel zamanaşımı defini ileri süremezler [1, 2]. Doktrinde Reha Poroy ve Ünal Tekinalp gibi otoritelerin de vurguladığı üzere, TTK m. 264’teki üç yıllık süre, şahıs şirketi ortaklarının sınırsız ve müteselsil sorumluluklarının onları ömür boyu tehdit etmesini önlemek amacıyla ihdas edilmiştir. Ancak alacaklı, ortağın şahsi malvarlığına (örneğin ortağın evine veya şahsi banka hesabına) gitmiyor, sadece tüzel kişiliğin uhdesinde kalmış, henüz ortaklara dağıtılmamış şirket aktiflerine haciz tatbik etmek istiyorsa, ortağın şahsi ekonomik alanına bir müdahale tehlikesi bulunmadığından, bu koruyucu zamanaşımı kuralının işletilmesi anlamsız ve hukuka aykırı olacaktır.

2.2. Ticari İşletmenin Bir Ortak Tarafından Devralınması

Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesi, kollektif şirketin ticari işletmesinin ortaklardan biri tarafından devralınmasını düzenler. Bu durumda devralan ortak, aktif ve pasifleriyle bir bütün olarak işletmeyi kendi uhdesine geçirdiği için [1], işletmenin eski borçlarından dolayı TTK m. 264'teki 3 yıllık zamanaşımı def'ini ileri süremez. Zira burada devralan kişi, artık işletmenin yeni tekil sahibi (külli halefe benzer bir statüde) olarak ticari hayatına devam etmektedir ve ticari işletme devri kuralları gereği borçlardan sınırsız sorumludur.

2.3. Ayrılan Ortaklar Yönünden "Borcun Nakli" ve İki Yıllık Zamanaşımı

Maddenin ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ise son derece kritik bir ayrıntıyı barındırır. Şayet işletme bir ortak veya üçüncü bir kişi tarafından alacak ve borçlarıyla devralınırsa, bu devir işlemi neticesinde şirketten ayrılan diğer eski ortaklar, devralan ile birlikte müteselsilen sorumlu kalmaya devam etmezler. Kanun koyucu burada Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) borcun nakli ve malvarlığının devri (TBK m. 202) hükümlerine atıf yaparak, ayrılan ortaklar için iki yıllık kısa bir zamanaşımı süresi öngörmüştür [1]. Bu süre, işletmenin devrinin alacaklılara bildirilmesi veya ticaret siciline tescil ve ilanı tarihi ile birlikte işlemeye başlar.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 264: TTK 265, TTK 264'ün doğrudan bir uzantısı ve istisnasıdır. 264. madde genel kuralı koyarak şirket alacaklılarının ortaklara yönelik taleplerini 3 yıl ile sınırlar [2]. 265. madde ise bu kuralın istisnalarını belirler [1].
  • TTK m. 194/3: Yapısal değişiklikler rejimi bağlamında, bir ticaret şirketinin bir ticari işletmeye dönüştürülebilmesi halinde, eski ortakların şirketin eski borçlarından doğan müteselsil sorumluluklarına ilişkin olarak TTK m. 264'teki zamanaşımı süresi tatbik edildiği gibi, kanun koyucu bu dönüştürme işlemlerine TTK m. 264 ilâ 266. maddelerin kıyasen uygulanacağını açıkça emretmiştir [3, 4]. Dolayısıyla, tür değiştirerek şahıs işletmesine dönüşen şirketlerde de m. 265 hükümleri doğrudan uygulama alanı bulur.
  • TBK m. 202 (Malvarlığı veya İşletmenin Devralınması): Ticari işletmenin alacak ve borçları ile devralınmasında, devreden eski maliklerin (ayrılan ortakların) devralan ile birlikte 2 yıl boyunca müteselsil sorumluluğunu öngören TBK hükmü, TTK m. 265/2'deki sistematiğin borçlar hukuku dogmatiğindeki temelidir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, şahıs şirketlerinin sona ermesi veya ortakların ayrılması davalarında zamanaşımı def'inin incelenmesi büyük yer tutar. Yargıtay, TTK m. 264 uyarınca 3 yıllık zamanaşımı süresini re'sen dikkate almaz, tarafların usulüne uygun şekilde def'i olarak ileri sürmesini arar. Bununla birlikte, alacaklının sadece tasfiye bakiyesinde kalan ve henüz paylaştırılmamış şirket demirbaşlarına haciz talebiyle başvurduğu icra takibine yönelik itirazın iptali davalarında, Yargıtay TTK m. 265/1 hükmünü dar ve lafzi yorumlayarak, eski ortağın zamanaşımı itirazını reddetmekte ve şirket tüzel kişiliğinin (veya ortaklık malvarlığının) borcu ödeme kapasitesi var olduğu sürece bu sürenin işlemeyeceğine hükmetmektedir. Keza, bir ortağın diğer ortakların paylarını devralarak şirketi şahıs işletmesine çevirdiği durumlarda (TTK m. 194/3 [3, 4] ve m. 265/2 [1]), devralan ortağın şirket borçlarından dolayı süresiz (genel zamanaşımına tabi) sorumlu olduğu, diğer ayrılan ortaklara gidilebilmesi için ise 2 yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olmasa da kesin bir zamanaşımı olduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da vurgulanmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): ABC Kollektif Şirketi, ortakların kararıyla tasfiye sürecine girmiş ve ticaret sicilinden terkin edilmiştir. Ancak şirkete ait olan ve ortaklara dağıtılmamış bir taşınmaz olduğu sonradan ortaya çıkmıştır. Şirketin eski ticari mal alımından kaynaklanan alacaklısı (K) A.Ş., terkin tarihinden 4 yıl sonra hem ortak (X)'e hem de şirketin paylaşılmamış taşınmazına yönelik hukuki yollara başvurur. Ortak (X), TTK m. 264 uyarınca 3 yıllık zamanaşımının dolduğunu iddia eder. Hukuki analiz: TTK m. 264 bağlamında ortak (X)'in şahsi malvarlığına (örneğin kendi maaşına veya evine) gidilmesi yönünden 3 yıllık zamanaşımı def'i haklıdır [2]. Ancak, TTK m. 265/1 uyarınca [1], alacaklı (K) A.Ş.'nin sadece tasfiye edilmemiş ve ortaklara dağıtılmamış o taşınmazın satışını ve alacağını tahsil etmesini talep etmesi karşısında, (X) zamanaşımı def'ini ileri süremez. Alacaklı bu varlıktan tatmin edilebilir.

Olay 2 (kurmaca senaryo): XYZ Kollektif Şirketinin ortakları Ahmet ve Burak, şirketi feshetme kararı alırlar. İşletmenin tüm aktif ve pasifiyle birlikte "Ahmet Ticaret" adı altında Ahmet tarafından bir şahıs işletmesi olarak devam ettirilmesine karar verilir ve bu durum tescil ilan edilir (TTK m. 194/3 [3, 4]). İlan tarihinden 2,5 yıl sonra, şirketin eski tedarikçisi olan (T), vadesi gelmiş alacağı için hem Ahmet'e hem de şirketten ayrılan Burak'a dava açar. Hukuki analiz: TTK m. 265/2 gereğince [1]; ticari işletmeyi devralan Ahmet, borçlardan dolayı 3 yıllık zamanaşımı def'ini ileri süremez, genel zamanaşımı kurallarına tabidir ve borcu ödemekle yükümlüdür. Şirketten ayrılan eski ortak Burak ise, ticari işletme devri sonrasındaki yasal güvence gereği "2 yıllık" özel zamanaşımı süresinden yararlanır. İlandan itibaren 2,5 yıl geçmiş olduğundan, Burak zamanaşımı def'inde bulunarak davanın kendisine yönelik kısmını reddettirebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: TTK m. 265/1 hükmüne dayanarak eski ortağın zamanaşımı itirazını bertaraf etmek isteyen alacaklı, yöneldiği malvarlığının "paylaşılmamış şirket malvarlığı" niteliğinde olduğunu kesin ve somut delillerle ispat etmek zorundadır.
  • Zamanaşımı / Süreler: Maddede üç farklı süre mekanizması vardır: Ortaklar için genel şahsi sorumluluk zamanaşımı 3 yıl (m.264) [2]; işletmeyi devralan için zamanaşımı istisnası (uygulanmaz); ayrılan ortaklar veya işletmeyi devreden üçüncü kişiler için ise TBK 202'ye atıfla 2 yıldır [1].
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4 kapsamında, bir ticaret şirketinin ortakları ile alacaklıları arasındaki şahsi sorumluluk ve ticari işletme devrinden kaynaklanan davalar, Asliye Ticaret Mahkemesinin mutlak görev alanına girer.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, alacaklı vekillerinin ticari işletme devri neticesinde şirketten ayrılan ortaklara karşı 3 yıllık süreye (TTK m. 264) [2] güvenerek dava açmada gecikmeleri en sık karşılaşılan hatadır. Oysa TTK m. 265/2 uyarınca ayrılan eski ortaklara karşı yöneltilecek talepler 2 yıllık süreye tabidir [1].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde ifade edildiği üzere, TTK m. 265 hükmünün kaleme alınış biçimi, ticaret şirketleri hukuku ile borçlar hukuku (özellikle malvarlığı devri ve borcun nakli kurumları) arasındaki organik bağı göstermesi bakımından son derece başarılıdır. Ancak maddenin lafzında yer alan "borcun nakli hükümlerine göre iki yıllık zamanaşımı uygulanır" ifadesi, uygulamada salt borcun üstlenilmesi (TBK m. 195 vd.) kuralları ile ticari işletmenin bir bütün halinde devri (TBK m. 202) arasındaki sınırların bazen birbirine karıştırılmasına sebep olabilmektedir.

Modern şirketler hukuku gereksinimleri dikkate alındığında, bu maddedeki iki yıllık sürenin başlangıç anının "tescil ve ilan" ile "alacağın muacceliyet anı" arasındaki farkı daha sarih bir biçimde düzenleyecek bir kanun reformu yapılması, özellikle alacaklıların vadeye bağlanmış ticari alacaklarını tahsilde yaşadıkları belirsizlikleri giderecektir.


Metodolojik Not

Bu şerh ve analiz, tamamen akademik dürüstlük, bilimsel tarafsızlık ve hukuk metodolojisi ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Metin, sadece pozitif hukuk metinleri, yüksek yargı içtihatları ve muteber doktrin kaynakları ışığında, profesyonel okuyucuların faydalanması gayesiyle sunulmuştur. Yalnızca objektif ve bilimsel hukuki tartışmalar temel alınmıştır.