1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Dördüncü Bölümünde kollektif şirketlerin sona ermesi ve ortağın ayrılmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Bu kapsamda, "Ortakların şirketten ayrılması" başlığı altında yer alan "Hükümler" alt ayrımındaki 266. madde, "Zamanaşımının kesilmesi" müessesesini kollektif şirketlerden ayrılan ortaklar özgülünde özel olarak hüküm altına almıştır [1].
TTK m. 266/1 hükmüne göre; "Varlığını sürdüren şirkete veya diğer bir ortağa karşı zamanaşımının kesilmesi şirketten ayrılan ortağa karşı zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurmaz" [1]. Bu hüküm, kollektif şirket ortaklarının şirket borçlarından dolayı müteselsil sorumluluğuna getirilen sınırlandırmaların ve hukuki güvenlik ilkesinin usul ve maddi hukuk bağlamındaki en önemli yansımalarından biridir.
Kollektif şirketlerde ortaklar, kural olarak şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlıklarıyla sorumludurlar. Ancak bir ortağın şirketten ayrılması, fesih, ihraç veya ölüm gibi sebeplerle gerçekleştiğinde, bu ortağın sorumluluğunun sonsuza dek devam etmesi ticari hayatın güvenliği ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Kanun koyucu, ayrılan ortağın şirket alacaklılarına karşı olan sorumluluğunu TTK m. 264 uyarınca kural olarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yapılan ilan tarihinden itibaren üç yıllık bir zamanaşımı süresi ile sınırlandırmıştır [2]. TTK m. 266 ise, bu zamanaşımı süresinin işleyişine ilişkin "kesilmenin sübjektif etkisi" kuralını tesis ederek, alacaklının yalnızca şirkete veya mevcut ortaklara karşı harekete geçmesinin (örneğin dava açması veya icra takibi başlatması), ayrılan ortağı etkilemeyeceğini emredici biçimde düzenlemiştir [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Varlığını Sürdüren Şirket ve Diğer Ortaklar
Hükümde geçen "varlığını sürdüren şirket" ibaresi, tüzel kişiliği devam eden ve aktif ticari faaliyetlerini sürdüren yahut tasfiye sürecine girmiş olsa dahi tüzel kişiliği henüz terkin edilmemiş kollektif şirketi ifade etmektedir. Ayrılan ortağın aksine, şirkette kalmaya devam eden "diğer ortaklar", şirketin doğmuş ve doğacak tüm borçlarından ötürü birinci derecede şirketle birlikte (ancak başvurulma sırası bakımından fer'i nitelikte) müteselsil sorumluluk altındadırlar. Bu kişilere karşı yöneltilen hukuki takiplerin (dava, icra vb.) onlara karşı zamanaşımını keseceği tabiidir.
2.2. Şirketten Ayrılan Ortak
Kollektif şirket ortaklığından çıkma (TTK m. 255), çıkarılma (TTK m. 256), ölüm (TTK m. 253) veya payın devri gibi kanuni yollarla ayrılan ve bu durumu usulüne uygun olarak ticaret siciline tescil ve ilan ettiren kişidir [3-5]. Ayrılan ortağın, ayrılmanın tescil ve ilan edildiği tarihe kadar doğmuş şirket borçlarından ötürü üçüncü kişilere karşı müteselsil sorumluluğu devam etmektedir (TTK m. 259/4) [6]. Ancak bu sorumluluk sonsuz değildir; TTK m. 264 kapsamında üç yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabidir [2].
2.3. Zamanaşımının Kesilmesi ve Sübjektif Etki
Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 154 uyarınca zamanaşımı; borçlunun borcu ikrar etmesi, alacaklının dava veya def'i yoluyla mahkemeye başvurması, icra takibi başlatması veya iflas masasına başvurması ile kesilir. TBK m. 155 hükmüne göre ise müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi, kural olarak diğerlerine karşı da kesilmiş sayılır. Ancak TTK m. 266, ticari hayatın gereklilikleri ve ayrılan ortağın korunması amacıyla TBK'daki bu genel kurala açık bir istisna getirmiştir [1]. TTK m. 266, "zamanaşımının kesilmesinin şahsiliği (sübjektifliği)" ilkesini mutlak bir biçimde kurarak, şirkete veya diğer ortaklara karşı atılan adımların ayrılan ortağa sirayet etmesini engellemiştir.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 264 (Şirketten Ayrılan Ortağın Sorumluluğunun Zamanaşımı): TTK m. 266'nın uygulanma zeminini oluşturan temel maddedir. Ayrılan ortağa yöneltilecek talepler, ayrılmanın tescil ve ilanından itibaren (veya muacceliyet anından itibaren) üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar [2]. M. 266, bu üç yıllık sürenin korunması ve şirket aleyhine yapılan işlemlerle suni olarak uzatılmamasını güvence altına alır.
- TTK m. 259 (Tescil ve İlan): Ortağın ayrılmasının üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmesi ve zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için ayrılmanın tescil ve TTSG'de ilanı şarttır [5, 6]. İlan yapılmamışsa, TTK m. 266'daki korumadan yararlanmak söz konusu olamaz; zira ortak, üçüncü kişiler nezdinde halen ortak görünümündedir.
- TTK m. 194/3 (Ticari İşletme Birleşmesi ve Tür Değiştirme): Bir ticari işletmenin ticaret şirketiyle birleşmesi veya tür değiştirmesi halinde, eski işletme sahiplerinin borçlardan dolayı müteselsil sorumluluğu hakkında da TTK m. 264 ila 266. maddeleri kıyasen uygulanmaktadır [7, 8]. Dolayısıyla bu kurallar, yapısal değişiklikler alanında da uygulama alanı bulan temel koruyucu hükümlerdir.
- TBK m. 154 ve 155 (Zamanaşımının Kesilmesi ve Müteselsil Borçlulara Etkisi): TBK m. 155'teki "müteselsil borçlulardan birine karşı kesilen zamanaşımının diğerlerine karşı da kesileceği" yönündeki genel borçlar hukuku kuralı, TTK m. 266 marifetiyle kollektif şirketten ayrılan ortak lehine devre dışı bırakılmıştır. Bu durum, ticaret hukukunun "özel kanun (lex specialis)" niteliğinin doğrudan bir sonucudur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi'nin) yerleşik içtihatlarında, ticaret şirketlerinden ayrılan ortakların hukuki statülerinin korunmasına büyük bir önem atfedilmektedir. Yargıtay kararlarında şu ilkeler istikrar kazanmıştır:
- Ayrılmanın Tescil ve İlanı Zorunluluğu: Yargıtay, TTK m. 264 ve 266. maddelerin uygulanabilmesi için ortağın ayrılışının hukuken tekemmül etmesini ve TTSG'de usulüne uygun olarak ilan edilmesini ön koşul olarak aramaktadır. İlan yapılmamışsa, fiilen şirketten ayrılmış olan ortağa karşı şirkete açılan davanın veya icra takibinin zamanaşımını kesmeyeceği savunması (TTK m. 266) mahkemelerce dinlenmez.
- Husumetin Açıkça Yöneltilmesi: Alacaklının, üç yıllık hak düşürücü/zamanaşımı süresi içinde bizzat "ayrılan ortağa" yönelik icra takibi veya eda davası yoluna gitmesi şarttır. Sadece "şirket" tüzel kişiliğine yöneltilen icra emirleri, ayrılan ortak için zamanaşımını kesmez. İlerleyen yıllarda şirketten tahsilat yapılamaması üzerine alacaklının ayrılan ortağa başvurması halinde, ayrılan ortağın ileri süreceği "zamanaşımı def'i", TTK m. 266 uyarınca haklı bulunarak davanın reddi ile sonuçlanır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(X) Kollektif Şirketinin ortaklarından (A), şirketten ayrılmış ve bu ayrılma işlemi 01.03.2020 tarihinde ticaret siciline tescil ve ilan edilmiştir. Şirketin, (A)'nın ortak olduğu dönemden kalma ve 01.01.2020 tarihinde muaccel olmuş 500.000 TL borcu bulunmaktadır. Alacaklı (C), 01.05.2021 tarihinde (X) Kollektif Şirketine ve mevcut ortak (B)'ye karşı icra takibi başlatmıştır. Şirketin haczi kabil malı bulunamadığı için alacaklı (C), 01.06.2024 tarihinde ayrılan ortak (A)'ya karşı ayrı bir dava açmıştır.
Hukuki analiz: Alacaklı (C)'nin 01.05.2021 tarihinde şirket tüzel kişiliğine ve ortak (B)'ye icra takibi başlatmış olması, TTK m. 266/1 açık hükmü gereğince şirketten ayrılan ortak (A) yönünden zamanaşımını kesmez [1]. (A)'nın ayrılışının ilan edildiği 01.03.2020 tarihinden itibaren TTK m. 264 uyarınca 3 yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamış ve 01.03.2023 tarihinde dolmuştur [2]. Dolayısıyla 01.06.2024'te (A)'ya açılan dava, (A)'nın süresinde yapacağı zamanaşımı def'i karşısında reddedilecektir.
Olay 2:
Bir kolektif şirketin eski ortağı olan (Y)'nin ayrılışı ilan edildikten iki yıl sonra, alacaklı Banka, kredi sözleşmesinden doğan borcun tahsili için hem şirkete hem de doğrudan (Y)'ye karşı eş zamanlı olarak ilamsız icra takibi başlatmıştır. (Y), icra dairesine giderek itiraz etmiş, itirazın iptali davası 4 yıl sürmüştür.
Hukuki analiz: Bu durumda alacaklı, üç yıllık kanuni zamanaşımı süresi içerisinde doğrudan (Y)'ye karşı icra takibi başlattığı için TBK m. 154 anlamında (Y)'ye karşı zamanaşımı kesilmiştir. TTK m. 266, "sadece şirkete yapılan işlem" bağlamındaki korumayı sağlar. Alacaklı kanunun aradığı şekilde doğrudan ayrılan muhataba yöneldiğinden, (Y)'nin sorumluluğu davanın sonuna kadar kesilmiş ve yeniden işlemeye başlamış kabul edilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Ayrılan ortağın, kendisine karşı yöneltilen bir talepte TTK m. 266 uyarınca zamanaşımı def'inde bulunabilmesi için, öncelikle şirketten ayrılışının tescil ve ilan edildiği tarihi ve alacağın muacceliyet tarihini ispat etmesi gerekir. Alacaklı ise, eğer zamanaşımının kesildiğini iddia ediyorsa, bizzat ayrılan ortağa karşı üç yıllık süre içerisinde dava açtığını veya icra takibi yaptığını mahkemeye resmi kayıtlarla sunmak zorundadır.
- Zamanaşımı / Süreler: İlgili temel süre, TTK m. 264 ile öngörülen üç (3) yıllık özel zamanaşımı süresidir [2]. Bu süre, ayrılmanın ilan edildiği tarihte, şayet alacak henüz muaccel değilse muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar [2].
- Görevli/yetkili mahkeme: Eski ortağın şirket borçlarından doğan sorumluluğuna ilişkin davalar nispi ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4/1). Dolayısıyla uyuşmazlığın çözüm yeri Asliye Ticaret Mahkemeleridir [9]. Yetkili mahkeme ise genel kural olarak davalının (ayrılan ortağın) yerleşim yeri veya şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada alacaklı vekillerinin, şirkete ve mevcut ortaklara yönelik başlatılan icra takiplerinin veya arabuluculuk başvurularının eski ortaklar için de zamanaşımını durduracağı/keseceği yanılgısına sıklıkla düştükleri görülmektedir. TBK'daki müteselsil borçluluk genel hükümlerine güvenilerek yapılan bu eksik işlemler, TTK m. 266 karşısında hak kaybı ile sonuçlanmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 266'da öngörülen düzenleme, doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu gibi ticaret hukuku disiplininin önde gelen yazarları tarafından da isabetli bir yasa yapma tekniği olarak değerlendirilmektedir. Ticari işletmelerin ve şahıs şirketlerinin dinamik yapısı göz önüne alındığında, bir ortaklıktan hukuken bağını koparmış bir bireyin, şirket içerisinde kalanların ihmalleri veya tasarrufları nedeniyle yıllar sonra devasa borç yükleriyle aniden karşı karşıya bırakılması, hem Anayasal mülkiyet hakkı hem de "öngörülebilirlik" ilkesi bakımından ciddi sorunlar yaratır.
Bununla birlikte, doktrinde eleştirilen bir husus, alacaklıların korunması ile ayrılan ortağın korunması arasındaki dengedir. Borçlar Hukukundaki müteselsil sorumluluk algısını sarsan bu istisna, alacaklılar açısından hukuki takip süreçlerini fazlasıyla külfetli hale getirmekte ve her bir eski ortağın durumunu Ticaret Sicil Gazetesinden anlık olarak takip etme gibi ağır bir özen yükümlülüğü doğurmaktadır. Kanun koyucunun, ayrılan ortağın korunmasına açık bir üstünlük tanıdığı tartışmasızdır. Reform önerileri bağlamında, büyük ölçekli ve çok sayıda ayrılan ortağı bulunan şahıs veya limited/anonim şirketlerin (ilgili maddelerin kıyasen uygulandığı yeniden yapılandırma ve ticari işletme devirlerinde [7]) alacaklılarına, şirketten ayrılanların durumunun daha belirgin bir şeffaflıkla bildirilmesini zorunlu kılan ek mekanizmaların getirilmesi düşünülebilir. Ancak mevcut TTK m. 266 hükmü, hukuki istikrar ve "sermaye piyasası/ticari ortaklık" risklerinin şahsileştirilmesi açısından sistematiğin kilit taşı olmaya devam etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.