IV - Şirket alacaklılarının rüçhan hakkı
Madde 271 - (1) Kollektif şirket alacaklılarının şirket malları üzerinde ortakların kişisel alacaklarına karşı haiz ol dukları rüçhan hakları, şirketin sona ermesinden sonra da devam eder.
IV - Şirket alacaklılarının rüçhan hakkı
Madde 271 - (1) Kollektif şirket alacaklılarının şirket malları üzerinde ortakların kişisel alacaklarına karşı haiz ol dukları rüçhan hakları, şirketin sona ermesinden sonra da devam eder.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kısmında yer alan "Kollektif Şirket" düzenlemelerinin "Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması" başlıklı Dördüncü Bölümü altındaki "Tasfiye" safhasını düzenleyen Beşinci Bölümde yer alan 271. madde, ticaret şirketleri hukukunun temelini oluşturan "malvarlığının bağımsızlığı (ayrılığı)" ilkesinin tasfiye sürecindeki görünümünü ve yansımasını norm altına almaktadır [1].
Ticaret ortaklıklarında kural olarak şirketin tüzel kişiliği ve bu tüzel kişiliğe ait bağımsız bir malvarlığı bulunmaktadır [2]. Ortakların şirkete sermaye olarak getirdikleri malvarlığı değerleri üzerinde elbirliği veya paylı mülkiyet değil, doğrudan şirketin tüzel kişiliğinin mülkiyeti söz konusudur [3]. Bu temel kuralın tabii bir sonucu olarak, şahıs şirketi statüsünde olan kollektif şirketlerde dahi, şirket alacaklıları ile ortakların kişisel alacaklıları arasında bir ayrım yapılmakta ve şirket malvarlığı öncelikle şirket borçlarının teminatını oluşturmaktadır [4].
TTK m. 271 hükmü, "Kollektif şirket alacaklılarının şirket malları üzerinde ortakların kişisel alacaklarına karşı haiz oldukları rüçhan hakları, şirketin sona ermesinden sonra da devam eder" şeklindeki düzenlemesiyle, şirket tüzel kişiliğinin sona erme (infisah veya fesih) aşamasına girip tasfiye sürecinin başlamasının, şirket malvarlığı üzerindeki alacaklı hiyerarşisini değiştirmeyeceğini açıkça vurgulamaktadır [1]. Tasfiye aşamasında dahi ortakların kişisel alacaklıları, şirket mallarına doğrudan el atamayacak; şirket alacaklılarının rüçhan (öncelik) hakkı tasfiye payının dağıtılması anına kadar mutlak surette korunacaktır.
Kollektif şirket; ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla, gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamış olan bir şahıs şirketidir [5, 6]. Şirket tüzel kişiliği adına ve hesabına yapılan işlemlerden veya haksız fiillerden doğan borçların alacaklıları, "şirket alacaklısı" sıfatını taşır. "Şirket malları" ise, ortakların taahhüt edip ifa ettikleri nakdi ve ayni sermaye ile şirketin faaliyetleri neticesinde elde ettiği her türlü aktif değerin bütününü ifade eder. TTK m. 237 uyarınca şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı birinci derecede şirket (şirket malvarlığı) sorumludur [7].
Ortakların kişisel alacaklıları, şirket faaliyetleriyle ilgisi bulunmayan, doğrudan doğruya kollektif şirket ortağının şahsına karşı alacak hakkına sahip olan üçüncü kişilerdir. TTK m. 133 uyarınca, bir şahıs şirketi devam ettiği sürece ortaklardan birinin kişisel alacaklısı, hakkını ancak şirketin bilançosu gereğince o ortağa düşen kâr payından veya şirket fesholunmuşsa tasfiye payından alabilir [4, 8]. Kişisel alacaklıların doğrudan şirket malvarlığına haciz tatbik etme yetkisi bulunmamaktadır [8].
Madde metninde geçen "rüçhan hakkı", şirket alacaklılarının, şirket malvarlığından tatmin edilme konusunda ortakların şahsi alacaklılarına karşı sahip oldukları mutlak önceliği ifade eder. Şirket aktifleri, öncelikle ve tamamen şirket pasiflerini (şirket borçlarını) karşılamak üzere özgülenmiştir. Şirket alacaklıları tatmin edilmeden, ortaklara tasfiye bakiyesinden herhangi bir pay dağıtılamayacağı için (TTK m. 300), ortakların şahsi alacaklılarının ulaşabileceği bir malvarlığı değeri de hukuken ve fiilen mevcut olamaz [9].
Şirketin sona ermesi (infisah veya mahkeme kararıyla fesih), şirketin ticari faaliyetini durdurup malvarlığını nakde çevirme, alacaklarını tahsil etme ve borçlarını ödeme aşaması olan "tasfiye" sürecinin başlangıcını teşkil eder [10-12]. TTK m. 271, sona erme olgusunun, şirket alacaklıları lehine işleyen rüçhan hakkını ortadan kaldırmayacağını, tasfiye sürecinde elde edilecek nakit ve aktiflerin de aynı öncelik kuralına tabi olduğunu tescil etmektedir [1].
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere, tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinde (kollektif şirketler dahil) ortağın şahsi borcundan dolayı doğrudan doğruya şirkete ait mallar, banka hesapları veya araçlar üzerine haciz konulamaz [14, 15]. Yargıtay, TTK m. 133 ve m. 271 ilkelerini bir bütün olarak değerlendirerek, şahsi alacaklının ancak doğmuş veya tasfiye neticesinde doğacak olan "kâr payı" ya da "tasfiye payı" alacağını İİK m. 89 kapsamında haczedebileceğini hüküm altına almaktadır.
Yargıtay içtihatlarında, tasfiye sürecine girilmiş olsa dahi şirket tüzel kişiliğinin tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devam ettiği, tasfiye memurlarının öncelikli görevinin şirket alacaklılarını tatmin etmek olduğu; şahsi alacaklıların gönderdiği haciz ihbarnamelerinin şirket malları üzerinde değil, müstakbel tasfiye artığı (payı) üzerinde sonuç doğuracağı net bir biçimde ifade edilmektedir (Örn: Yargıtay 12. HD., E. 2014/9416, K. 2018/5340) [14].
Olay 1: ABC Kollektif Şirketi, sözleşmede öngörülen sürenin dolması sebebiyle infisah etmiş ve tasfiye aşamasına geçmiştir. Şirketin malvarlığı nakde çevrildiğinde kasasında 500.000 TL bulunmaktadır. Şirketin ticari faaliyetlerinden doğan ticari mal alım borcu sebebiyle (X) firmasına 400.000 TL borcu vardır. Aynı esnada, şirket ortaklarından (A)'nın şahsi borcu sebebiyle kişisel alacaklısı (Y), icra dairesi kanalıyla şirketin kasasındaki paranın 200.000 TL'lik kısmına haciz konulmasını ve tarafına ödenmesini talep etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 271 uyarınca, şirket alacaklısı (X) firmasının şirket malları üzerindeki rüçhan hakkı, şirket sona ermiş olsa dahi devam etmektedir [1]. Bu nedenle tasfiye memuru, şahsi alacaklı (Y)'nin doğrudan haciz ve ödeme talebini şirket malvarlığına yöneltildiği için reddetmelidir. Tasfiye memuru öncelikle şirket alacaklısı (X)'e 400.000 TL'yi öder. Kalan 100.000 TL tasfiye bakiyesidir. Ortakların eşit paya sahip olduğu varsayımında (A)'nın tasfiye payı 50.000 TL'dir. Kişisel alacaklı (Y), ancak bu aşamada (A)'ya düşen 50.000 TL'lik tasfiye payı üzerinde hak iddia edebilir [9].
Olay 2: Tasfiye halindeki DEF Kollektif Şirketinin aktifleri toplam 300.000 TL, pasifleri (şirket borçları) ise 600.000 TL'dir. Ortak (B)'nin kişisel borcundan dolayı alacaklısı (Z), şirketin sona erdiğini ve artık ticari faaliyet yürütmediğini iddia ederek şirkete ait bir iş makinesinin muhafaza altına alınarak satılmasını talep etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 271 gereği şirketin malvarlığı tamamen şirket alacaklılarına tahsis edilmiştir [1]. Şirket alacaklıları tatmin edilmeden (kaldı ki olayda şirket borca batıktır, şirket alacaklıları dahi tam tatmin edilememektedir), şahsi alacaklı (Z)'nin şirket aktifine yönelik hiçbir icrai işlemi hukuken geçerli olamaz. Z'nin icra işlemi şikâyet yoluyla iptal edilmelidir; zira burada bir tasfiye bakiyesi (artığı) doğması ihtimali bulunmamaktadır [9, 16].
Doktrinde Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, Bahtiyar, Pulaşlı gibi ticaret hukuku disiplininin önde gelen yazarlarının ittifakla belirttiği üzere; ticaret ortaklıklarında şahsi alacaklılar ile şirket alacaklıları arasındaki menfaat dengesinin "şirket alacaklıları" lehine kurulması, tüzel kişilik kavramının ve ticari kredi sisteminin bekası için elzemdir [9, 18].
TTK m. 271 hükmünün lafzi formülasyonu, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine hizmet etmektedir. Zira şahıs şirketi olan kollektif şirketlerde, ortakların şirket borçlarından dolayı müteselsil ve sınırsız sorumluluğu bulunması (TTK m. 237), ortakların şahsi malvarlıkları ile şirket malvarlıkları arasındaki sınırın bulanıklaşabileceği yanılgısını doğurabilir [7]. Kanun koyucu, TTK m. 271 ile bu muhtemel yanılgının önüne set çekmekte; sorumluluk şahsi malvarlığına sirayet etse dahi, rüçhan (öncelik) hakkı bakımından şirket malvarlığının yegâne ve asıl sahibinin "şirket alacaklıları" olduğunu, tasfiye aşaması gibi tüzel kişiliğin en zayıf evresinde dahi bu mutlak kuralın delinemeyeceğini vurgulamaktadır. Bu yönüyle hüküm, yapısal veya lafzi bir zafiyet barındırmamakta; aksine ticaret hukuku dogmatiğinin "bağımsız malvarlığı" ilkesini tasfiye hukuku bakımından tahkim eden son derece başarılı bir normatif tercih olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.