**VI
- Borçların ödenmesi**
Madde 297 - (1) Tasfi ye hâlinde bulunan bir kollektif şirketin vadesi henüz gelmemiş olan borçlarını tasfiye memurları iskonto uygulayarak derhâl ödemeye ve alacaklılar da bu ödeme tarzını kabule zorunludurlar.
**VI
Madde 297 - (1) Tasfi ye hâlinde bulunan bir kollektif şirketin vadesi henüz gelmemiş olan borçlarını tasfiye memurları iskonto uygulayarak derhâl ödemeye ve alacaklılar da bu ödeme tarzını kabule zorunludurlar.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Dördüncü Bölümünde yer alan "Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması" başlıklı ayrımının tasfiye işlerini düzenleyen hükümleri arasında bulunan 297. maddesi, kollektif şirketlerin tasfiyesi aşamasında borçların ödenmesi usulüne ilişkin emredici bir kural ihdas etmiştir [1].
Ticaret şirketlerinin tasfiyesi, kural olarak şirketin tüm aktiflerinin paraya çevrilmesi, alacaklarının tahsil edilmesi ve borçlarının ödenmesi suretiyle malvarlığının netleştirilmesi ve hukuki varlığının sona erdirilmesi sürecidir. Bu sürecin uzaması, hem şirket ortakları hem de alacaklılar nezdinde hukuki ve ekonomik belirsizliklere yol açacağından, kanun koyucu tasfiyenin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını amaçlamıştır. TTK m. 297 hükmü, tam da bu "tasfiyeyi hızlandırma" gayesinin bir tezahürüdür [1]. Şirketin vadesi henüz gelmemiş (müeccel) borçları bulunması halinde, tasfiye memurlarının bu borçların vadesini beklemeksizin derhal ödeme yapmasını zorunlu kılmış, bu erken ödeme karşılığında da borç miktarından iskonto yapılmasını emretmiştir. Çift yönlü bir zorunluluk getiren bu madde, alacaklıyı da henüz vadesi gelmemiş alacağını iskontolu şekilde derhal kabule mecbur tutarak, borçlar hukukunun klasik ifa kurallarına ticari hayatın ihtiyaçları doğrultusunda istisnai bir müdahalede bulunmuştur [1].
Hükmün uygulanabilmesi için öncelikli şart, şirketin infisah etmiş veya feshedilmiş olması ve tasfiye evresine girmiş bulunmasıdır. Tasfiye evresindeki bir kollektif şirketin amacı artık kâr elde etmek değil, mevcut tasfiye işlemlerini yürütmek ve net malvarlığını paylaştırmaktır. Hüküm, tüzel kişiliğin tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devam ettiği bu özel evrede uygulama alanı bulur.
Maddenin özünü, vadesi gelmemiş alacakların ifası sorunu oluşturmaktadır. Normal şartlarda, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 90 uyarınca borçlu, borcunu vadeden önce ifa edebilir; ancak kanun veya sözleşme ya da adet aksini gerektirmedikçe erken ifa sebebiyle indirim yapamaz. TTK m. 297 ise, tasfiyenin süratle sonlandırılması amacıyla bu kurala ticari bir istisna getirmekte ve müeccel borçların vadesi beklenmeden ifasını emretmektedir [1].
Tasfiye memurları, müeccel borçları ifa ederken erken ödenen süreye tekabül eden faiz miktarını borçtan düşmek, yani "iskonto uygulamak" zorundadır [1]. Madde metninde tasfiye memurlarına bir takdir yetkisi tanınmamış olup, ibare "derhâl ödemeye (...) zorunludurlar" şeklinde kesin ve emredicidir. Kanun koyucu, tasfiye halindeki kollektif şirketler bakımından iskontonun oranını açıkça belirtmemiştir. Ancak anonim şirketlerin tasfiyesinde uygulanan TTK m. 542/1-h hükmünde, vadesi gelmemiş borçların "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan oran üzerinden iskonto edilerek derhâl ödeneceği" açıkça ifade edilmiştir [2]. Hukukun birliği ilkesi ve kıyas kuralları gereği, kollektif şirket tasfiyesinde de iskonto oranının TCMB kısa vadeli kredi faiz oranlarına göre tespit edilmesi gerektiği doktrinde kabul edilmektedir.
Madde, alacaklı açısından bir katlanma yükümlülüğü getirmektedir. Normal bir ticari ilişkide alacaklı, vade sonuna kadar bekleyip alacağını tam olarak tahsil etmeyi tercih edebilir. Fakat tasfiye halinde, alacaklının bu tercihi, tasfiyenin süratle bitirilmesi şeklindeki üstün kamu menfaati karşısında geri planda bırakılmıştır [1]. Alacaklı, iskonto uygulanarak yapılan erken ödemeyi reddedemez, temerrüde düşüremez ve vadenin gelmesini talep edemez [1].
Yargıtay ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, tasfiye sürecinin temel amacının şirket malvarlığının hızlı, şeffaf ve alacaklıların haklarını da dengeleyecek şekilde paraya çevrilip dağıtılması olduğu sıkça vurgulanır. TTK m. 297 özelinde, Yargıtay uygulaması tasfiye memurlarının Kanundan doğan emredici mükellefiyetlerini dar yorumlamamakta; iskontonun hesaplanmasında, ekonomik gerçekliğe ve dönemin finansal koşullarına uygun, adil bir indirim yapılmasını aramaktadır. Özellikle alacaklının iskontolu erken ödemeyi kabulden imtina ederek ifa engeli yaratması (alacaklı temerrüdü) durumunda, Yargıtay tasfiye memurunun TBK gereğince tevdi (notere veya bankaya yatırma) veya sözleşmeden dönme gibi haklarını kullanmasının hukuka uygun olacağına, şirketin salt bu ödemeyi yapamadığı için tasfiyesinin engellenemeyeceğine karar vermektedir. Keza, tasfiye memurunun iskontosuz erken ödeme yaparak ortakların tasfiye payını azaltması hali, Yargıtay tarafından doğrudan özen yükümlülüğünün (TTK m. 286) ve kanuna uyma borcunun ihlali sayılarak sorumluluk davasına [5] konu edilmektedir.
Olay 1 (kurmaca senaryo): Tasfiye sürecine giren (X) Kollektif Şirketi'nin, hammadde tedarikçisi (Y) A.Ş.'ye vadesine henüz 8 ay olan 1.000.000 TL tutarında borcu bulunmaktadır. Tasfiye memuru (A), şirketin aktiflerini paraya çevirmiş ve tüm borçları kapatacak nakdi elde etmiştir. (A), TCMB kısa vadeli kredi faiz oranını dikkate alarak 8 aylık iskonto hesaplamış ve (Y) A.Ş.'ye 850.000 TL ödeme teklif etmiştir. (Y) A.Ş., faiz gelirinden mahrum kalmak istemediğini belirterek iskontolu ödemeyi reddetmiş ve vade sonunda tam 1.000.000 TL talep edeceğini bildirmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 297 uyarınca tasfiye memuru müeccel borcu iskonto uygulayarak derhal ödemeye mecburdur ve alacaklı (Y) A.Ş. de bu ifa tarzını kabul etmek zorundadır [1]. Alacaklının rızasına bakılmaksızın bu kural emredicidir. Alacaklı ödemeyi reddederse alacaklı temerrüdüne düşer; tasfiye memuru bu bedeli tevdi ederek şirketi borçtan kurtarabilir ve tasfiye sürecini tamamlar.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (Z) Kollektif Şirketi'nin tasfiye memuru (B), şirketin bankalara ve üçüncü kişilere olan henüz vadesi gelmemiş döviz cinsinden borçlarını, kur artışı riskinden çekindiği için herhangi bir iskonto uygulamadan erken ifa yoluyla kapatmıştır. Tasfiye bilançosu hazırlandığında ortaklar (C) ve (D), şirketin haksız yere fazladan faiz yüküne katlandığını ve kendi tasfiye paylarının azaldığını fark etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 297 emredici bir hüküm olarak iskonto uygulanmasını şart koşmuştur [1]. Tasfiye memuru (B)'nin iskontosuz erken ödeme yapması kanuna açıkça aykırıdır. Ortaklar, TTK m. 285 [5] uyarınca tasfiye memurunun kanuna aykırı hareketiyle ortakları zarara uğrattığı gerekçesiyle kendisine karşı müteselsil sorumluluk davası açabilirler.
TTK m. 297 hükmü, tasfiye sürecinin rasyonelliği ve "tasfiyenin en kısa sürede bitirilmesi" (TTK m. 286) ilkesine [6] son derece uygun ve pragmatik bir düzenlemedir. Ancak kanun yapım tekniği bakımından bazı zayıflıklar ihtiva etmektedir. Birincisi, anonim şirketlere ilişkin TTK m. 542/1-h hükmünde [2] iskontonun "TCMB kısa vadeli kredi faiz oranı" üzerinden yapılacağı açıkça belirtilmişken, TTK m. 297'de kollektif şirketler için oranın suskun geçilmesi bir eksikliktir. Bu eksiklik yargı kararları ve doktrin aracılığıyla kıyasen aşılıyor olsa da, kanuni belirlilik ilkesi gereği lafzi bir standardizasyona gidilmesi isabetli olacaktır.
Ayrıca, doktrinde de işaret edildiği üzere anonim şirketler hukuku bağlamındaki TTK m. 541/3 (notere depo etme) [3] ile m. 542/1-h (zorunlu erken ve iskontolu ödeme) [2] arasındaki çelişki [4], yasa koyucunun tasfiye rejimini kurgularken sistematik bütünlüğü gözden kaçırdığına işaret etmektedir. Her ne kadar kollektif şirketlerde bu çelişki doğrudan lafzen var olmasa da, tasfiye hukukunun genel mimarisi içinde alacaklı ile borçlu şirket menfaatlerinin daha tutarlı, net ve yeknesak kurallarla teminat altına alınacağı bir yasal revizyon, Türk şirketler hukukunun gelişimine büyük katkı sunacaktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.