2. Ölüm hâlinde
Madde 316 - (1) Ölen bir komandit erin yerine mirasçıları geçer. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Şirketin ve Ortakların Üçüncü Kişilerle Olan İlişkileri A) Uygulanacak hükümler
2. Ölüm hâlinde
Madde 316 - (1) Ölen bir komandit erin yerine mirasçıları geçer. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Şirketin ve Ortakların Üçüncü Kişilerle Olan İlişkileri A) Uygulanacak hükümler
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 316. maddesi, komandit şirketlerde komanditer ortağın ölümü hâlinde gerçekleşecek hukuki durumu son derece net ve kati bir biçimde düzenlemektedir. Madde, "Ölen bir komanditerin yerine mirasçıları geçer" amir hükmüyle, şahıs şirketlerine özgü olan intuitu personae (şahsa bağlılık/şahıs unsuru) ilkesinin, komandit şirketlerin "sermaye" unsurunu temsil eden komanditer ortaklar bakımından ne ölçüde esnetildiğini ortaya koymaktadır [1].
Sistematik olarak TTK’nın İkinci Kitap, Üçüncü Kısım (Komandit Şirket), İkinci Bölüm (Ortaklar Arasındaki İlişkiler) başlığı altında konumlandırılan bu hüküm, komandit şirketin ikili ortak yapısının (komandite - komanditer) yapısal farklılığından beslenmektedir. Bilindiği üzere komandit şirket, ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve alacaklılara karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış (komandite), diğerlerinin ise belirli bir sermaye ile sınırlandırılmış (komanditer) olduğu bir şirket türüdür [2]. Komandite ortaklar şirketin yönetimi ve temsili ile görevliyken, komanditer ortakların yönetim yetkisi bulunmamaktadır ve bu kişiler şirkete yalnızca sermaye tahsis eden, pasif yatırımcı konumundadırlar [3, 4]. Bu yapısal mimari, komanditer ortağın ölümü hâlinde şirketin akıbetini belirleyen temel faktördür. Yönetim ve temsil ile yetkili olmayan, dolayısıyla kişisel yetenekleri, ticari itibarı ve emeği şirketin organik işleyişinde asli unsur teşkil etmeyen komanditerin vefatı, şirketin infisahını (kendiliğinden sona ermesini) gerektirmez. Kanun koyucu, bu noktada işletmenin devamlılığı (going concern) ilkesini üstün tutarak, mirasçıların kanun gereği (ipso iure) ölen komanditerin yerini alacağını öngörmüştür [1].
Komanditer, komandit şirkette alacaklılara karşı sorumluluğu koymayı taahhüt ettiği sermaye miktarıyla sınırlandırılmış olan ortaktır [2, 5]. TTK m. 307/2 uyarınca bir komanditer kişisel emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz [6]. Bu yasak, komanditerin şirketteki varlığının şahsi özelliklerinden ziyade tahsis ettiği maddi değerlere (sermayeye) dayandığını gösterir. Yönetim organına dâhil olmaması ve sorumluluğunun sınırlı olması nedeniyle, komanditer ortağın şirketteki konumu şahıs şirketlerinden ziyade sermaye şirketlerindeki (örneğin limited şirket veya anonim şirket) pay sahipliği pozisyonuna daha yakındır.
Hükümde yer alan "mirasçıları geçer" ifadesi, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 599. maddesinde düzenlenen "külli halefiyet" ilkesinin ticaret hukukundaki özel bir yansımasıdır. Komanditer ortağın ölümüyle birlikte, onun şirketteki payı, başkaca hiçbir devir veya onay işlemine gerek kalmaksızın, doğrudan doğruya mirasçılara intikal eder. Bu intikal, şirketin diğer ortaklarının veya genel kurulun onayına (icazetine) tabi değildir. Mirasçılar, ölen komanditerin şirkete karşı haiz olduğu mali ve kişisel hakları (kâr payı alma hakkı, tasfiye payı hakkı, denetim ve inceleme hakkı vb.) ve varsa henüz ifa edilmemiş sermaye borcu gibi yükümlülükleri kül hâlinde devralırlar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, ticaret şirketlerinde yapısal değişiklikler, pay devri ve miras yoluyla intikallerde "şirketin devamlılığı ilkesi" titizlikle korunmaktadır. Komandit şirketlere ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay, TTK m. 316 ve m. 328 (mülga eTTK m. 268) uyarınca komanditer ortağın vefatının şirket yapısında bir çözülmeye neden olmayacağını açıkça vurgulamaktadır.
Yargıtay kararlarında altı çizilen temel ilke şudur: Komanditer payının mirasçılara intikali ipso iure (kendiliğinden) gerçekleşir. Diğer ortakların, mirasçıları şirkete kabul etmeme, pay defterine kaydetmekten imtina etme veya bu sebeple şirketin feshini talep etme hakları (sözleşmede özel bir haklı sebep/fesih düzenlemesi yoksa) bulunmamaktadır. Mirasçılar arasında payın nasıl bölüşüleceği ise Medeni Hukuk ve mirasın taksimi kurallarına tabidir. Birden fazla mirasçının varlığı hâlinde iştirak hâlinde mülkiyet söz konusu olur ve haklar elbirliğiyle (veya atanacak bir temsilci vasıtasıyla) kullanılır.
Olay 1 (kurmaca senaryo): (X) Komandit Şirketi'nde sınırsız sorumlu tek komandite ortak A ile sermaye borcunu tamamen ifa etmiş sınırlı sorumlu komanditer ortak B bulunmaktadır. B'nin ani ölümü üzerine, B'nin yasal mirasçıları olan C ve D, veraset ilamı ile birlikte şirkete başvurarak kâr payı talep etmişlerdir. Komandite ortak A, "şahıs şirketlerinde güven ilişkisi esastır, ben C ve D ile çalışmak istemiyorum" diyerek mirasçıları reddetmiş ve B'nin ölümü sebebiyle şirketin sona erdiğini ileri sürerek tasfiye işlemlerine başlamak istemiştir. Hukuki analiz: A'nın iddiası hukuki dayanaktan yoksundur. TTK m. 316 amir hükmü gereğince ölen komanditer B'nin yerine mirasçıları C ve D kendiliğinden geçer [1]. TTK m. 328 uyarınca komanditerin ölümü şirketin sona ermesi sonucunu doğurmaz [7]. C ve D, mirasbırakan B'nin hak ve borçlarını kül hâlinde devralarak komanditer ortak sıfatını kazanmışlardır. A'nın icazetine veya kabulüne gerek yoktur. Şirket faaliyetine C ve D'nin komanditerliğinde devam edecektir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (Y) Komandit Şirketi'nin şirket sözleşmesinde, "Komanditer ortaklardan birinin vefatı hâlinde şirket infisah eder ve tasfiye sürecine girilir" şeklinde açık bir hüküm bulunmaktadır. Komanditer ortak M vefat etmiştir. M'nin mirasçıları, TTK m. 316 hükmünün emredici olduğunu ileri sürerek şirketin devam etmesi gerektiğini ve kendilerinin ortak sıfatını kazandığını iddia etmişlerdir. Hukuki analiz: Doktrin ve TTK sistematiği ışığında, m. 316'da öngörülen "mirasçıların yerine geçmesi" kuralı, TTK m. 328'deki "şirket sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça" rezervi ile birlikte değerlendirilmelidir [7]. Şirket sözleşmesinde komanditerin ölümü hâlinde şirketin sona ereceğine dair düzenleme konulması sözleşme serbestisi kapsamında geçerlidir. Dolayısıyla, bu olayda sözleşmedeki açık sona erme klozunun önceliği bulunduğundan, M'nin mirasçılarının TTK m. 316'ya dayanarak ortak sıfatıyla şirketin devamını talep etmeleri mümkün değildir; şirket tasfiye sürecine girecektir.
Türk Ticaret Kanunu m. 316 hükmü, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu ve Kara Avrupası hukuk sistemleri ile tam bir paralellik arz etmektedir. Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ersin Çamoğlu ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler tarafından da işaret edildiği üzere, komandit şirketlerin "sermaye ve şahıs" unsurlarını melez bir yapıda bünyesinde barındırması, komanditer ortak yönünden sermaye şirketi reflekslerinin uygulanmasını haklı kılmaktadır.
Bununla birlikte, kanunun mutlak lafzı ("yerine mirasçıları geçer"), ticaret hayatının dinamikleri içinde zaman zaman komandite ortaklar aleyhine katı sonuçlar doğurabilmektedir. Komandite ortaklar, vizyonuna, sermaye gücüne veya ticari ahlakına güvenmedikleri mirasçılarla muhatap olmak zorunda kalabilmektedirler. Her ne kadar komanditerin yönetim yetkisi bulunmasa da (TTK m. 309/3), olağanüstü iş ve işlemlerde, sözleşme değişikliklerinde, yapısal değişikliklerde (birleşme, bölünme vb.) komanditerin oy hakkı mevcuttur [3, 4]. Bu durum, sayısının çok olması muhtemel ve şirket kültürüyle ilgisiz mirasçıların, şirketin kritik stratejik hamlelerini kilitlemesi riskini barındırmaktadır.
De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, limited şirketlerdeki pay intikallerinde şirkete tanınan "onay vermeme ve gerçek değeri üzerinden payı devralma" (TTK m. 596) benzeri bir çıkış/koruma mekanizmasının, komandit şirketlerde komandite ortaklara da tanınması gerektiği savunulabilir. Zira sözleşmede özel bir infisah hükmü bulunmayan durumlarda, TTK m. 316'nın katılığı, yönetim organı ile yeni komanditer mirasçılar arasında içinden çıkılmaz uyuşmazlıklara zemin hazırlayabilmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.