Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 335

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**B) Kuruluş I

  • Kurucu işlem**

Madde 335 - (1) Şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi, şartsız taahhüt ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı veya ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzaladığı esas sözleşmede, anonim şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kuru lur. (Ek cümle: 15/7/2016 - 6728/67 md.) Şirketin kuruluşunda, esas sözleşmeyi ihtiva eden kâğıtlardan değerli kâğıt bedeli alınmaz. 43 (2) 355 inci maddenin birinci fıkrası hükmü saklıdır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), anonim şirketlerin kuruluşu konusunda mülga 6762 sayılı Kanun'dan farklı olarak, kuruluş sürecini aşamalara ayıran ve "ön ortaklık" (pre-company) müessesesini hukuki bir zemine oturtan bir sistematik benimsemiştir [1, 2]. TTK m. 335, bu sistematiğin temelini oluşturan "kurucu işlem" aşamasını düzenlemektedir. İlgili maddeye göre anonim şirket; kurucuların kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan esas sözleşmede, sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı veya ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzaladıkları anda "kurulmuş" sayılır [3-5].

TTK m. 335, tüzel kişiliğin doğduğu an ile şirketin borçlar hukuku bağlamında bir sözleşme ağı (ön ortaklık) olarak kurulduğu anı birbirinden kesin çizgilerle ayırmaktadır [2, 6]. Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "355 inci maddenin birinci fıkrası hükmü saklıdır" ibaresi, şirketin kuruluş anı ile tüzel kişilik kazandığı (tescil) anın farklı hukuki sonuçlar doğurduğunu, hak ehliyetinin tescil ile tam anlamıyla vücut bulacağını vurgulamaktadır [5, 6]. Bu yönüyle esas sözleşme, kurucuların sadece bir araya gelme niyetlerini değil, anonim şirket kurma iradelerini somutlaştırdıkları ve kurumsal yapının anayasasını oluşturdukları temel bir belgedir [7, 8].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şirket Kurma İradesi ve Kurucu İşlem

TTK m. 335/1 uyarınca, anonim şirketin kurulabilmesi için kurucuların "anonim şirket kurma iradelerini" esas sözleşmede açıkça beyan etmeleri gerekmektedir [4, 5]. Kurucu işlemi, sıradan bir borçlar hukuku sözleşmesinden ayıran unsur, tarafların salt karşılıklı borç altına girmeleri değil, sürekli ve kurumsal bir organizasyon (tüzel kişi) yaratma amacı gütmeleridir [8, 9]. Kurucu sıfatı, TTK m. 337/1 uyarınca pay taahhüt edip esas sözleşmeyi imzalayan gerçek ve tüzel kişilere aittir [10, 11].

2.2. Sermayenin Tamamını Ödemeyi Şartsız Taahhüt

Maddenin en kritik unsurlarından biri, sermayenin "tamamının" ve "şartsız" taahhüt edilmesidir [4]. Sermaye taahhüdünün şarta bağlanması (örneğin; "kredi çıkması halinde" veya "belirli bir ihalenin kazanılması koşuluyla") kurucu işlemi kesin hükümsüz kılar. Taahhüt edilen sermayenin nakit kısmı için TTK m. 344 uyarınca tescilden önce en az %25'inin ödenmesi zorunluluğu bulunmakla birlikte, m. 335 bağlamında aranan şart, ödemenin kendisi değil, sermayenin tamamına yönelik kayıtsız şartsız "taahhüt" iradesinin sözleşmeye yansıtılmasıdır [12, 13].

2.3. Şekil Şartı: İmza Onayı veya Sicil Müdürü Huzurunda İmza

Mülga kanun döneminden farklı olarak kurucu işlem, sıkı bir şekil şartına bağlanmıştır. Esas sözleşmenin yazılı olması ve bütün kurucuların imzalarının noterce onaylanması veya (bürokrasiyi ve işlem maliyetlerini azaltmak amacıyla 6728 sayılı Kanun ile getirilen ekleme uyarınca) ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanması kurucu unsur niteliğindedir [4, 14, 15].

2.4. Değerli Kâğıt Bedeli Muafiyeti

TTK m. 335/1'e 15/7/2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun ile eklenen "Şirketin kuruluşunda, esas sözleşmeyi ihtiva eden kâğıtlardan değerli kâğıt bedeli alınmaz" cümlesi, şirket kuruluşlarının teşvik edilmesi ve işlem maliyetlerinin düşürülmesi amacını taşıyan mali bir düzenlemedir [4].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 355 (Tüzel Kişiliğin Kazanılması): TTK m. 335, şirketin sözleşmesel olarak kuruluşunu düzenlerken, m. 355 tüzel kişiliğin tescil ile kazanılacağını öngörür [3, 6]. M. 335/2, bu ayrıma açıkça atıf yaparak tescilden önceki dönemi (ön ortaklık aşamasını) m. 355'in sınırlarına tabi kılar [5, 6].
  • TTK m. 337 (Kurucular): Kurucu işlemi yapacak olan kişilerin kimler olduğu ve başkası hesabına hareket edenlerin sorumlulukları TTK m. 337 kapsamında belirlenir [10, 11, 16].
  • TTK m. 339 (Esas Sözleşmenin İçeriği): TTK m. 335'te atıf yapılan "kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan esas sözleşme", TTK m. 339'da belirtilen asgari zorunlu unsurları taşımak zorundadır [15, 17].
  • TTK m. 344 ve m. 345 (Pay Bedellerinin Ödenmesi): Şartsız taahhüt edilen sermayenin ifa aşaması bu maddelerde düzenlenmiş olup, tescil anına kadar geçecek süreçte bankaya yapılacak blokaj işlemleri kuruluşun tamamlanması için şarttır [13].
  • TTK m. 354 (Tescil ve İlan): M. 335 uyarınca kurulan şirketin, kuruluşu izleyen otuz gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan olunması emredici bir yükümlülüktür [18].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay içtihatlarında, şirketin kuruluş aşamasında (tescilden önce) yapılan işlemlerin hukuki niteliği ve TTK m. 335 kapsamında "kurulmuş" sayılan yapının tüzel kişilik kazanana kadarki statüsü sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına (örneğin 31.05.2001 tarih, 2001/3163 E., 4878 K. sayılı kararı) göre; kurucular ve bunların halefleri ile anonim şirket arasındaki ilişki, tescil öncesinde kendine özgü (sui generis) bir sözleşme ilişkisidir [19]. Şirket, m. 335 uyarınca esas sözleşmenin imzalanmasıyla kurularak "ön ortaklık" statüsünü kazanır [2, 20]. Yargıtay, tüzel kişilik kazanılmadan (tescil edilmeden) önce şirket adına yapılan işlemlerden kurucuların şahsen ve müteselsilen sorumlu olduğunu (TTK m. 355/2 gereği), bu taahhütlerin şirket tarafından sonradan açıkça kabul edilmemesi halinde sorumluluğun kurucuların üzerinde kalacağını hüküm altına almaktadır [6]. Kurucu işlemin (esas sözleşmenin) kanunun aradığı şartları taşımaması halinde, sicil müdürünün tescilden kaçınma yetkisi doğmakta ve Yargıtay bu tür şekil ve esas eksikliklerinde sicil memurunun inceleme yetkisini geniş yorumlamaktadır [21, 22].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir grup yatırımcı, bir anonim şirket kurmak üzere esas sözleşmeyi hazırlamış ve ticaret sicili müdürü huzurunda imzalamıştır. Ancak tescil işlemi henüz gerçekleşmeden, kuruculardan (A), şirket adına bir gayrimenkul kiralama sözleşmesi imzalamıştır. İki ay sonra, kurucular arasında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle tescil başvurusundan vazgeçilmiştir. Kiraya veren, sözleşmeden doğan alacakları için kime başvurabilir? Hukuki analiz: TTK m. 335 uyarınca imzaların atılmasıyla şirket "kurulmuş" (ön anonim şirket statüsü kazanmış) ise de, TTK m. 355/1 uyarınca tescil gerçekleşmediğinden tüzel kişilik doğmamıştır [3, 6]. TTK m. 355/2 gereği, tescilden önce şirket adına yapılan işlemlerden ve girişilen taahhütlerden işlemi yapanlar şahsen ve müteselsilen sorumludur [6]. Şirketin tüzel kişilik kazanamaması sebebiyle, kiraya veren doğrudan işlemi yapan (A)'ya ve diğer kuruculara şahsi malvarlıkları ile müteselsilen başvurabilecektir.

Olay 2: (X) A.Ş.'nin kuruluşu için noterde onaylanan esas sözleşmede, kurucu (Y) sermaye taahhüdünün %50'sini ödemeyi, kalan %50'sini ise "şirketin ilk yıl bilançosunda net kâr elde etmesi şartına bağlı olarak" ödeyeceğini taahhüt etmiştir. Sicil müdürü tescil talebini reddetmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 335/1 hükmü son derece açıktır; şirketin kurulabilmesi için kurucuların "sermayenin tamamını ödemeyi şartsız taahhüt ettikleri" bir esas sözleşme bulunmalıdır [4]. Sermaye borcuna ilişkin herhangi bir taliki veya bozucu şart, kurucu işlemin kanuna aykırı olması sonucunu doğurur. Dolayısıyla sicil müdürünün, TTK m. 32 uyarınca yaptığı hukuki inceleme neticesinde tescil talebini reddetmesi tamamen hukuka uygundur.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Kuruluş iradesinin ve şartsız taahhüdün varlığı, yazılı esas sözleşme metni ve noter/sicil müdürü onayı (şekil şartı) ile ispatlanmak zorundadır [4]. Ön ortaklık aşamasında şirket adına hareket edildiğinin ispatı ise genel hükümlere tabidir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Esas sözleşmenin imzalanmasını (m. 335'teki işlemin tamamlanmasını) izleyen otuz (30) gün içinde şirketin merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunması zorunludur (TTK m. 354) [18]. Ayrıca, TTK m. 345/2 uyarınca şirket, esas sözleşmenin imza tarihinden itibaren üç ay içinde tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bankaya yatırılan bedeller banka tarafından taahhüt sahiplerine iade edilir [13].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Kuruluş aşamasındaki kurucu işlemlerden, ön ortaklık dönemi sözleşmelerinden ve tescile yönelik uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, TTK m. 335'te geçen "şirket (...) kurulur" ibaresi nedeniyle şirketin tescilden önce tam hak ehliyetine sahip bir tüzel kişi gibi davrandığı yanılgısına düşülmektedir. "Kuruluş" anı ile "tüzel kişiliğin doğduğu" (tescil) an arasındaki farkın idrak edilmemesi, ciddi şahsi sorumluluk davalarına zemin hazırlamaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 335 hükmü, anonim şirketlerin kuruluş teorisi bağlamında Türk doktrininde köklü tartışmalara yol açmıştır. Özellikle Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, TTK m. 335'in kaleme alınış biçiminin TTK m. 355 f. 2 ve f. 3 ile ve m. 128 ile ciddi bir çelişki oluşturduğunu ifade etmektedir [23]. Eleştirilerin temel odağı, tescilden önce tüzel kişiliği bulunmayan bir yapının kanun metninde "kurulur" ifadesiyle bir anlık işleme bağlanmasıdır.

Doktrinde (Örn: Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar) TTK m. 335'in, Alman hukukundan mülhem "ön anonim şirket" (Vorgesellschaft) teorisini Türk hukukuna soktuğu kabul edilmektedir [2, 20, 23]. Ancak mülga ETK döneminde kurucular arasındaki ilişki bir "adi ortaklık" olarak nitelendirilirken, TTK m. 355'in gerekçesinde ön ortaklığın bir elbirliği mülkiyeti topluluğu olduğu, adi ortaklık olmadığı vurgulanmıştır [20]. Doktrin, adi ortaklıktaki mülkiyet ilişkisinin de zaten elbirliği mülkiyeti olduğunu belirterek bu gerekçenin terminolojik bir karmaşa yarattığını haklı olarak eleştirmektedir [20, 23]. Reform önerisi olarak, m. 335'teki "kurulur" ibaresinin "ön ortaklık statüsü kazanır" şeklinde değiştirilmesi veya tescilin kurucu etkisini zedelemeyecek, daha dogmatik bir kavram setinin kanuna derç edilmesi hususu doktrinde savunulmaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.