1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 363. maddesi, anonim şirketlerde yönetim kurulunun sürekliliğini ve kesintisiz işleyişini temin etmek amacıyla düzenlenmiş son derece hayati bir mekanizmayı içermektedir. Yönetim kurulu, anonim şirketin kanuni ve zorunlu icrai organıdır. Bu organın herhangi bir sebeple eksilmesi, şirketin karar alma ve temsil yeteneğini sekteye uğratabileceği gibi, organ boşluğu (organsızlık) tehlikesini de beraberinde getirebilir. TTK m. 363, bu tehlikeyi bertaraf etmek üzere iki fıkra halinde, iki farklı hukuki müesseseyi düzenlemiştir: Birinci fıkrada "üyeliğin boşalması halinde geçici üye seçimi (kooptasyon)", ikinci fıkrada ise "üyeliğin kendiliğinden sona ermesi (ipso iure sona erme)" halleri hüküm altına alınmıştır.
Kanun koyucu, birinci fıkra ile yönetim kuruluna, kendi eksilen üyesinin yerine geçici olarak birini seçme yetkisi vererek, her üye eksilmesinde genel kurulun toplanması zorunluluğunu ve bunun yaratacağı zaman/maliyet kaybını önlemeyi amaçlamıştır [1]. İkinci fıkrada ise, yönetim kurulu üyeliği sıfatıyla bağdaşmayan ağır hukuki statü değişikliklerinin (iflas, ehliyetin kısıtlanması, kanuni veya iradi niteliklerin kaybı) ortaya çıkması durumunda, üyeliğin herhangi bir kurul kararına lüzum kalmaksızın derhal düşmesi ilkesi benimsenmiştir [2], [3]. Bu yaklaşım, anonim şirketlerin kurumsal yönetim ilkelerine, şeffaflığa ve hukuki işlem güvenliğine hizmet etmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Üyeliğin Herhangi Bir Sebeple Boşalması ve Geçici Üye Seçimi (Kooptasyon)
TTK m. 363/1 uyarınca, "herhangi bir sebeple" bir üyelik boşalırsa (istifa, ölüm, azil veya m. 363/2'deki hallerden biriyle kendiliğinden sona erme), yönetim kurulu, kanuni şartları haiz birini geçici olarak seçip ilk genel kurulun onayına sunar. Bu yönteme doktrinde "kooptasyon" denilmektedir.
Bu yetkinin kullanılabilmesi için, yönetim kurulunun karar nisabını (TTK m. 390) oluşturacak sayıda üyesinin görevde kalmış olması gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak savunulmaktadır. Eğer üye sayısı, toplantı nisabının altına düşmüşse, kalan üyelerin (veya üyenin) geçici üye seçme yetkisi bulunmadığı, bu durumda organ boşluğunun doğduğu ve kalan üyelerin yalnızca genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmakla yetkili ve görevli oldukları kabul edilmektedir.
Geçici olarak seçilen üye, genel kurulun onayına kadar asıl üyenin tüm hak ve yetkilerine (yönetim ve temsil) sahip olarak görev yapar. Genel kurulun bu seçimi onaylaması halinde, atanan üye yeni bir görev süresi için değil, "selefinin (yerine geldiği kişinin) süresini tamamlamak" üzere görevde kalır [4]. Onaylamama (ret) durumunda ise üyelik sıfatı ret kararı ile birlikte ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erer; ancak o ana kadar geçici üyenin katılımıyla alınan kararlar ve yapılan işlemler geçerliliğini korur.
2.2. Üyeliğin Kendiliğinden Sona Ermesi Halleri
TTK m. 363/2, yönetim kurulu üyesinin hukuki durumunda meydana gelen bazı radikal değişikliklerin, üyeliği "kendiliğinden" (ipso iure) sona erdireceğini düzenlemektedir [2], [5], [3]. Bu haller kanunda tahdidi (sınırlı sayı) olmamakla birlikte, temel başlıklar halinde sayılmıştır:
- İflasına karar verilmesi: Üyenin (gerçek veya tüzel kişi) iflasına karar verilmesi halinde üyelik sıfatı anında düşer. İflasın kesinleşmesi dahi aranmaz, iflas kararının verilmesi yeterlidir [5].
- Ehliyetinin kısıtlanması: TTK m. 359/3 uyarınca yönetim kurulu üyelerinin tam ehliyetli olmaları kurucu bir şarttır [6]. Üyenin TMK m. 405 vd. uyarınca kısıtlanması durumunda üyelik sıfatı sona erer.
- Kanuni şartların kaybedilmesi: Örneğin, TCK m. 53 uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma (güvenlik tedbirleri) veya TTK'da yahut özel kanunlarda (örneğin Bankacılık Kanunu) aranan asgari şartların yitirilmesi [2], [5].
- Esas sözleşmede öngörülen niteliklerin kaybedilmesi: Esas sözleşme ile yönetim kurulu üyeleri için yükseköğrenim görme, belli bir meslek grubuna mensup olma (örneğin YMM veya mühendis olma) gibi ek nitelikler aranabilir [5]. Bu niteliğin sonradan yitirilmesi, üyeliği kendiliğinden düşürür.
Bu hallerden birinin gerçekleşmesiyle üyelik sıfatı otomatik olarak biter. Bu aşamadan sonra söz konusu kişinin ticaret sicilinden terkin edilmesi işlemi kurucu değil, "bildirici (izhar edici)" niteliktedir [5].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 359 (Üyelerin Nitelikleri): TTK m. 363/2'de belirtilen ehliyet ve kanuni şartlar unsuru, TTK m. 359/3'teki "tam ehliyetli olma" kurucu unsuru ile doğrudan bağlantılıdır [6]. TTK m. 359'daki şartların kaybı, m. 363 uyarınca doğrudan düşme nedenidir.
- TTK m. 334 (Kamu Tüzel Kişilerinin Temsili): Madde 363/1'de açıkça saklı tutulan TTK m. 334 hükmüne göre, devlet veya kamu tüzel kişileri tarafından yönetim kuruluna atanan temsilciler, ancak onları atayan kamu tüzel kişisi tarafından değiştirilebilir. Dolayısıyla bu kişilerin boşalması durumunda kooptasyon (yönetim kurulunun kendi kendine geçici üye seçmesi) kuralı işlemez.
- TTK m. 360 (Belirli Grupların Temsili): Esas sözleşme ile belirli pay gruplarına veya azınlığa yönetim kurulunda temsil hakkı tanınmışsa (TTK m. 360), bu kontenjandan seçilen üyenin yerinin boşalması halinde, yerine seçilecek geçici üyenin yine ilgili grubun temsilcisi niteliğini haiz olması gerekmektedir [1], [7].
- TTK m. 373 (Tescil ve İlanın Etkisi): Kendiliğinden sona erme halleri gerçekleşse dahi, bu durum ticaret sicilinden terkin edilmediği sürece, iyi niyetli üçüncü kişilerin bu üyeyle şirket adına yaptığı işlemler, TTK m. 373 ve ticaret siciline güven ilkesi gereği şirketi bağlamaya devam edebilir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, TTK m. 363 uyarınca yönetim kurulu tarafından geçici olarak seçilen üyenin, ilk genel kurulun onayına kadar asıl üye sıfatıyla tüm yetkileri haiz olduğu tartışmasızdır. Yargıtay, genel kurulun onaya ilişkin toplantısının, geçici üyenin atanmasından sonraki "ilk" genel kurul olması gerektiğini vurgular. Eğer ilk genel kurulda bu husus gündeme alınmaz veya oylanmazsa, geçici üyenin görevinin o genel kurulun bitimiyle birlikte hukuken sona ereceği kabul edilmektedir.
Diğer yandan, TTK m. 363/2 kapsamındaki "kendiliğinden sona erme" hususunda Yargıtay, bu düşme halinin tespitine yönelik açılacak davaların "tespit davası" niteliğinde olduğunu, mahkemenin vereceği kararın inşai (yenilik doğuran) değil, açıklayıcı (bildirici) bir karar olduğunu belirtmektedir. Üyeliği düşen bir kişinin oy kullanarak oluşturduğu yönetim kurulu kararlarında, bu kişinin oyu hesaba katılmaksızın karar nisabının mevcut olup olmadığı incelenir; şayet nisap yoksa alınan karar yokluk/butlan yaptırımıyla karşılaşır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca senaryo):
X Anonim Şirketi'nin 5 kişiden oluşan yönetim kurulunda üye olarak görev yapan (A) hakkında, kişisel borçları nedeniyle iflas kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Durumdan haberdar olmayan (A), ertesi gün toplanan yönetim kuruluna katılarak şirketin en değerli taşınmazının satılmasına ilişkin karara olumlu oy kullanmış ve karar (A)'nın oyu ile 3'e 2 çoğunlukla alınmıştır. Şirket azınlık pay sahipleri kararın geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 363/2 hükmü amirdir. (A)'nın iflasına karar verildiği an, (A)'nın yönetim kurulu üyeliği hiçbir bildirime veya genel kurul kararına gerek olmaksızın ipso iure (kendiliğinden) sona ermiştir [5]. İflas kararının kesinleşmesi dahi aranmaz. Üyeliği düşmüş bir kişinin katılımıyla ve onun oyuyla alınan yönetim kurulu kararı, karar nisabı oluşmadığından geçersizdir (batıldır/yok hükmündedir).
Olay 2 (Kurmaca senaryo):
Y Anonim Şirketi'nin bir yönetim kurulu üyesi istifa etmiştir. Kalan üyeler, TTK m. 363/1 uyarınca (B)'yi geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçmiştir. Üç ay sonra yapılan ilk olağan genel kurulda (B)'nin üyeliği, pay sahiplerince onaylanmamış ve reddedilmiştir. Bu üç aylık dönemde (B), şirket adına kredi sözleşmeleri imzalamıştır. Şirket, genel kurul reddini gerekçe göstererek bankaya karşı sözleşmelerin bağlayıcı olmadığını ileri sürmektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 363/1 uyarınca, geçici olarak seçilen üye onaya sunulduğu genel kurul toplantısına kadar asil bir üye gibi "görev yapar". Bu süre zarfında atılan imzalar ve alınan kararlar tamamen geçerlidir. Genel kurulun onaylamama kararı, geçmişe etkili (ex tunc) değil, ileriye etkili (ex nunc) sonuç doğurur. Dolayısıyla şirketin bankaya karşı öne sürdüğü yetkisizlik iddiası hukuken mesnetsizdir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TTK m. 363/2 uyarınca üyeliğin kanuni veya esas sözleşmesel şartlarının yitirildiğini (örneğin ehliyet kaybı, iflas, yüz kızartıcı suçtan mahkûmiyet) iddia eden taraf, bu hukuki olguyu resmi belgelerle (mahkeme kararı, nüfus kaydı, iflas idaresi ilanı vb.) ispat etmekle yükümlüdür.
- Zamanaşımı / Süreler: Yönetim kurulunun eksilen üye yerine yenisini seçmesi için kanunda belirli bir süre öngörülmemiştir; ancak organ boşluğu doğmaması adına "gecikmeksizin" yapılması kurumsal yönetim ilkelerinin bir gereğidir [1]. Geçici üye, yapılacak "ilk" genel kurula kadar görev yapar; bu bir hak düşürücü son tarihtir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Üyeliğin düşmesine ilişkin uyuşmazlıklarda veya eksik üye ile alınan kararların geçersizliğinin tespiti davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları:
- Geçici atanan üyenin ilk genel kurul gündemine konulmaması ve bu şekilde fiili olarak görevine devam ettirilmesi (Genel kurul yapılınca onaya sunulmayan geçici üyenin görevi düşer).
- İflas veya kısıtlılık kararı alan üyenin durumunun ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmeyerek dış ilişkide üçüncü kişiler nezdinde hukuki güvenliğin zedelenmesi.
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 363 hükmü, anonim şirketlerin pratik ihtiyaçlarını karşılamada son derece başarılı bir mehaz teşkil etse de, doktrinde ciddi tartışmalara ve eleştirilere konu olan boşluklar barındırmaktadır.
En temel tartışma, yönetim kurulundaki üye sayısının, karar alma nisabının (toplantı ve karar nisapları) altına düşecek şekilde boşalması halinde ne olacağıdır. Kanun lafzı, "yönetim kurulu... geçici olarak... seçer" demektedir. Ancak ortada hukuken toplanıp karar alabilecek asgari sayıda bir yönetim kurulu kalmamışsa bu atama nasıl yapılacaktır? Bir kısım doktrin (azınlık görüşü), şirketin organsız kalıp kayyıma devredilmemesi (TMK m. 427) adına, kalan üyelerin mevcut sayısına bakılmaksızın kooptasyon yetkisini kullanabileceğini savunurken; baskın görüş ve Yargıtay uygulaması, nisap yoksa karar da alınamayacağı, kalan üyelerin yegâne yetkisinin sadece genel kurulu toplantıya çağırmak olduğu yönündedir. Kanun koyucunun bu hususu Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu'nda (AktG) olduğu gibi daha sarih bir şekilde düzenlemesi, uygulamadaki tereddütleri giderecektir.
Bir diğer eksiklik, TTK m. 360 kapsamında azınlığa veya belirli pay gruplarına tanınan temsil imtiyazı ile seçilen üyenin yerinin boşalması halidir. TTK m. 363, bu boşalan üyeliğe seçilecek kişinin de mutlaka o grubu temsil eden kişiler arasından seçilmesini açıkça (lafzen) şart koşmamaktadır. Her ne kadar amaca uygun yorum (ratio legis) ile geçici üyenin de o gruptan seçilmesi gerektiği doktrince [7] kabul edilse de, kanuni bir netliğin bulunmaması şirket içi ihtilaflara zemin hazırlamaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.