Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 373

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**3. İmza şekli MADDE 3 72

  • (1) Şirket adına imza yetkisini haiz kişiler şirketin unvanı altında imza atarlar. 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü saklıdır. (2) Şirket tarafından düzenlenecek belgelerde şirketin merkezi, sicile kayıtlı olduğu yer ve sicil numarası gösterilir.
  1. Tescil ve ilan**

Madde 373 - (1) Yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir. (2) Temsil yetkisinin ticaret sicilinde tescilind en sonra, ilgili kişilerin seçimine veya atanmalarına ilişkin herhangi bir hukuki sakatlık, şirket tarafından üçüncü kişilere, ancak sakatlığın bunlar tarafından bilindiğinin ispat edilmesi şartıyla ileri sürülebilir. (3) (Ek:28/1/2021 - 7263/23 md.) Kamu k urum ve kuruluşları tarafından, ticaret siciline tescil olunan temsile yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin ticaret sicili müdürlüklerince düzenlenen belgeler ile Türk iye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan dışında hiçbir belge istenemez.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 373. maddesi, anonim ortaklıklarda temsil yetkisinin dış dünyaya yansıtılması, aleniyet kazanması ve temsil yetkisindeki muhtemel hukuki sakatlıkların üçüncü kişiler nezdindeki sonuçlarını düzenleyen son derece kritik bir normdur [1-3]. Madde, TTK’nın İkinci Kitap (Ticaret Şirketleri), Dördüncü Kısım (Anonim Şirket), İkinci Bölüm (Yönetim Kurulu) sistematiği altında, "Temsil Yetkisi" alt başlığının "Tescil ve İlan" kenar başlıklı kısmında yer almaktadır.

Anonim şirketler, tüzel kişilikleri gereği fiil ehliyetlerini organları (özellikle yönetim kurulu) aracılığıyla kullanırlar [4, 5]. Yönetim kurulu, şirketi sevk ve idare etmenin yanı sıra, TTK m. 365 gereği şirketin kanuni temsilcisidir [6]. Ancak, modern ticaret hukukunun en temel gayesi olan "işlem güvenliği" (Verkehrsschutz) ve "hukuki belirlilik" (Rechtssicherheit) ilkeleri gereğince, bir sermaye şirketi adına kimin, hangi sınırlar dâhilinde imza atmaya yetkili olduğunun üçüncü kişiler tarafından tereddüde mahal bırakmayacak şekilde bilinmesi elzemdir. Bu gereklilik, TTK m. 373 hükmünün ratio legis’ini (konuluş amacını) oluşturur.

Maddenin birinci fıkrası, temsil yetkisinin şekli ve usulü boyutunu kurala bağlayarak, tescil ve ilan yükümlülüğünü öngörmektedir [1, 2]. İkinci fıkra ise, maddi ticaret hukukunun en tartışmalı alanlarından biri olan "görünüşe güven" (Vertrauensschutz) ilkesini somutlaştırmakta ve ticaret sicilinin müspet (olumlu) etkisinin anonim şirket temsilcilerinin atanmasındaki hukuki sakatlıklar bağlamındaki yansımasını düzenlemektedir [2]. Üçüncü fıkra ise 2021 yılında (7263 sayılı Kanun ile) bürokrasinin azaltılması amacıyla eklenmiş olup, kamu kurumlarının sicil kayıtları haricinde belge (örneğin imza sirküleri vb.) talep etmesini yasaklayan idari ve pratik bir güvence normudur [2, 3].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Temsile Yetkili Kişilerin ve Temsil Şekillerinin Tescili (m. 373/1)

TTK m. 373/1 uyarınca yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini (münferit, müşterek vb.) gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline vermekle yükümlüdür [1, 2]. Bu fıkra, şirket iç ilişkisinde doğan bir yetkilendirme işleminin (yönetim kurulu kararının) dış ilişkiye yansıtılması mekanizmasıdır. Yönetim kurulu, TTK m. 370/2 uyarınca temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir [5]. Ancak temsilin ne şekilde kullanılacağının (örneğin çift imza kuralının veya yetki devrinin) üçüncü kişilere karşı hüküm ifade edebilmesi için ticaret siciline tescili şarttır. Tescil, burada kurucu değil, açıklayıcı (bildirici) niteliktedir; zira temsil yetkisi iç ilişkide alınan geçerli bir organ kararıyla doğar, ancak tescil ile üçüncü kişilere karşı dermeyan edilebilir hâle gelir.

2.2. Hukuki Sakatlığın Dış İlişkiye Etkisi ve İyiniyetin Korunması (m. 373/2)

Maddenin kalbini oluşturan ikinci fıkra, tescil işleminin ticaret hukuku doktrininde "sicilin müspet etkisi" olarak adlandırılan işlevini yönetim kurulu üyelerinin atanması özelinde somutlaştırır. TTK m. 373/2'ye göre: "Temsil yetkisinin ticaret sicilinde tescilinden sonra, ilgili kişilerin seçimine veya atanmalarına ilişkin herhangi bir hukuki sakatlık, şirket tarafından üçüncü kişilere, ancak sakatlığın bunlar tarafından bilindiğinin ispat edilmesi şartıyla ileri sürülebilir." [2].

Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Ersin Çamoğlu gibi otoritelerin vurguladığı üzere, tüzel kişilerin irade oluşum süreçlerinde (örneğin genel kurulda yönetim kurulu üyesinin seçilmesi veya yönetim kurulunun görev dağılımı yapması esnasında) nisap yokluğu, ehliyetsizlik, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık gibi yokluk, butlan veya iptal edilebilirlik halleri doğabilir. Normal borçlar hukuku kuralları çerçevesinde (TBK yetkisiz temsil hükümleri), yetkisiz bir temsilcinin yaptığı işlem şirketi bağlamamalıdır. Ancak TTK m. 373/2, işlem güvenliğini korumak adına bu genel kuraldan sapar. Eğer sakat bir seçim/atama ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmişse, dış dünyadaki üçüncü kişiler sicilin bu kaydına güvenerek işlem yaparlar. Şirket, "benim genel kurulum aslında batıldı, dolayısıyla bu kişi yetkili değildi" diyerek işlemden kaçınamaz. Şirketin bu işlemle bağlı olmaktan kurtulmasının tek yolu, üçüncü kişinin bu içsel hukuki sakatlığı fiilen bildiğini (müspet vukuf) ispat etmesidir [2].

2.3. Kamu Kurumlarında Sicil Kayıtlarının Kesinliği (m. 373/3)

2021 yılında mevzuata giren bu fıkra [2, 3], kamu idareleri ile şirketler arasındaki bürokratik engelleri ortadan kaldırmayı hedefler. Türk uygulamasında ticaret sicili tasdiknamesi ve sicil gazetesi bulunmasına rağmen, kamu ihaleleri, tapu işlemleri veya bankacılık (idari boyutuyla) gibi alanlarda sıklıkla "noter onaylı imza sirküleri" gibi ek belgeler talep edilmekteydi. Kanun koyucu, açık ve amir bir hükümle, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan ve sicil müdürlüğünce düzenlenen belgeler dışında hiçbir belgenin kamu kurumlarınca istenemeyeceğini vurgulayarak [2, 3], sicilin maddi ispat gücünü idari prosedürlerde de mutlaklaştırmıştır.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 36 ve m. 37 (Ticaret Sicilinin Etkileri): TTK m. 373/2, aslında TTK m. 36 ve 37 hükümlerinin anonim şirketlerin temsilcileri bağlamındaki özel bir görünümüdür. TTK m. 36/3, üçüncü kişilerin tescil ve ilan edilen kayıtları bilmedikleri yönündeki iddialarının dinlenmeyeceğini (sicilin menfi etkisi) düzenler [7-9]. TTK m. 37 ise sicil kaydı ile gerçek durum arasındaki aykırılık hâlinde, üçüncü kişilerin sicile olan güvenlerinin korunacağını ifade eder [10]. TTK m. 373/2, atama sakat dahi olsa sicile güveni koruyan m. 37'nin türevidir.
  • TTK m. 371/2 (Ultra Vires ve Temsil Yetkisinin Kapsamı): İşletme konusu dışında yapılan işlemlerde (eski adıyla ultra vires) şirketin üçüncü kişiye karşı bağlı olmaması için, üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında kaldığını "bildiği veya durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunduğu" ispat edilmelidir [11]. Dikkat edilmelidir ki m. 371/2'de bilebilecek durumda olmak (ağır ihmal/hafif kusur dengesi) yeterliyken [12, 13]; m. 373/2'de atama sakatlıklarının ileri sürülebilmesi için üçüncü kişinin bunu bildiğinin (müspet vukuf) ispat edilmesi şarttır [2].
  • TTK m. 370/2 ve m. 367 (Temsil Yetkisinin Devri ve İç Yönerge): Yönetim kurulunun temsil yetkisini devri, TTK m. 367 uyarınca bir iç yönergeye dayanmalı ve m. 370 uyarınca bu durum sicile yansımalıdır [5, 14]. TTK m. 373/1'de ifade edilen temsil şekillerinin sicile verilmesi zorunluluğu, yetki devrinin aleniyet kazanması ile doğrudan ilintilidir [1, 2].
  • TBK m. 40 vd. (Temsil Hükümleri): Borçlar hukukundaki temsil ilkelerinde, temsilcinin yetkisizliği hâlinde işlem askıda hükümsüzdür. Ancak TTK m. 373/2, ticari hayatın hızı ve güvenliği gerekçesiyle TBK m. 40'a istisna getirerek, sicilde tescilli temsilcinin yaptığı işlemi geçerli kılar ve işlemi şirket için bağlayıcı hâle getirir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarında, ticaret sicilinin aleniyeti ve sicile güven ilkesi katı bir biçimde uygulanmaktadır. Yargıtay uygulamasına göre, anonim şirket yönetim kurulu üyesinin genel kurul tarafından seçimine ilişkin karar, bir butlan veya iptal davası neticesinde mahkemece geçersiz kılınsa dahi, bu geçersizlik kararı geriye dönük olarak (ex tunc) tescilli yöneticinin iyi niyetli üçüncü kişilerle yaptığı işlemleri sakatlamaz.

Yargıtay kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, üçüncü kişinin kötüniyetli sayılabilmesi için, "atamanın hukuka aykırı olduğunu fiilen bildiğinin" şirket tarafından şüpheye mahal bırakmayacak kanıtlarla (yazılı delil, ihtarname, üçüncü kişinin bizzat o genel kurula katılmış bir pay sahibi olması vb.) ispat edilmesi aranır. Üçüncü kişinin, şirketin iç işleyişine, genel kurul toplantı tutanaklarına veya çağrı merasimine yönelik bir araştırma yükümlülüğü (külfeti) bulunmamaktadır. Dolayısıyla, salt "basiretli bir tacir gibi davranma" ilkesi (TTK m. 18/2) gerekçe gösterilerek, üçüncü kişinin şirketin içsel sakatlıklarını bilebilecek durumda olduğu iddia edilemez; TTK m. 373/2 lafzı uyarınca müspet (aktif) bilgi aranır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): (X) Anonim Şirketi'nin 2024 yılı olağanüstü genel kurul toplantısında, çağrı merasimine uyulmadan ve TTK m. 416 kapsamındaki çağrısız genel kurul şartları (bütün pay sahiplerinin asaleten/vekâleten katılımı) sağlanmadan [15] alınan bir kararla (A) ve (B), yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiş ve temsil yetkisine sahip oldukları tescil ve ilan edilmiştir [2]. (A) ve (B), tescil tarihinden bir ay sonra (Y) Makine A.Ş. ile yüklü miktarda bir alım-satım sözleşmesi imzalamıştır. Üç ay sonra, muhalif pay sahiplerinden biri genel kurul kararının butlanını mahkemeden tespit ettirmiştir. (X) A.Ş., (Y) Makine A.Ş.'ye karşı, "Temsilcilerimizin atandığı genel kurul batıldır, dolayısıyla temsil yetkileri doğmamıştır, sözleşme bizi bağlamaz" savunmasıyla sözleşmeden dönmek istemektedir. Hukuki analiz: TTK m. 373/2 hükmü karşısında (X) A.Ş.'nin bu savunması dinlenemez. Atama kararı butlanla sakat olsa dahi, ticaret sicilinde (A) ve (B)'nin temsile yetkili oldukları tescil edilmiştir [2]. (Y) Makine A.Ş. üçüncü kişi olup, sicil kaydına güvenerek işlem yapmıştır. (X) A.Ş., (Y) firmasının atamadaki bu çağrı eksikliğini fiilen bildiğini ispat etmedikçe (örneğin (Y) firmasının yöneticisinin aynı zamanda (X)'te pay sahibi olduğu ispatlanmadıkça), sözleşme (X) A.Ş. için kesin olarak bağlayıcıdır.

Olay 2 (kurmaca senaryo): (Z) İnşaat Anonim Şirketi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın açtığı bir ihaleye katılmak üzere başvuruda bulunmuştur. Şirketi temsile yetkili yönetim kurulu üyesi (C), ihaleye ilişkin tüm belgeleri imzalamış ve şirketin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmış tescil ilanını dosyaya sunmuştur. Ancak ihale komisyonu, (C)'nin imza yetkisini kanıtlamak üzere "Noter onaylı imza sirkülerinin aslı"nı talep etmiş ve belge eksikliğinden dolayı (Z) A.Ş.'yi ihale dışı bırakmıştır. Hukuki analiz: İhale komisyonunun bu işlemi, TTK m. 373/3 hükmünün açık ihlalidir [2, 3]. Kanun koyucu 2021 değişikliği ile idari işlemlerde temsil yetkisinin ispatı için "ticaret sicili kayıtları" ve "Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan" haricinde hiçbir belge istenemeyeceğini emredici olarak düzenlemiştir [2, 3]. (Z) İnşaat A.Ş., salt noter onaylı imza sirküleri sunmadığı için ihale dışı bırakılamaz; yapılan işlem hukuka aykırıdır ve idari yargıda iptal edilebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Atanma veya seçime ilişkin hukuki sakatlığın, üçüncü kişi tarafından bilindiğinin ispat yükü, işlemi geçersiz kılmak isteyen anonim şirketin üzerindedir [2]. Üçüncü kişinin iyi niyeti asıldır (TMK m. 3).
  • Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 373 uyarınca yapılacak tescil işlemlerinin kural olarak (TTK m. 30 uyarınca) kararın alınmasından itibaren 15 gün içinde talep edilmesi gerekir [16]. Tescilde gecikme, şirketi ve yönetim kurulu üyelerini, sicilin olumsuz etkisi nedeniyle zarara açık hâle getirir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Temsil yetkisindeki sakatlıklardan veya m. 373/2 çerçevesindeki bağlayıcılık uyuşmazlıklarından doğan davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. Yetkili mahkeme ise kural olarak davanın niteliğine göre HMK genel hükümleri veya özel TTK hükümlerine (örneğin şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesi) göre belirlenir.
  • Yaygın uygulama hataları:
    1. Ticari hayatta şirketlerin, ticaret siciline yansıyan kararların (örneğin görev dağılımı, temsil sınırları) şirket içi usulsüzlükler bahane edilerek geçersiz olduğunu iddia etmeleri. Bu durum, TTK m. 373/2 ile açıkça engellenmiştir [2].
    2. Kamu ihalelerinde, noterlik işlemlerinde veya tapu dairelerinde, TTK m. 373/3 yürürlükte olmasına rağmen ısrarla "imza sirküleri" veya "imza beyannamesi" istenmeye devam edilmesi.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrin nezdinde TTK m. 373 hükmüne yönelik temel teorik tartışma, TTK m. 373/2 (seçim/atama sakatlığı) ile TTK m. 371/2 (işletme konusu dışında / ultra vires nitelikli işlemler) arasında kanun koyucunun kurduğu farklı ispat standartları ekseninde gelişmektedir.

TTK m. 371/2'de şirketin temsile yetkili organlarının üçüncü kişilerle işletme konusu dışında yaptığı işlemlerde şirketin bağlı olmaktan kurtulması için üçüncü kişinin durumu "bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu" [11] kriterleri birlikte getirilmişken (objektif özen yükümlülüğü dâhil edilmiştir) [12, 13]; TTK m. 373/2'de sadece "sakatlığın bunlar tarafından bilindiğinin" ispatı koşulu yer almaktadır [2]. Bu farklılık, doktrinde Prof. Dr. Abuzer Kendigelen ve Prof. Dr. İsmail Kırca gibi otoritelerin çalışmalarında ele alınmaktadır.

Kanun koyucunun lafzi tercihine (ratio legis) sadık kalındığında; bir yönetim kurulu üyesinin seçimindeki içsel sakatlığı (örneğin genel kuruldaki bir çağrı noksanlığını, yönetim kurulu toplantısındaki nisap eksikliğini) üçüncü bir kişinin bilebilecek durumda olması (bilmesi gerekmesi), dışarıdan bir kişinin şirket iç evrakını tetkik etmesini beklemek anlamına gelir. Bu beklenti ticaret hayatının doğasına aykırıdır. Bu nedenle kanun koyucunun m. 373/2'de bilinçli olarak sadece "müspet vukuf" (fiili bilme) şartını aradığı söylenebilir. Buna karşın, bir şirketin işletme konusunun (amaç ve kapsamının) ticaret sicili gazetesinde kolayca erişilebilir olması, m. 371/2'de "bilebilecek durumda olma" (hafif ihmalin de cezalandırılması) standardının aranmasını haklı çıkarmaktadır.

Yine de TTK m. 373/3 hükmü, hukuk devleti ve idarenin kanuniliği prensibi açısından devrim niteliğindedir [2, 3]. Türkiye’de "imza sirküleri" fetişizmini bitirmeye yönelik bu hükmün, uygulamada tüm kamu personelince idrak edilmesi zaman alacak olsa da, normatif düzeyde şirketler hukuku temsil rejimini sadeleştirmiş ve Anglo-Sakson ile Avrupa Birliği Yönergeleri seviyesine taşımıştır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.