h) Sermayenin azaltılması
Madde 386 - (1) 384 ve 385 inci maddeler uyarınca elden çıkarılamayan paylar, sermayenin azaltılması yoluyla hemen yok edilir.
h) Sermayenin azaltılması
Madde 386 - (1) 384 ve 385 inci maddeler uyarınca elden çıkarılamayan paylar, sermayenin azaltılması yoluyla hemen yok edilir.
Akademik Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 386 hükmü, anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi kurumunun doğal ve zorunlu bir neticesi olarak kaleme alınmış olup, "Sermayenin Korunması İlkesi"nin en somut tezahürlerinden biridir. Kanun koyucu, kural olarak şirketin kendi paylarını iktisap etmesini TTK m. 379 ve devamı hükümlerinde belirli şartlara (sermayenin yüzde onunu aşmama, bedellerinin tamamen ödenmiş olması vb.) bağlayarak istisnai olarak serbest bırakmıştır [1, 2].
Şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, özkaynakların şirketten çıkması anlamına geldiğinden, bu payların şirket malvarlığında süresiz olarak tutulması hukuken ve iktisaden kabul edilemez. Bu bağlamda TTK m. 384, hukuka uygun şekilde iktisap edilen payların, şirket için herhangi bir kayba yol açmadan devirleri mümkün olur olmaz ve her hâlde iktisaplarından itibaren üç yıl içinde elden çıkarılmasını emreder [3]. TTK m. 385 ise, TTK m. 379 ila 381. maddelere aykırı (hukuka aykırı) bir şekilde iktisap edilen payların en geç altı ay içinde elden çıkarılmasını zorunlu kılar [4].
İşte TTK m. 386 hükmü, bu yasal süreler (üç yıl ve altı ay) zarfında elden çıkarılamayan, yani üçüncü kişilere satılamayan veya devredilemeyen payların akıbetini düzenlemektedir [4]. Hükme göre, bu paylar "sermayenin azaltılması yoluyla hemen yok edilir" [4, 5]. Bu düzenlemenin temel felsefesi, içi boşalmış ve bedeli şirket malvarlığından ödenmiş olan payların hukuki varlığına son vererek şirket sermayesi ile fiili malvarlığı (aktifler) arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmaktır.
TTK m. 386'da atıf yapılan "elden çıkarılamayan paylar" ifadesi, şirketin kendi bünyesinde bulundurduğu ve yasal süreleri içinde bir bedel mukabili üçüncü bir kişiye devredemediği payları ifade eder. Şirketin kendi payları, anonim şirket sistematiğinde bir "aktife" tekabül etmediğinden ve bedelsiz payların iktisabı hariç şirketin devraldığı kendi payları hiçbir pay sahipliği hakkı vermediğinden (TTK m. 389), bu payların atıl bir şekilde kalması engellenmiştir [6, 7]. Elden çıkarma kavramı, payların satış, trampa veya kanuni yollarla başka bir hak süjesine intikal ettirilmesidir.
Yok etme (itfa), mülkiyetin şirkete geçmiş olduğu hallerde, payların içerdiği hakların kanun gereği bir daha canlanmamak üzere ortadan kaldırılması ve senede bağlanmışsa senetlerin imha edilmesidir [5, 8]. Ancak bu yok etme işlemi fiili bir yırtma eyleminden ibaret olmayıp, hukuki bir prosedür olan "sermaye azaltımı" rejimine tabi tutulmuştur (TTK m. 473 vd.) [9, 10]. Paylar yok edilirken, aynı zamanda bu payların temsil ettiği itibari değer kadar esas sermaye azaltılmak zorundadır [5, 11].
Madde 386, şirketler hukukunun birçok emredici kuralı ile dikey ve yatay ilişki içerisindedir:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, sermayenin korunması ve şirketin kendi paylarını iktisap etmesi kesin sınırlarla çizilmiştir. Yargıtay, şirketin kendi payını iktisap etmesinin doğurduğu sakıncaları, alacaklıların ve diğer pay sahiplerinin haklarının zedelenmesi olarak değerlendirir.
Yargıtay içtihatlarında, TTK m. 386'da yer alan kanuni elden çıkarma veya itfa mecburiyetine uyulmamasının, yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunu doğuracağı belirtilmektedir. Şirket varlığının önemli ölçüde şirket uhdesinde tutulan ancak değeri olmayan kendi paylarına bağlanması durumu, genel kurul kararlarının iptali, sorumluluk davaları ve özel denetim talepleri (TTK m. 438) açısından haklı gerekçe sayılmaktadır [17, 18]. Özellikle TTK m. 531 bağlamındaki "çıkarma" taleplerinde Yargıtay, şirketin payı devralması neticesinde bu payların m. 386 gereğince akıbetinin tasfiye veya sermaye azaltımı ile neticeleneceğine işaret etmektedir [5, 19].
Olay 1 (Hukuka Aykırı İktisap - 6 Aylık Süre): Büyük bir tekstil şirketi olan (A) A.Ş., yönetim kurulunun bir kararıyla ve herhangi bir genel kurul yetkilendirmesi (TTK m. 379) olmaksızın, hakim pay sahibine ait sermayenin %15'ini temsil eden payları yüksek bir bedelle satın almıştır. Hukuki analiz: İşlem, genel kurul onayı olmaması ve %10'luk sınırı aşması sebebiyle hukuka aykırıdır. TTK m. 385 gereğince, hukuka aykırı iktisap edilen bu payların 6 ay içerisinde elden çıkarılması gerekir [4]. Yönetim kurulu bu payları piyasada veya diğer ortaklara satamazsa, 6 aylık sürenin dolmasıyla TTK m. 386 devreye girer. Yönetim kurulu derhal sermaye azaltımı için genel kurulu toplantıya çağırmalı ve bu paylar sermaye azaltımı prosedürüyle (TTK m. 473 vd.) yok edilmelidir [10, 20].
Olay 2 (Haklı Sebeple Çıkarılma Sonucu İktisap - 3 Yıllık Süre): (B) A.Ş.'de azınlık pay sahibi, haklı sebeplerle (TTK m. 531) şirketin feshini talep etmiş, Asliye Ticaret Mahkemesi şirketin feshine yer olmadığına ancak davacı pay sahibinin paylarının karar tarihindeki gerçek değeri üzerinden şirket tarafından ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına karar vermiştir [16]. Şirket mahkeme kararıyla bu payları iktisap etmiştir. Hukuki analiz: Bu, TTK m. 382/1-c kapsamındaki yasal ve geçerli bir iktisaptır. Ancak TTK m. 384 uyarınca şirket, bu payları herhangi bir kayba yol açmadan 3 yıl içinde elden çıkarmakla yükümlüdür [3]. Üç yıl geçmesine rağmen paylar satılamamışsa, TTK m. 386 uyarınca kanuni zorunluluk doğar: Şirket "hemen" sermaye azaltımına gitmek ve bu payları itfa etmek (yok etmek) zorundadır [5, 21].
Türk Ticaret Kanunu m. 386'nın lafzı oldukça emredici ve serttir; "hemen yok edilir" ifadesi kullanılmaktadır [4, 5]. Ancak, sermaye azaltımı (TTK m. 473 vd.) işlemi, kural olarak yönetim kurulunun kararıyla değil, genel kurulun esas sözleşme değişikliği kararıyla (TTK m. 421) gerçekleştirilebilen komplike ve uzun bir hukuki prosedürdür [10, 24]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ve Hasan Pulaşlı gibi isimler sermayenin korunması ve itfa (yok etme) prosedürlerine dair detaylı tartışmalara yer vermişlerdir [25, 26].
Doktrindeki haklı eleştirilerden biri şudur: Kanun "yok edilir" şeklinde emredici bir sonuç öngörmesine rağmen, genel kurul sermaye azaltımı yönünde gerekli nisapla (TTK m. 421/3; %75 sermaye çoğunluğu) karar almazsa veya alamazsa ne olacaktır? Burada yapısal bir yasal boşluk veya çelişki mevcuttur. Şayet genel kurul sermaye azaltım kararını reddederse, yönetim kurulu payları yok edemeyecek ve kanunun "hemen yok edilir" emri askıda kalacaktır [4, 10]. Bu gibi durumlarda haklı sebeple şirketin feshi davalarının (TTK m. 531) veya yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunun (TTK m. 553) gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır [5, 23]. Ayrıca bu prosedürün TTK m. 474 uyarınca alacaklılara çağrı ve alacakların teminat altına alınması şartlarına tabi olması, nakit sıkıntısı çeken bir şirketin zorunlu pay itfası (sermaye azaltımı) yapmasını fiilen imkansız hale getirebilir [27, 28]. Kanun koyucunun, m. 386 kapsamındaki mecburi sermaye azaltımları için alacaklıların korunması prosedürünü esneten (örneğin TTK m. 474/2'dekine benzer) basitleştirilmiş bir rejim ihdas etmesi, öğreti tarafından reform önerisi olarak dile getirilmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.