d) Bildirge
Madde 430 - (Mülga: 15/2/2018 - 7099/23 md.) e) Bildirim
d) Bildirge
Madde 430 - (Mülga: 15/2/2018 - 7099/23 md.) e) Bildirim
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) anonim şirketlerde genel kurul toplantılarına ve temsil mekanizmalarına ilişkin sistematiği içerisinde, temsilcilerin niteliklerini ve bildirim yükümlülüklerini düzenleyen alt ayırımda yer alan m. 430 ("Bildirge") ve m. 431 ("Bildirim") hükümleri, 15.02.2018 tarihli ve 7099 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile mülga edilmiştir [1].
Söz konusu mülga hükümler, esasen genel kurul toplantılarında şeffaflığı sağlamak ve yetkisiz katılımların önüne geçmek maksadıyla kaleme alınmıştı. Mülga TTK m. 431 düzenlemesi; tevdi eden temsilcisi, organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilci sıfatıyla genel kurula katılan kişilerin, kendileri tarafından temsil olunacak payların sayılarını, çeşitlerini, itibari değerlerini ve gruplarını önceden şirkete bildirmelerini emretmekteydi [2].
Ancak zamanla bu detaylı usul kurallarının, anonim şirket genel kurullarının işleyişinde aşırı şekilciliğe (formalizme) yol açtığı ve bürokratik yükleri artırdığı görülmüştür. Bu ağır şekil şartlarının ihlali durumunda kararların iptal edilebilirlik riski ile karşı karşıya kalması, şirketler hukuku uygulamasında işlem güvenliğini tehdit edici boyutlara ulaşmıştır [2]. Nitekim kanunkoyucu, 7099 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile TTK m. 428 (organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilci), m. 430 ve m. 431 hükümlerini bütünüyle yürürlükten kaldırarak sistemi sadeleştirmiştir [1].
Mülga TTK m. 430 ve m. 431, temsilci sıfatıyla oy kullanacak kişilerin, şirket merkezine önceden bir "bildirge" ve "bildirim" sunarak durumlarını şeffaflaştırmalarını amaçlamaktaydı. Bu bildirimde; temsil edilecek payların sayısı, tertibi, grubu ve itibari değerinin detaylı olarak yer alması zorunluydu [2]. Kanunkoyucu, genel kurul toplantısı öncesinde şirket yönetiminin kimin ne kadar payı temsil ettiğini açıkça saptamasını ve hazırun cetvelinin (hazır bulunanlar listesi) bu kesin veriler ışığında oluşturulmasını hedeflemişti.
Eski düzenlemenin en kritik yönü, bildirim yükümlülüğünün ihlaline bağlanan hukuki sonuçtu. Bildirim yapılmaması veya eksik yapılması halinde, ilgili temsilcinin genel kurulda kullandığı oylar yetkisiz katılım bağlamında değerlendirilmekteydi. Yasa lafzı, bu eksikliğin o genel kurulda alınan kararların iptaline zemin hazırlayabileceğini öngörmekteydi; zira "yetkisiz katılmaya dair hükümler çerçevesinde" iptal davası açılabilmesine açıkça cevaz verilmişti [2].
Söz konusu hükümler yürürlükten kalkmış olmakla birlikte, mülga oldukları 15.02.2018 tarihine kadar yapılan genel kurul toplantılarına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yaklaşımı, yetkisiz katılım iddialarının değerlendirilmesinde "illiyet bağı" (nedensellik) kriterine dayanmaktadır. Yargıtay, ister eski m. 431 ihlali olsun isterse başka tür bir yetkisiz katılım olsun, iptal davasının dinlenebilmesi için söz konusu yetkisiz temsilcinin kullandığı oyların o genel kurulda alınan kararın nisabına (toplantı veya karar nisabı) fiilen etkili olmasını şart koşmaktadır. Salt bildirgenin/bildirimin verilmemiş olması, kararın alınmasını matematiksel olarak etkilemiyorsa iptal kararı verilemez.
Olay 1 (kurmaca senaryo): Türkiye pazarında faaliyet gösteren çok uluslu "Alfa Teknoloji A.Ş."nin 2017 yılı olağan genel kurulunda, payların önemli bir kısmını elinde bulunduran kurumsal bir yatırımcıyı temsilen toplantıya katılan X Yatırım Danışmanlığı A.Ş. yetkilisi, toplantıdan önce şirkete TTK m. 431 kapsamında "temsil edilecek payların dökümünü içeren bildirgeyi" sunmamış; buna rağmen toplantı başkanı tarafından toplantıya kabul edilerek kararlara olumlu oy kullanmıştır. Diğer pay sahipleri, alınan bedelsiz sermaye artırımı kararının salt bu bildirimsizlik nedeniyle iptalini talep etmiştir. Hukuki analiz: Olay 2017 yılında (hükümlerin meri olduğu dönemde) gerçekleştiği için, mülga m. 431 hükmü uygulama alanı bulacaktır. Bu hükme göre söz konusu kurumsal temsilcinin bildirim yapmaması, karar nisabını sakatlayan bir yetkisiz katılım halidir [2]. Ancak mahkemenin, yetkisiz temsilcinin kullandığı oylar düşüldüğünde dahi kararın gerekli nisapla alınıp alınmadığını (illiyet bağını) incelemesi; oylar düşüldüğünde nisap korunuyorsa davanın reddine, nisap bozuluyorsa iptaline karar vermesi gerekir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): "Beta Lojistik A.Ş."nin 2023 yılında yapılan olağanüstü genel kurulunda, payların saklamasını yapan "tevdi eden temsilcisi" Y Bankası A.Ş. yetkilisi, toplantı esnasında oylarını kullanmış, ancak azınlık pay sahiplerinden Z, ilgili banka yetkilisinin "TTK m. 430 ve 431 uyarınca bildirge vermediğini, bu yüzden oylarının geçersiz olduğunu" ileri sürerek tutanağa şerh düşmüş ve iptal davası açmıştır. Hukuki analiz: 15.02.2018 tarihli ve 7099 sayılı Kanun ile TTK m. 430 ve 431 bütünüyle mülga edilmiştir [1]. Dolayısıyla, 2023 yılında icra edilen bir genel kurulda "bildirge veya bildirim zorunluluğuna uyulmadığı" gerekçesine dayalı bir iptal davasının hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle esastan reddi gerekecektir [1, 3].
Türk şirketler hukuku doktrininde ve uygulamada genel kurul kararlarının geçerliliği konusunda en hassas nokta "şekil şartları ile esasa müessiriyet (kararın özü) arasındaki denge" olmuştur. TTK m. 430 ve 431'in yürürlüğe girdiği 2012 yılında, şeffaflığı en üst düzeye çıkarmak ve yönetim kurullarına genel kurula kimin hangi sıfat ve güçle katılacağını önceden, kesin belgelerle göstermek amaçlanmıştı [2].
Ancak doktrindeki ağır eleştiriler (özellikle Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ekolü ile Hasan Pulaşlı ve Abuzer Kendigelen'in ticaret hukukunun işleyişine yönelik pratik çözümlemeleri bağlamında) bu katı şekilciliğin şirketleri işlemez hale getirdiği yönünde olmuştur. Kurumsal ve bağımsız temsil mekanizmalarına aşırı bildirim yükleri getiren bu modelin [2], genel kurulda irade serbestisini tıkadığı ve çoğu zaman bir "iptal davası tuzağı" olarak kullanıldığı görülmüştür.
Kanunkoyucunun 2018 yılındaki 7099 sayılı Kanun müdahalesiyle [1] bu aşırı şekilci yaklaşımı terk etmesi isabetlidir. Bildirim ve bildirge usulünün yürürlükten kaldırılması, Türk anonim şirketler hukukunu daha esnek, yatırımcı dostu ve uluslararası standartlara uygun bir kurumsal yönetim zeminine taşımıştır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.