2. Oy hakkının doğumu
Madde 435 - (1) Oy hakkı, payın, kanunen veya esas sözleşmeyle belirlenmiş bulunan en az miktarının ödenmesiyle doğar.
2. Oy hakkının doğumu
Madde 435 - (1) Oy hakkı, payın, kanunen veya esas sözleşmeyle belirlenmiş bulunan en az miktarının ödenmesiyle doğar.
Akademik Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 435. maddesi, anonim şirketlerde pay sahipliği haklarının en önemlilerinden biri olan "oy hakkının" doğum anını ve şartlarını düzenlemektedir [1, 2]. Madde hükmü, "Oy hakkı, payın, kanunen veya esas sözleşmeyle belirlenmiş bulunan en az miktarının ödenmesiyle doğar" şeklindeki emredici kuralı ihtiva etmektedir [2].
Anonim ortaklıklar hukukunda, pay sahipliği hakları kural olarak payın taahhüt edilmesi (iştirak taahhüdü) ve şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla (tescille) birlikte doğar. Ancak kanun koyucu, malvarlıksal bir hak olan kâr payı hakkından farklı olarak, şirketin idaresine katılma ve irade oluşturma (yönetsel) haklarının en temelini oluşturan oy hakkını, sermaye koyma borcunun asgari bir miktarının ifası şartına bağlamıştır. Bu düzenleme, "sermayenin korunması" ve "ortakların şirkete karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye teşvik edilmesi" ilkelerinin somut bir yansımasıdır. Zira şirket sermayesine fiili bir katkı sağlamayan, kanuni veya anasözleşmesel asgari taahhüdünü dahi yerine getirmeyen bir pay sahibinin, şirketin kaderini belirleyecek genel kurul kararlarında oy kullanması, hakkaniyet ve kurumsal yönetim ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
Oy hakkı, pay sahibinin genel kurulda şirket iradesinin oluşumuna katılmasını sağlayan asli, vazgeçilmez ve devredilmez bir yönetsel haktır. TTK m. 435 uyarınca oy hakkı, pay senedinin teslimi veya şirketin tescili ile doğrudan kullanılabilir bir hak olarak doğmaz; doğumu "ödemeye" (ifa) talik edilmiştir [2]. Eğer pay sahibi kanunun veya esas sözleşmenin aradığı asgari miktarı ödememişse, sahip olduğu pay senedi (veya ilmühaber) nama veya hamiline yazılı olsun fark etmeksizin oy hakkından mahrum kalır. Bu durum doktrinde "oy hakkının donması" veya "oy hakkının askıda olması" hallerine benzetilerek açıklanmaktadır [3, 4].
Hükümde geçen "kanunen belirlenmiş en az miktar" ifadesi, nakdi sermaye taahhütleri bakımından TTK m. 344/1'e işaret etmektedir [3, 5, 6]. İlgili madde uyarınca, nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşi (%25) şirketin tescilinden önce, kalanı ise tescili izleyen yirmi dört ay içinde ödenmek zorundadır [5, 6]. Dolayısıyla, nakdi sermaye taahhütlerinde oy hakkının doğabilmesi için kanunen aranan asgari miktar, payın itibari değerinin %25'idir. Ayni sermaye taahhütlerinde ise zaten sermayenin tamamının tescilden önce şirkete intikali ve tasarruf edilebilir hale gelmesi zorunlu olduğundan, ayni sermaye karşılığı çıkarılan paylarda oy hakkı tescille birlikte derhal kullanılabilir niteliktedir.
TTK m. 435, oy hakkının doğumu için kanuni asgari miktar olan %25'in, şirket esas sözleşmesi ile (örneğin %50, %75 veya %100'e) yükseltilebilmesine cevaz vermektedir [2, 7, 8]. TTK m. 339/2 uyarınca, oy hakkının doğumu için nakit sermaye borcunun kanunda öngörülen asgari miktarının yükseltilmesi, ancak anasözleşmede açıkça öngörülmesi şartıyla geçerli olabilecek ihtiyari hususlardandır [7, 8]. Şayet anasözleşmede kanuni orandan daha yüksek bir oran ödenmedikçe oy hakkının kullanılamayacağı belirtilmişse, pay sahibi bu ağırlaştırılmış oranı ödemediği sürece genel kurulda oy kullanamaz [3, 7, 8].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, pay sahipliği haklarının kullanımı (özellikle genel kurula katılma ve inceleme hakları), oy hakkının donmuş veya henüz doğmamış olmasından bağımsızdır. Yargıtay kararlarında ısrarla vurgulandığı üzere, oy hakkının kullanılması için şirkette belirli bir oranda ödeme yapma şartı, pay sahibinin genel kurul toplantısına dinleyici ve müzakereci olarak katılımını engelleyecek şekilde yorumlanamaz. Şirket yönetim kurulunun, TTK m. 435'i gerekçe göstererek eksik ödeme yapan ortağı genel kurul salonuna almaması veya toplantı nisabında (hazırun cetvelinde) hiç göstermemesi, o genel kurulda alınan kararların kanuna ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesine neden olmakta olup; bu ihlal pay sahibinin vazgeçilemez haklarını zedelediğinden TTK m. 447 uyarınca butlan sebebidir [11]. Yüksek mahkeme, ödeme yapılmaması halini sadece "oyun sandığa atılamaması" (oy kullanamama) teknik sınırları içinde tutmaktadır.
Olay 1 (kurmaca senaryo): (X) Anonim Şirketi'nin esas sözleşmesinde, "Pay sahiplerinin genel kurulda oy kullanabilmeleri için taahhüt ettikleri nakdi sermaye paylarının en az %50'sini ödemiş olmaları şarttır" hükmü yer almaktadır. Pay sahibi (A), taahhüt ettiği 100.000 TL nakdi sermayenin yasal asgari sınırı olan 25.000 TL'sini (%25) kuruluşta ödemiştir. Bir yıl sonra yapılan olağan genel kurulda (A), nisaplara dahil edilerek oy kullanmak istemiş; ancak divan başkanı anasözleşmeyi gerekçe göstererek (A)'nın oy kullanmasına müsaade etmemiştir. (A) bunun üzerine kararların iptali için dava açmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 435 ve m. 339/2 uyarınca, kanuni asgari ödeme oranı (%25) anasözleşme ile ağırlaştırılarak yükseltilebilir [2, 7, 8]. Somut olayda anasözleşme %50 ödeme şartı aramaktadır ve (A) bu şartı yerine getirmemiştir. Divan başkanının (A)'ya oy kullandırmaması TTK m. 435'e tamamen uygundur. (A)'nın açtığı iptal davası reddedilmelidir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (Y) Anonim Şirketi'nde gerçekleştirilen sermaye artırımı sırasında yeni payları taahhüt eden (B), kanuni asgari tutar olan %25'i yatırmadan genel kurula gelmiştir. Yönetim Kurulu, (B)'nin henüz ödeme yapmadığını ve dolayısıyla TTK m. 435 gereğince oy hakkı bulunmadığını ileri sürerek kendisini toplantı salonuna almamış, hazırun cetveline kaydetmemiştir. Alınan kararlar sonucunda (B), toplantıya alınmamasının butlan sebebi olduğunu iddia etmiştir. Hukuki analiz: Oy hakkının doğmamış olması, pay sahibinin genel kurula katılma hakkını ortadan kaldırmaz. Oy hakkından yoksun olan pay sahiplerinin de genel kurula iştirak etme, bilgi alma ve müzakerelere katılma hakları mevcuttur [11]. Yönetim kurulunun (B)'yi genel kurula hiç almaması, vazgeçilmez bir pay sahipliği hakkı olan genel kurula katılma hakkının (TTK m. 447) ihlali anlamına gelir. Alınan genel kurul kararları batıldır [11].
Doktrinde Mehmet Bahtiyar tarafından da haklı olarak vurgulandığı üzere, TTK m. 344 ve 345 hükümleri uyarınca nakdi sermaye taahhütlerinin asgari %25'lik kısmının tescilden önce şirket adına açılacak özel bir hesaba yatırılması ve bu durumun banka mektubu ile sicil müdürlüğüne ispatlanması zorunluluğu karşısında, "kanuni asgari miktarın ödenmemesi" ihtimali, kuruluş aşaması için fiilen imkânsız hale getirilmiştir [3, 4]. Ticaret sicil müdürü bu ödemeyi görmeden şirketi tescil etmeyecektir [3].
Bu sebeple, TTK m. 435'in pratik işlevinin salt şirket kuruluşu ile sınırlı olarak değerlendirilmesi hatalıdır. Bu maddenin asıl işlevi, anasözleşme ile ödeme oranının (örneğin %50, %75 veya %100) artırıldığı senaryolar [3, 7, 8] ile nakit sermaye artırımı süreçlerindeki taahhüt ödemelerinde ortaya çıkmaktadır. Ancak kanunun lafzı, bu nüansı yeterince belirginleştirmemektedir. Gelecekte yapılacak olası bir kanun değişikliğinde, sicil kontrolü ile oy hakkının doğumu arasındaki bu teorik-pratik uyumsuzluğun daha açık bir redaksiyonla giderilmesi isabetli olacaktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.