1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 502. maddesi, Anonim Şirketler hukuku sistematiği içerisinde, "Menkul Kıymetler" bölümünün "İntifa Senetleri" alt ayrımında yer almaktadır. Madde, anonim şirketlerin sermaye yapısını bozmadan ve pay sahipliği statüsü tesis etmeden, belirli kişilere şirketin malvarlıksal değerleri üzerinde hak tanınmasına olanak veren intifa senetlerinin ihracını düzenlemektedir [1].
Anonim şirketler, doğaları gereği sermaye şirketleri olup, şirkete getirilen sermaye karşılığında pay sahipliği (ortaklık) sıfatı tesis edilir. Ancak ticari hayatın gereklilikleri, şirketin kuruluşunda üstün gayret gösteren kurucuların ödüllendirilmesi, şirket alacaklılarının alacaklarının tasfiyesi veya sermayesi kanuna uygun olarak itfa edilen pay sahiplerinin mağduriyetinin önlenmesi gibi durumlarda, sermayeyi temsil etmeyen ancak mali haklar bahşeden bir kıymetli evrak türüne ihtiyaç duyulmuştur. İşte TTK m. 502, bu ihtiyacı karşılamak üzere, pay (hisse) senedinden tamamen farklı bir hukuki karaktere sahip olan intifa senetlerinin ihraç usulünü ve şekil şartlarını hüküm altına almaktadır [1], [2].
Kanun koyucu, bu madde ile intifa senedi ihracını genel kurulun asli yetkisine bağlamış ve bunun ancak esas sözleşmede yer alan bir hükme istinaden veya esas sözleşmenin bu yönde değiştirilmesi suretiyle yapılabileceğini emredici olarak düzenlemiştir [1]. İntifa senetleri, şirketin temel sermaye yapısına dahil olmaksızın, cüz'i halefiyet veya sözleşmesel bir alacak hakkı niteliğinde mali imtiyazlar (kâr payı, tasfiye artığı vb.) yaratır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İntifa Senedi Kavramı ve Hukuki Niteliği
İntifa senedi, anonim şirket tarafından ihraç edilen, sahibine pay sahipliği (ortaklık) sıfatı vermeyen, dolayısıyla genel kurula katılma, oy kullanma veya iptal davası açma gibi idari (ortaksal) haklar bahşetmeyen; buna karşılık kâra, tasfiye artığına katılma veya yeni çıkarılacak payları alma gibi salt mali haklar sağlayan bir menkul kıymettir [3], [4]. TTK m. 502/2 uyarınca, bu senetler emre veya hamiline yazılı olarak düzenlenebilen kıymetli evrak niteliğindedir [4]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi müelliflerin de belirttiği üzere, intifa senedi sahibi ile şirket arasındaki ilişki, bir ortaklık (korporatif) ilişkisi değil, kanundan ve esas sözleşmeden doğan sözleşmesel bir alacak-borç ilişkisidir [5].
2.2. İhracın Hukuki Dayanağı: Esas Sözleşme ve Genel Kurul Kararı
TTK m. 502/1, intifa senedi çıkarılabilmesi için mutlak surette bir "genel kurul kararı" aramaktadır. Ancak bu karar tek başına yeterli değildir; ihracın dayanağının "esas sözleşme" olması şarttır. Eğer esas sözleşmede intifa senedi çıkarılabileceğine dair bir hüküm yoksa, genel kurulun öncelikle TTK'nın esas sözleşme değişikliğine ilişkin ağırlaştırılmış nisaplarına (TTK m. 421) uyarak sözleşmeyi değiştirmesi ve bu yetkiyi ihdas etmesi gerekmektedir [6], [1].
2.3. İntifa Senedi Lehtarları (Çıkarılma Sebepleri)
Madde metninde intifa senedi çıkarılabilecek kişiler tahdidi (sınırlı) olmamak üzere, örnekleyici olarak sayılmıştır:
- Bedeli kanuna uygun olarak yok edilen (itfa edilen) payların sahipleri: Sermaye azaltımı veya belirli payların amorti edilmesi durumunda, ortaklık sıfatı sona eren kişilere mali bir telafi olarak verilir [1].
- Alacaklılar: Şirketin borç yükünün hafifletilmesi amacıyla, alacaklıların alacaklarından feragat etmeleri karşılığında onlara kârdan pay alma hakkı veren intifa senetleri verilebilir [1].
- Şirketle ilgili olanlar (Kurucular): Şirketin kuruluşunda fikri veya fiziki emek sarf eden kurucuların ödüllendirilmesi amacıyla (Kurucu İntifa Senetleri) ihraç edilir. Madde lafzındaki "bunlara benzer bir sebeple şirketle ilgili olanlar" ifadesi, kanun koyucunun ihraç sebeplerini geniş tuttuğunu göstermektedir [1], [7].
2.4. TTK m. 348 Atfı ve Kurucu İntifa Senetlerinin Sınırlandırılması
Maddenin birinci fıkrasının son cümlesi, "Bu senetlere 348 inci madde uygulanır" diyerek çok kritik bir sınırlama getirmektedir [1]. TTK m. 348, kuruculara sağlanacak menfaatlerin şirket sermayesini azaltıcı nitelikte olamayacağını emreder. Buna göre, intifa senedi sahiplerine yapılacak ödemeler, ancak dağıtılabilir kârdan, yasal yedek akçe (TTK m. 519) ile pay sahipleri için %5 oranında birinci temettü ayrıldıktan sonra geriye kalan kısmın en fazla onda biri (%10) oranında olabilir [8], [2]. Bu emredici kural, şirket sermayesinin korunması ilkesinin (kapital koruması) katı bir yansımasıdır.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 503 (İntifa Senedi Sahiplerinin Hakları) — 502. madde ile yaratılan kıymetli evrakın içeriği TTK m. 503 ile doldurulmuştur. Hüküm, intifa senedi sahiplerine "pay sahipliği hakları verilemez" diyerek kesin bir sınır çizer. Oy kullanma, genel kurula iştirak gibi haklar yasaklanmış; net kâra, tasfiye artığına ve rüçhan hakkına iştirak ise yasal sınırlar dahilinde serbest bırakılmıştır [4].
- TTK m. 140, 161, 183 (Yapısal Değişiklikler) — Birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi yapısal değişiklik hallerinde intifa senedi sahiplerinin durumu bu maddelerde düzenlenmiştir. TTK m. 140/5 uyarınca, devralan şirket, devrolunan şirketin intifa senedi sahiplerine eş değerli haklar tanımak veya senetleri birleşme sözleşmesi tarihindeki gerçek değeriyle satın almak zorundadır [9], [10], [11], [12].
- TTK m. 191 (Denkleştirme Davası) ile İlişkisi — Şirketlerin birleşmesinde, intifa senedi sahiplerinin hak kaybına uğraması halinde TTK m. 191 uyarınca denkleştirme davası açıp açamayacakları hususu, TTK m. 502'nin hukuki niteliğiyle doğrudan bağlantılıdır. İntifa senedi "ortaklık" sıfatı vermediğinden, doktrinde hâkim görüş (Poroy, Tekinalp, Çamoğlu ekolü), m. 191 lafzındaki "her ortak" ibaresine dayanarak, intifa senedi sahiplerinin bu davayı açamayacağı, ancak genel hükümlere göre tazminat talep edebileceği yönündedir [13], [3], [9], [5], [14].
- TTK m. 584 (Limited Şirketler) — İntifa senetleri sadece anonim şirketlere özgü değildir. TTK m. 584 atfıyla, limited şirketlerde de şirket sözleşmesinde öngörülmek şartıyla anonim şirketlere ilişkin hükümler (m. 502 vd.) kıyasen uygulanarak intifa senedi çıkarılabilir [15].
- TTK m. 661 (İptal Usulü) — İntifa senetlerinin zayi olması halinde, bu senetler TTK m. 661/1 uyarınca hamiline yazılı pay senetlerinin iptali usulüne tabi tutulur [16].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında intifa senetlerinin niteliği ve sınırları titizlikle irdelenmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; intifa senedi sahipliği, pay sahipliği sıfatından tamamen bağımsızdır.
Yüksek Mahkeme, bir kurucu intifa senedi sahibinin aynı zamanda şirketin pay sahibi (ortağı) olduğu karma durumlarda dahi, bu iki sıfatın birbirine karıştırılamayacağına hükmetmektedir. Örneğin, bir davada davacı "kurucu intifa senedi sahibi" sıfatıyla genel kurul kararının iptalini talep etmiş; Yargıtay, intifa senedi sahiplerinin ortaklık sıfatı ve oy hakkı bulunmadığından bahisle salt bu sıfata dayanarak genel kurul kararlarının iptali davası (TTK m. 445) açamayacaklarını, ancak kişinin aynı zamanda pay sahibi olması halinde, pay sahipliğinden doğan haklarını kullanarak dava açabileceğini belirtmiştir [17], [18], [19].
Bununla birlikte Yargıtay, yapısal değişiklikler (özellikle sermaye artırımı veya birleşme) sırasında kurucu intifa senedi sahiplerinin elde edeceği kâr payı oranlarının, yeni sermaye yapısı karşısında sulanması (seyrelmesi) iddialarında; sözleşmesel alacak hakkının korunması gereğini vurgulamakla birlikte, sermayenin korunması ilkesini üstün tutmuş ve TTK m. 348'deki azami sınırların (%10 kuralı) hiçbir surette aşılamayacağını içtihat etmiştir [8], [20].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A Anonim Şirketi'nin genel kurulu, şirketin kuruluşunda üstün çaba gösteren X ve Y isimli kuruculara jest yapmak amacıyla esas sözleşmeyi değiştirerek "Kurucu İntifa Senedi" ihracına karar vermiştir. Alınan kararda ve esas sözleşme tadilinde; "Kurucu intifa senedi sahipleri, şirketin dağıtılabilir safi kârından yasal yedek akçeler ayrılmadan önce %15 oranında kâr payı alacak ve genel kurul toplantılarında kendilerini ilgilendiren hususlarda 1'er oy hakkına sahip olacaklardır" denilmiştir. X ve Y bu senetleri devralmıştır.
Hukuki analiz: A Anonim Şirketi'nin genel kurul kararı ve esas sözleşme değişikliği, TTK m. 502 ve atıf yaptığı emredici kanun hükümlerine açıkça aykırıdır. Birincisi; TTK m. 503 uyarınca intifa senedi sahiplerine "pay sahipliği hakları", bilhassa "oy hakkı" kesinlikle verilemez [3], [4]. İkincisi; TTK m. 502'nin açık atfı gereği TTK m. 348 uygulanmalıdır. Kanun, kuruculara verilecek kâr payını emredici olarak sınırlandırmıştır. Kâr payı, ancak kanuni yedek akçe ile pay sahipleri için %5 birinci temettü ayrıldıktan sonra kalan kısmın en fazla onda biri (%10) oranında olabilir [8], [2]. Dolayısıyla brüt kâr üzerinden ve %15 oranında belirlenen bu menfaat, sermayenin korunması ilkesine aykırıdır ve ilgili hükümler batıldır.
Olay 2:
B Anonim Şirketi (devrolunan), C Anonim Şirketi (devralan) ile devralma yoluyla birleşme kararı almıştır. B Anonim Şirketi'nin geçmişte alacaklılarına ihraç ettiği ve kârdan %5 pay veren intifa senetleri mevcuttur. C Anonim Şirketi, birleşme sözleşmesinde bu intifa senetlerini tamamen iptal etmiş ve karşılığında hiçbir ödeme veya eş değerli hak öngörmmemiştir. İntifa senedi sahipleri, haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle TTK m. 191 uyarınca "Denkleştirme Davası" açmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 140/5 uyarınca, devralan C Anonim Şirketi, devrolunan B Anonim Şirketi'nin intifa senedi sahiplerine eş değerli haklar tanımak veya bu senetleri birleşme sözleşmesi tarihindeki gerçek değeriyle satın almak zorundadır [9], [11], [12]. Hakların hiçbir karşılık ödenmeden yok edilmesi hukuka aykırıdır. Ancak, intifa senedi sahiplerinin açtığı Denkleştirme Davası (TTK m. 191) usul hukuku açısından reddedilecektir. Zira doktrindeki hâkim görüşe ve kanunun lafzına göre, m. 191 sadece "ortaklara (pay sahiplerine)" tanınmış bir dava hakkıdır [13], [3]. İntifa senedi sahipleri ile şirket arasındaki ilişki korporatif değil sözleşmesel olduğundan, bu kişiler TTK m. 191'e göre değil, borçlar hukuku genel hükümleri uyarınca tazminat veya eda davası açarak gerçek değerin kendilerine ödenmesini talep etmelidirler [5], [21], [22].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: İntifa senedine bağlı bir mali hakkını (örneğin kâr payı) talep eden hamil, senedin usulüne uygun şekilde ihraç edildiğini (genel kurul kararı ve esas sözleşme hükmü) ve senedin meşru hamili olduğunu ispatla mükelleftir.
- Zamanaşımı / Süreler: İntifa senetlerine bağlı olarak doğmuş ve muaccel hale gelmiş kâr payı alacakları, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 147 bağlamında dönemsel edim niteliğinde olduğundan 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Keza TTK m. 512 uyarınca, haksız alınan kâr paylarının geri istenmesi de tahsil tarihinden itibaren 5 yıl (iyiniyet halinde 2 yıl) içinde zamanaşımına uğrar [23], [24].
- Görevli/yetkili mahkeme: İntifa senetlerinden doğan her türlü alacak davası nispi ticari dava niteliğindedir ve Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür. İntifa senedinin zayi olması halinde açılacak iptal davasında ise (TTK m. 661 uyarınca) yetkili mahkeme, senedi ihraç eden şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [16].
- Yaygın uygulama hataları: Şirket yönetim kurullarının, genel kurul kararı ve esas sözleşme dayanağı olmaksızın inisiyatif kullanarak intifa senedi bastırması; senetlere geçersiz olacak şekilde oy, veto veya genel kurulda temsil gibi idari hakların derç edilmesi ve TTK m. 348'deki matematiksel kâr dağıtım üst sınırının (%10) ihlal edilmesi en sık karşılaşılan hukuki hatalardır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 502 ve devamı hükümleri, sermayenin korunması ve şirket içi güç dengelerinin pay sahiplerinde kalması bakımından son derece isabetli sınırlar çizmiştir. Ancak intifa senedi kurumunun yapısal değişiklikler (birleşme, bölünme, tür değiştirme) sırasındaki korunması bağlamında doktrinde ciddi eleştiriler mevcuttur.
Kanun koyucu, TTK m. 140/5 ve m. 161 gibi hükümlerle devralan şirkete intifa senedi sahiplerini koruma (gerçek değeri ödeme veya eş değerli hak verme) mükellefiyeti yüklemesine rağmen; bu mükellefiyetin ihlali halinde başvurulacak olan "Denkleştirme Davası"nı (TTK m. 191) lafzen sadece "ortaklara" hasretmiştir [13], [25]. Doktrinde Abuzer Kendigelen, Hülya Çoştan ve Numan Aksoy gibi yazarlar; intifa senedi sahiplerinin de bu yapısal işlemlerden doğrudan ve ağır şekilde etkilendiğini belirterek, onların salt sözleşmesel alacaklı konumuna itilip genel hükümlere terk edilmesinin kanunun ruhuna (ratio legis) aykırı olduğu eleştirisini getirmektedirler [14], [26], [27], [28], [29]. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, TTK m. 191 hükmünün, intifa senedi ve kurucu menfaati sahiplerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi veya İsviçre Birleşme Kanunu'ndaki (Fusionsgesetz) gibi özel hak sahiplerine doğrudan zikredilerek dava hakkı tanınması hukuki güvenlik ve usul ekonomisi açısından zorunluluk arz etmektedir [25], [22].
Ayrıca, mülga 6762 sayılı TTK döneminden farklı olarak, yeni TTK'da "Tahvil Sahipleri Genel Kurulu"na benzer bir "İntifa Senedi Sahipleri Özel Kurulu" örgütlenmesinin detaylı şekilde tanzim edilmemiş olması [30], hak sahiplerinin şirketin tek taraflı tasarrufları karşısında örgütsüz ve dağınık kalmasına sebebiyet vermektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.