Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 507

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

(1) Her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir. Şirketin sona ermesi hâlinde her pay sahibi, esas sözleşmede sona eren şirketin mal varlığının kullanılmasına ilişkin, başka bir hüküm bulunmadığı takdirde, tasfiye sonucunda kalan tutara payı oranında katılır. (2) Esas sözleşmede payların bazı türlerine tanınan imtiyaz haklarıyla özel menfaatler saklıdır. (3) Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri saklıdır [1, 2].



FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ("TTK") 507. maddesi, anonim şirketler hukukunun temelini oluşturan gayeyi; yani pay sahibinin şirkete yatırım yapmasındaki asıl saik olan "mali hakları" güvence altına almaktadır. Bir sermaye şirketi olan anonim şirkete ortak olmak isteyen kişilerin öncelikli amacı, şirketin kazanç elde etmesi ve bu kazançtan pay alabilmesidir [3]. Bu husus, pay sahibinin kâr payı (temettü) ve şirket tüzel kişiliğinin sona ermesi hâlinde tasfiye payı alma hakkını temellendirir.

Sistematik olarak, TTK'nın "Kâr, Kazanç ve Tasfiye Payı" başlıklı sekizinci bölümünde yer alan bu hüküm, kâr ve tasfiye payı hakkının "oransallık ilkesi" çerçevesinde nasıl şekilleneceğini ortaya koymaktadır. Madde metni, hakkın doğumu, kapsamı ve sınırlarına ilişkin temel çerçeveyi çizerken, emredici nitelikteki azami sınırları da belirlemektedir. Kâr payı, şirketin devamlılığı sürecinde elde edilen ekonomik menfaati temsil ederken; tasfiye payı, tüzel kişiliğin ölümü (infisah ve tasfiye) neticesinde bakiye malvarlığı üzerindeki hakkı ifade eder [3, 4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Kâr Payı Hakkı (Net Dönem Kârına Katılma)

Kâr payı (temettü) hakkı, pay sahibinin en temel mali hakkıdır. TTK m. 507/1 uyarınca bu hak, mutlak ve derhal talep edilebilir bir alacak hakkı statüsünde değildir; "pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârı" üzerinde doğar [1, 2]. Finansal tabloların hazırlanması, net dönem kârının saptanması ve genel kurulun bu kârın dağıtılması yönünde bir karar alması (kâr dağıtım kararı) hakkın muaccel bir alacak hakkına dönüşmesinin kurucu unsurlarıdır [5, 6]. Dağıtım kararı alınmadığı müddetçe, pay sahibinin kâr payı hakkı potansiyel (beklenen) bir hak niteliğindedir.

2.2. Tasfiye Payı Hakkı

Tasfiye payı hakkı, anonim şirketin faaliyetlerini sonlandırdığı, borçlarını ödediği ve alacaklarını tahsil ettiği "dış tasfiye" sürecinin tamamlanmasının ardından, geriye kalan net aktif malvarlığı (tasfiye artığı/bakiyesi) üzerinde pay sahibine tanınan haktır [4, 7]. TTK m. 507/1 uyarınca, esas sözleşmede şirketin malvarlığının kullanımına ilişkin farklı bir düzenleme (örneğin, bir vakfa özgülenme veya başka bir şirkete devir) bulunmadığı takdirde, her pay sahibi tasfiye bakiyesine payı oranında katılır [2, 4]. Bu hak, şirket devam ettiği sürece talep edilemez; tasfiye sürecinin sonuna kadar "beklenen hak" konumundadır [8, 9].

2.3. Oransallık İlkesi ve İmtiyazlı Paylar

Hükmün birinci fıkrası, kâr ve tasfiye payına katılımın kural olarak "pay oranında" gerçekleşeceğini emreder [1, 2]. Ancak ikinci fıkra, "imtiyazlı paylar" kurumunu saklı tutarak bu oransallık kuralına istisna getirilmesine cevaz vermiştir [2]. Esas sözleşme ile belirli pay gruplarına kâr payı veya tasfiye payı dağıtımında üstün bir hak (imtiyaz) tanınması mümkündür [10, 11].

3. Sistematik İlişkiler

Bu madde, şirketler hukukunun mali ve yapısal nizamını düzenleyen diğer mühim hükümlerle doğrudan bağlantılıdır:

  • TTK m. 508 ve 509: TTK m. 507'de zikredilen kâr ve tasfiye payının hesaplanma biçimi m. 508'de somutlaştırılmıştır; kural olarak ödenmiş sermaye oranı dikkate alınır [2, 12]. Ayrıca m. 509 gereği, kâr payı ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir [12, 13].
  • TTK m. 543: Tasfiye payının dağıtım usulünü düzenler. TTK m. 507 uyarınca doğan tasfiye payı hakkı, m. 543 kapsamında ancak alacaklılara yapılan üçüncü çağrıdan itibaren (kural olarak) altı ay geçtikten sonra fiilen dağıtılabilir [14-16].
  • TTK m. 447 (Butlan): Pay sahibinin kâra katılma hakkı, TTK m. 357'deki eşitlik ilkesiyle birleştiğinde vazgeçilmez bir hak konumundadır. Net dönem kârı oluşmasına rağmen, haklı bir neden (örneğin şirketin finansal darboğazda olması veya yatırım planları) bulunmaksızın kâr dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararları, pay sahibinin vazgeçilmez nitelikteki haklarını ortadan kaldırdığı gerekçesiyle TTK m. 447/1-a uyarınca batıldır [13].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında (örneğin 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında), anonim şirketlerde kâr payı hakkı, mülkiyet hakkının şirketler hukukundaki yansıması olarak değerlendirilir. Yargıtay, şirketin sürekli olarak kâr elde etmesine rağmen sırf çoğunluk oylarına dayanılarak ve nesnel/ekonomik bir zorunluluk (şirketin büyüme stratejisi, fon ihtiyacı vb.) ispatlanmaksızın kârın tamamının yedek akçeye ayrılması veya ertesi yıla devredilmesi kararlarını, hakkın özüne dokunan ve dürüstlük kuralına aykırı işlemler olarak nitelendirmekte, bu tür genel kurul kararlarının iptaline veya butlanına hükmetmektedir. Keza, tasfiye sürecinde alacaklıların tatmin edilmeden pay sahiplerine ödeme yapılmasını engelleyen emredici kurallara harfiyen uyulması gerektiği vurgulanmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kâr Dağıtımının Engellenmesi): Bir anonim şirkette %60 paya sahip hâkim ortak (A), şirketin yüksek tutarda net dönem kârı elde etmesine ve şirketin herhangi bir likidite sıkıntısı veya yatırım projesi bulunmamasına rağmen, azınlık pay sahiplerini yıldırmak maksadıyla art arda üç yıl boyunca genel kurulda kârın dağıtılmayarak fevkalade yedek akçeye aktarılması kararı aldırmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 507/1 uyarınca pay sahiplerinin net dönem kârına katılma hakkı temel bir haktır. Hâkim ortağın sırf azınlığı zarara uğratmak veya ortaklıktan ayrılmaya zorlamak amacıyla bu hakkı engellemesi, hakkın kötüye kullanılmasıdır. İlgili azınlık pay sahipleri, bu genel kurul kararının dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırılık ve TTK m. 447 bağlamında vazgeçilmez hakların ihlali gerekçesiyle iptali/butlanı davası açabilirler [13]. Ayrıca bu durum TTK m. 531 kapsamında "haklı sebeple fesih" davasına da vücut verebilir [17, 18].

Olay 2 (Tasfiye Payında İmtiyazın İhlali): Tasfiye hâlindeki bir anonim şirkette tasfiye memurları, şirket borçlarını ödedikten sonra kalan 1.000.000 TL net aktifi, tüm pay sahiplerine itibari sermaye payları oranında dağıtmıştır. Ancak esas sözleşmede B grubu pay sahiplerine tasfiye bakiyesinden öncelikli olarak %20 pay alma imtiyazı tanınmıştır. Hukuki analiz: Tasfiye memurları, TTK m. 507/2 ve m. 543/1 hükümlerini açıkça ihlal etmiştir [10, 15, 16]. Esas sözleşmede tasfiye payında imtiyaz öngörüldüğünden, tasfiye memurları öncelikle bu imtiyaza uygun dağıtım yapmalı, kalanı oransal olarak dağıtmalıydı. İmtiyazı ihlal edilen B grubu pay sahipleri, hatalı dağıtım yapan tasfiye memurlarına karşı TTK m. 553 uyarınca sorumluluk davası açabileceği gibi, haksız zenginleşen diğer ortaklardan da iade talep edebilir [19-22].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Kâr veya tasfiye payı talep eden kişi, pay sahibi sıfatını kanıtlamakla yükümlüdür. Nama yazılı paylarda pay defterine kayıt, hamiline yazılı paylarda senedin (veya MKK kaydının) zilyetliği esastır [23]. Ayrıca, net dönem kârının doğduğu ve usulüne uygun bir dağıtım kararının varlığı ispat edilmelidir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Kâr payı alacakları, genel kurulun dağıtım kararını aldığı ve alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren, Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 147/4) uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabidir [24, 25]. Haksız alınan kâr paylarının iadesi de tahsil tarihinden itibaren 5 yılda zamanaşımına uğrar (TTK m. 512) [25].
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Kâr payı ve tasfiye payı alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklar, mutlak ticari dava niteliğinde olup görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir; yetkili mahkeme kural olarak şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [26].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada tasfiye memurlarının, TTK m. 543 uyarınca alacaklılara yapılan üçüncü ilandan itibaren altı ay (veya alacaklılar için tehlike olmadığı mahkemece tespit edilirse daha kısa süre) beklemeden aceleyle tasfiye payını dağıtması, ciddi bir kanuna aykırılık ve hukuki sorumluluk nedenidir [14, 16].

7. Eleştirel Değerlendirme

Hukuk doktrininde TTK m. 507 etrafında süregelen en yoğun tartışmalardan biri, "tasfiye payı hakkının" hukuki niteliği üzerinedir. 6762 sayılı mülga ETK m. 385/2, tasfiye payına iştirak hakkını "müktesep hak" (kazanılmış hak) olarak açıkça ifade etmekteydi ve ortakların rızası olmaksızın bu hakkın esas sözleşme değişikliğiyle sınırlandırılması kesin olarak yasaktı [27].

Ancak 6102 sayılı TTK, "müktesep hak" kavramını muhafaza etmekle birlikte, tasfiye payı hakkını açıkça bu kategoride saymamıştır [28]. TTK m. 507/1'deki "esas sözleşmede sona eren şirketin mal varlığının kullanılmasına ilişkin, başka bir hüküm bulunmadığı takdirde..." ibaresi, çoğunluk oylarıyla alınacak bir esas sözleşme değişikliği kararıyla, azınlığın tasfiye payı hakkının bertaraf edilip edilemeyeceği sorununu gündeme getirmiştir [10]. Doktrindeki baskın görüş (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu gibi yazarların yaklaşımları), kuruluş aşamasında böyle bir kural öngörülmüşse bunun geçerli olacağı; ancak sonradan bir esas sözleşme değişikliği ile bazı pay sahiplerinin tasfiye payı hakkının tamamen ortadan kaldırılmasının, mülkiyet hakkının özüne müdahale niteliği taşıyacağı ve TTK m. 447/1-a (vazgeçilmez hakların ihlali) uyarınca batıl sayılacağı yönündedir [10, 29, 30].

Buna ilaveten, kanun koyucunun TTK m. 508/1'de tasfiye payının hesaplanmasında "şirkete yapılan ödemeleri" esas alması, ETK döneminde itibarî değere göre yapılan hesaplama pratiğini değiştirerek daha adil bir serm