1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 520. maddesi, kanunun dördüncü kısmında "Şirketin Finansal Tabloları, Yedek Akçeler" başlığını taşıyan dokuzuncu bölümü içerisinde, "Kanuni Yedek Akçe" alt başlığı altında düzenlenmiştir [1]. Madde, sermayenin korunması ilkesinin en keskin yansımalarından birini teşkil etmekte olup, anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi (TTK m. 379 vd.) ile doğrudan bağlantılı bir bilanço kuralıdır.
Şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, özünde, ortaklığa ait malvarlığının bir kısmının pay sahiplerine iadesi anlamına gelmektedir [2]. Bu durum, sermayenin fiilen iadesi veya malvarlığının şirket dışına çıkarılması sonucunu doğurabileceğinden, TTK, malvarlığının alacaklıların güvencesini oluşturacak asgari miktarını korumak amacıyla bir denge mekanizması kurmuştur. TTK m. 520 uyarınca, şirket, kendi paylarını iktisap ettiğinde, bu paylar için ödenen "iktisap değerlerini" karşılayacak tutarda bir yedek akçe ayırmak zorundadır [3]. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise yeniden değerleme fonlarının niteliğine ve çözülme şartlarına özgülenmiştir [3], [4]. Söz konusu hükümler emredici nitelikte olup [5]-[6], kanuni yedek akçeler sistematiğinde m. 519'daki genel kanuni yedek akçeden farklı, spesifik amaca özgülenmiş bir pasif hesap düzenlemesini ifade eder [7], [8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Şirketin İktisap Ettiği Kendi Payları ve İktisap Değeri
Anonim şirketlerin kural olarak kendi paylarını iktisap etmeleri yasak olmakla beraber, TTK m. 379'da, esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini aşmamak şartıyla, belirli koşullarda ivazlı iktisaba cevaz verilmiştir [9], [10]. Şirket bu yetkiyi kullandığında, iktisap edilen payların bilançonun aktifinde yer almasının yaratacağı sanal büyüme ve sulanmayı engellemek üzere, pasifte m. 520 uyarınca "iktisap değerini karşılayan" tutarda bir yedek akçe ayrılması emredilmiştir [3]. Buradaki "iktisap değeri" nominal bedel değil, payların satın alınması sırasında şirketin fiilen ödediği gerçek bedeldir. Bu mekanizma, şirketin özkaynaklarının gerçek dışı görünmesini engelleyen bir oto-finansman muhafazasıdır.
2.2. Kendi Payları İçin Ayrılan Yedek Akçenin "Çözülme" Şartları
Kanun koyucu, TTK m. 520/1'de bu özel kanuni yedek akçenin kullanım alanını son derece katı bir çerçeveye bağlamıştır. Maddenin sarih lafzına göre, ayrılan bu yedek akçeler ancak ve ancak anılan paylar devredildikleri veya yok edildikleri (itfa edildikleri) takdirde çözülebilir [3]. Genel kanuni yedek akçelerin (TTK m. 519/3) belirli şartlar altında (sermayenin yarısını aşmadığı takdirde) zararların kapatılmasında veya işsizliğin önüne geçilmesinde kullanılması mümkünken [11], TTK m. 520 uyarınca ayrılan yedek akçelerin bu tür olağanüstü durumlarda dahi zararın kapatılmasında kullanılması mümkün değildir [7]. Çözülme koşulları gerçekleşmeden (paylar devredilmeden veya sermaye azaltımı yoluyla yok edilmeden) bu yedeğe dokunulamaz [7].
2.3. Yeniden Değerleme Fonu ve Pasifte Yer Alan Diğer Fonlar
Maddenin ikinci fıkrası, duran varlıkların yeniden değerlemeye tabi tutulması sonucunda ortaya çıkan fonların akıbetini düzenlemektedir. Bu fonlar, şirketin esas sermayesine fiili bir nakit girişi olmadan salt kaydi bir değer artışından kaynaklandığı için, sermayeye dönüştürülmedikçe, yeniden değerlendirilen aktifler amorti edilmedikçe veya şirket malvarlığından devredilerek çıkarılmadıkça çözülemezler [3]-[4]. Bu da muhasebe ilkeleri ve dürüst resim ilkesi uyarınca fiktif kâr dağıtımının önüne geçilmesini sağlamaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 376 (Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık) — Şirketin mali durumunun bozulması halinde uygulanacak olan TTK m. 376/1 ve 2 çerçevesinde yapılan sermaye kaybı (örneğin üçte iki sermaye kaybı) hesaplamalarında, TTK m. 519 uyarınca ayrılan kanuni yedek akçeler hesaplamaya dâhil edilirken; TTK m. 520 uyarınca şirketin kendi paylarını iktisabı için ayrılan yedek akçeler sermaye kaybının tespitinde dikkate alınmaz [12]. Bu, TTK m. 520'deki yedeğin serbestçe kullanılamayan, bağlı bir fon karakterine sahip olmasının kaçınılmaz bir sonucudur.
- TTK m. 380 (Kanuna Karşı Hile ve Finansal Yardım Yasağı) — TTK m. 380/1 uyarınca, payların iktisap edilmesi amacıyla şirketin başka bir kişiyle yaptığı avans, ödünç veya teminat verilmesi gibi finansal yardım niteliğindeki işlemler batıldır. Özellikle bu istisnai işlemler, şirketin TTK m. 520 uyarınca öngörülen yedek akçeyi ayırmasına imkan bırakmıyorsa, geçersizlik yaptırımıyla karşılaşır [13]-[14].
- TTK m. 612 (Limited Şirketlerin Kendi Paylarını İktisabı) — Limited şirketlerde de anonim şirkete paralel bir düzenleme mevcuttur. TTK m. 612/3 uyarınca limited şirket kendi esas sermaye payları için ödediği tutar kadar yedek akçe ayırmak zorundadır [15], [16]. TTK m. 520 mantığı, sermaye şirketlerinin tamamında makro düzeyde uygulanmaktadır.
- TBK m. 27 (Kesin Hükümsüzlük / Butlan) — M. 520'deki çözülme şartlarına aykırı olarak, örneğin bu fonların kar payı olarak dağıtılmasına yönelik bir genel kurul kararı alınması halinde, bu karar TTK m. 447 ve TBK m. 27 çerçevesinde sermayenin korunması ilkesine ve emredici hükümlere aykırılıktan ötürü batıl olacaktır [17], [18]-[19].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatlarında, sermaye şirketlerinde sermayenin korunması ilkesinin kamu düzeninden olduğu vurgulanmaktadır. Mülga 6762 sayılı TTK dönemindeki m. 329 "kendi paylarını iktisap yasağı"na dair emredici kararlar (örneğin; TD. 6.1.1964 tarihli, E. 1963/2851, K. 1964/93 sayılı karar [2]-[20]), 6102 sayılı TTK'da iktisabın %10 sınırı içinde serbest bırakılmasıyla şekil değiştirmiştir. Ancak Yargıtay, şirketin pasif yapısında m. 520 uyarınca gerekli yedek akçe ayrılmadan ve/veya bilançoda bu fonların TTK m. 512'ye aykırı şekilde kâr dağıtımına konu edilmesi (fiktif kâr payı dağıtılması) hallerinde, alınan genel kurul kararlarının butlanla malul olduğunu (TTK m. 447) kabul etmektedir [21]-[19], [22]. Zira, malvarlığının ortaklara iadesini yasaklayan hükümler (TTK m. 480) emredicidir ve m. 520'nin dolanılması butlan sebebi teşkil eder.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
X Anonim Şirketi, borsada işlem gören veya bir ortağının ayrılması sebebiyle TTK m. 379 sınırları dahilinde (sermayenin %10'unu aşmayacak şekilde) kendi paylarını 5.000.000 TL bedelle iktisap etmiştir. Şirket genel kurulu olağan toplantısında, şirketin dönem kârı yeterli olmadığı için, geçmişte m. 520/1 uyarınca ayrılan 5.000.000 TL'lik bağlı yedek akçenin çözülerek kâr payı olarak dağıtılmasına karar vermiştir.
Hukuki analiz: Alınan genel kurul kararı, TTK m. 520/1 hükmünün amir düzenlemesine doğrudan aykırıdır. Maddenin lafzı uyarınca anılan yedek akçeler ancak ve ancak söz konusu paylar 3. kişilere devredildiği veya sermaye azaltımı yoluyla yok edildiği (itfa edildiği) takdirde çözülebilir [7], [3]. Bu şarta uyulmaksızın kâr dağıtımına konu edilmesi, sermayenin korunması ilkesinin ağır bir ihlali olup, TTK m. 447(b) ve (c) uyarınca şirketin temel yapısını bozan, alacaklıların korunması hükümlerine aykırı, dolayısıyla batıl bir karardır [18]-[19]. Dağıtılan tutarlar TTK m. 512 kapsamında haksız kâr payı sayılarak ortaklardan iadesi talep edilebilir [23].
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Y Anonim Şirketi, aktifinde bulunan fabrika binasını VUK ve ilgili mevzuat çerçevesinde yeniden değerlemeye tabi tutmuş ve pasifte 10.000.000 TL'lik bir yeniden değerleme fonu oluşturmuştur. Şirket yönetimi, bu fonun 3.000.000 TL'lik kısmını birikmiş zararların itfasında kullanmış, kalanını ise doğrudan bilançodan çıkararak serbest yedeğe aktarmıştır. Taşınmaz halen şirketin mülkiyetindedir.
Hukuki analiz: TTK m. 520/2 uyarınca, yeniden değerleme fonları yalnızca şu üç halde çözülebilir: Sermayeye eklenmesi, ilgili aktifin amorti edilmesi veya devredilmesi (satılması) [3]-[4]. Aktif halen şirketin mülkiyetinde (devredilmemiş) ve amortismanı tamamlanmamış ise veya sermayeye ilave kararı alınmamışsa, fonun zararların itfasında kullanılması veya serbest yedeğe çekilmesi kanuna aykırıdır. Bu işlem, bilançonun dürüst resim ilkesine (TTK m. 515) aykırılık teşkil eder [24] ve sorumluluk doğurur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: TTK m. 520'ye aykırı hareket edilmesi suretiyle kâr payı dağıtılması halinde, TTK m. 512 bağlamında geri alma hakkının kullanılabilmesi için, kâr payını alan pay sahibinin "kötü niyetli" olduğunun şirket tarafından ispat edilmesi gerekir [23]. Ancak karar alıcı yöneticilerin (TTK m. 553) kanuna aykırı bilanço tanzim etmelerindeki kusurları TTK sistemi uyarınca karine teşkil edip ispat yükü kendilerindedir (iş adamı kararı/özen yükümlülüğü).
- Zamanaşımı / Süreler: Haksız kâr payının (çözülmemesi gereken fonlardan dağıtılan payların) geri alınması davası, paranın alındığı tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 512/2) [23]. Yöneticilerin mali tablolardaki yolsuzluk veya kanuna aykırılıklara dair sorumluluk davası ise şirketin/zararın öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve her halükarda fiilin işlendiği tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 560) [25].
- Görevli/yetkili mahkeme: Genel kurul kararının butlanının veya iptalinin tespiti davaları ile yöneticilere açılacak sorumluluk davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (TTK m. 561) [25], [26].
- Yaygın uygulama hataları: Şirketlerin sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında (TTK m. 376 bağlamındaki bilanço okumalarında) pasifte bulunan kendi payları için ayrılmış yedek akçelerin (TTK m. 520) özvarlık kalemi olarak hesaba dâhil edilmesi [12]. Bu kalemler yasal güvence hesapları olup serbest özkaynak hesaplamasına alınmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 519 ve m. 520'nin her ikisinin de kanun sistematiğinde "Kanuni Yedek Akçe" başlığı altında düzenlenmiş olması eleştirel bir perspektifle değerlendirilmektedir [7], [8]. M. 519'daki genel kanuni yedek akçeler şirketin elde ettiği "safi kârdan" (net kârdan) düzenli bir kesinti yapılmasını öngörürken, m. 520'deki şirket paylarının iktisabı için ayrılan yedek akçe doğrudan bir kâr tahsisi değil, aktif-pasif dengesinin yasal bir gereği olarak muhasebeleştirilen "bağlı/bloke edilmiş" bir değerdir [1], [7]. İkincisi (TTK m. 520), aktifte eksilen nakdin, iktisap edilen payın değersizleşmesi riskine karşı pasifte dondurulmasından ibarettir. Hukuki doğaları ve çözülme şartları (TTK m. 519/3 vs. TTK m. 520/1) tamamen farklı olmasına rağmen, kanun koyucunun her ikisini aynı şemsiye altında tasnif etmesi öğretide, teknik bir bilanço hesabının kâr dağıtım politikasıyla karıştırılması riskine açık olduğu yönünde değerlendirmelere yol açmaktadır. Bu hususun, uygulamada bilhassa 376. madde uygulamasında yanılgılara yol açtığı dikkate alınarak, fonların hukuki statüsünün açıkça farklılaştırıldığı bir yasal revizyon dikkate değer bir reform önerisidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.