(Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) III - Özet fin ansal tabloları
Madde 526 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) IV - Sır saklama yükümü
(Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) III - Özet fin ansal tabloları
Madde 526 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) IV - Sır saklama yükümü
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitabı’nın, Dördüncü Kısmı’nda yer alan Anonim Şirketlere ilişkin hükümlerin Dokuzuncu Bölümü, "Şirketin Finansal Tabloları, Yedek Akçeler" başlığını taşımaktadır. Bu bölümün altında yer alan TTK m. 526 hükmü, kanunun ilk kabul edilen metninde "Özet finansal tabloları" kenar başlığı ile ihdas edilmiş, ancak Kanun henüz yürürlüğe girmeden, 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 43. maddesi uyarınca bütünüyle mülga edilmiştir [1].
Kanun koyucu, 6102 sayılı TTK'nın hazırlık aşamasında, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamuyu aydınlatma ilkelerini en üst düzeye çıkarmak saikiyle, pay sahiplerinin ve kamuoyunun şirketin mali durumunu daha kolay ve anında kavrayabilmesi adına, teferruatlı asıl finansal tabloların yanı sıra "özet finansal tabloların" da hazırlanmasını normatif bir zorunluluk olarak kurgulamıştır. Ne var ki, TTK'nın yasalaşma sürecinin ardından iş dünyasından ve uygulayıcılardan gelen yoğun eleştiriler üzerine, şirketler üzerindeki idari, bürokratik ve mali yüklerin hafifletilmesi amacıyla 6335 sayılı Kanun ile ciddi bir revizyona gidilmiştir. Bu revizyon dalgası kapsamında, şirketlerin muhasebe ve denetim standartlarının belirlenmesi yetkisi büyük ölçüde Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’na (KGK) ve bu kurumca yayımlanacak Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ile Türkiye Finansal Raporlama Standartları'na (TFRS) bırakılmış [2]; TTK m. 526'da yer alan kanuni bir özet tablo zorunluluğu gereksiz görülerek ilga edilmiştir. Bu durum, şirketler hukuku doktrininde "normatif esneklik" ve "muhasebe standartlarına yollama" prensiplerinin, katı kanuni düzenlemelere galip gelmesi olarak değerlendirilmektedir.
Maddenin mülga olması, içerdiği hukuki müessesenin doktriner ve pratik analizinin yapılmamasına cevaz vermez. Zira özet finansal tablolar, bugün dahi kurumsal yönetim ilkeleri ve sermaye piyasası mevzuatı bağlamında varlığını sürdüren kilit kurumlardır.
Finansal tablolar, anonim şirketlerin belirli bir dönemdeki malvarlığı ve finansal durumunu (bilanço), faaliyet sonuçlarını (gelir tablosu) ve nakit akışlarını gösteren yapılandırılmış finansal sunumlardır [3, 4]. Özet finansal tablo ise, bu kapsamlı ve genellikle karmaşık muhasebe teknikleriyle hazırlanan ana tabloların, muhasebe uzmanı olmayan pay sahipleri, yatırımcılar ve alacaklılar tarafından kolayca okunabilmesi, şirketin likidite ve kârlılık durumunun ana hatlarıyla idrak edilebilmesi amacıyla sadeleştirilmiş halidir. Hukuki niteliği itibarıyla özet finansal tablo, bir "bilgi alma ve inceleme hakkı" vasıtasıdır (TTK m. 437) [5, 6].
Mülga 526. madde metninde bu tabloların çıkarılma zorunluluğu, şirketin pay sahiplerine hesap verme (dürüst resim ilkesi - true and fair view) yükümlülüğünün bir alt dalı olarak tasarlanmıştı. İsviçre ve Alman (AktG) hukuk sistemlerinde de yatırımcı ilişkilerini güçlendirmek adına yıllık faaliyet raporlarının içerisine entegre edilen bu tür özetleyici dokümanlar, pay sahibinin genel kurul öncesi iradesinin oluşumunda kritik bir basamaktır.
Hükmün 6335 sayılı Kanun ile ilga edilmesi, özet finansal tablo hazırlama yasağı anlamına gelmemektedir. Aksine kanun koyucu, bu hususun doğrudan bir Ticaret Kanunu normu olmaktan ziyade, dinamik bir yapıya sahip olan "Muhasebe Standartları" (TMS/TFRS ve BOBİ FRS) içerisinde şekillenmesi gerektiğine kanaat getirmiştir [4, 7]. Nitekim TTK m. 88 ve 514 uyarınca finansal tabloların KGK tarafından belirlenen standartlara uygun hazırlanması zorunludur [2, 8]. Bugün bir anonim şirket, yıllık faaliyet raporu içerisinde "özet finansal bilgilere" kendi ihtiyarına veya tabi olduğu özel mevzuata (örneğin SPK mevzuatına) dayanarak yer verebilir. Ancak TTK sistemi içerisinde bunun müstakil bir iptal veya sorumluluk davası şartı olarak ileri sürülmesi, maddenin ilga edilmiş olması sebebiyle hukuki dayanaktan yoksundur.
Madde, kanunun yürürlüğe girmesinden evvel mülga edildiği için TTK m. 526'nın doğrudan uygulanmasına ilişkin bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin, finansal tabloların pay sahiplerine sunuluş biçimi, açıklığı ve bilgi alma hakkına ilişkin kökleşmiş içtihatları, bu müessesenin ruhunu aydınlatmaktadır.
Yargıtay kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere, anonim şirket genel kurullarında finansal tabloların (bilanço ve kâr-zarar cetvellerinin) sadece rakamsal yığınlar olarak değil, dürüst hesap verme ilkesine (accountability) ve objektiflik ilkelerine uygun, pay sahibinin aydınlanmasını ve şirketin gerçek ekonomik durumunu yansıtacak şeffaflıkta sunulması zorunludur. Finansal tabloların anlaşılamaz derecede karmaşık sunulması ve pay sahibinin bu hususta yönelttiği makul soruların yönetim kurulunca tatminkâr şekilde cevaplanmaması (TTK m. 437/2 ihlali), Yargıtay tarafından TTK m. 445 uyarınca genel kurul kararının (özellikle ibra ve kâr dağıtımı kararlarının) iptali sebebi olarak kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay, finansal tabloların müzakeresinin TTK m. 420 uyarınca azınlık tarafından ertelenmesi talep edildiğinde, bu talebin yerine getirilmemesinin finansal tabloların tasdikine ve ibrasına ilişkin kararları mutlak surette iptal edilebilir kılacağını hükme bağlamıştır [13, 14]. Bu bağlamda, özet finansal tablolar yasal bir zorunluluk olmaktan çıkmış olsa da, sunulan ana tabloların "anlaşılabilirlik" (TMS 1) kriterini karşılaması hukuki bir zorunluluktur.
Olay 1: Bir holdinge bağlı faaliyet gösteren halka kapalı (X) Anonim Şirketi'nin olağan genel kurul toplantısı öncesinde, şirketin %5 payına sahip azınlık pay sahibi (A), şirketin merkezine giderek bilgi alma hakkını kullanmak istemiştir. (A), sunulan bağımsız denetimden geçmiş TMS uyumlu tam set finansal tabloların son derece teknik ve yüzlerce sayfadan oluştuğunu belirterek, şirketin mali durumunu daha net görebilmek adına "özet finansal tabloların" kendisine verilmesini talep etmiştir. Yönetim kurulu bu talebi reddetmiş ve (A), bilgi alma hakkının kısıtlandığı ile bilançonun şeffaflık ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle genel kurulda bilançonun onaylanması ve ibra kararlarına karşı iptal davası açmıştır. Hukuki analiz: 6102 sayılı TTK m. 526 mülga edildiğinden, yönetim kurulunun kanunen "özet finansal tablo" hazırlama yükümlülüğü kural olarak ortadan kalkmıştır. Yönetim kurulu, TTK m. 514 uyarınca TMS'ye uygun tam set finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporunu (A)'nın incelemesine sunmakla yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmiş sayılır [8, 15]. Bu nedenle (A)'nın salt özet tablo verilmediği gerekçesiyle açacağı iptal davası, şirketin TMS'ye ve dürüst resim ilkesine (TTK m. 515) aykırı davrandığı somut başka delillerle ispatlanmadıkça reddedilmelidir.
Olay 2: (Y) Anonim Şirketi, genel kurul öncesi pay sahiplerine gönderdiği yıllık faaliyet raporunda, kendi ihtiyarıyla "Özet Finansal Durum Tablosu" isimli bir bölüm hazırlamıştır. Ancak genel kurulda, bu özet tabloda şirketin bazı kısa vadeli borçlarının kalem oyunlarıyla "dönen varlıklar" gibi gösterildiği ve faaliyet kârının suni biçimde yüksek yansıtıldığı ortaya çıkmıştır. Bağımsız denetimden geçen ana finansal tablolarda ise bu durum standartlara uygun ve zarar gösterir şekildedir. Çoğunluk pay sahipleri, özet tablodaki yanıltıcı verilere dayanarak bilançoyu onaylamış ve yönetimi ibra etmiştir. Hukuki analiz: Özet finansal tablo hazırlamak kanuni bir zorunluluk olmasa da (TTK m. 526 mülga), şirketin kendi ihtiyarıyla pay sahiplerine sunduğu her türlü finansal belge, TTK m. 515'teki "dürüst resim ilkesine" ve TTK m. 437/2'deki objektif aydınlatma ilkesine uygun olmalıdır [8]. Özet tablo ile ana finansal tablo arasındaki bu yanıltıcı zıtlık, pay sahibinin iradesinin fesada uğratılmasıdır. Bu durum, alınan bilançonun tasdiki ve ibra kararlarının iptaline (TTK m. 445) vücut vereceği gibi, yönetim kurulu üyeleri açısından TTK m. 553 kapsamında özen ve sadakat yükümlülüğünün (TTK m. 369) ihlali niteliğinde olup şahsi sorumluluklarını doğuracaktır [16, 17].
6102 sayılı TTK m. 526 hükmünün kanun daha yürürlüğe girmeden ilga edilmiş olması, Türk doktrininde çift yönlü bir eleştiriye konu olmuştur. Bir yanda, kanunun orijinal tasarısını savunan Ünal Tekinalp ve Reha Poroy ekolünün temsilcileri; kamuyu aydınlatma ilkesinin tam anlamıyla hayata geçebilmesi için, karmaşık TFRS/TMS standartlarına göre hazırlanmış teknik bilançoların yanında, sıradan pay sahibinin anlayabileceği didaktik bir "özet finansal tablo"nun kanuni zorunluluk olarak muhafaza edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Zira, sermaye şirketlerinde "pay sahipliği demokrasisinin" işlemesi, ancak bilgi akışının asimetrik olmamasına ve bilginin nitelikli/anlaşılabilir formda aktarılmasına bağlıdır.
Diğer yanda ise, kanunun tadil sürecini destekleyen Mehmet Bahtiyar ve Sabih Arkan gibi yazarların da işaret ettiği üzere; Türk Ticaret Kanunu gibi bir çatı kanunun, doğrudan muhasebe standartlarına ilişkin son derece teknik detayları bünyesinde barındırması kanun yapma tekniğine (leges artis) aykırıdır. Küresel finansal standartların sürekli değiştiği bir çağda, finansal tabloların (tam veya özet) usul ve esaslarını belirleme yetkisinin münhasıran Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’na (KGK) bırakılması (TTK m. 88) daha fonksiyonel ve pragmatik bir çözümdür [2]. Her ne kadar m. 526 mülga edilmiş olsa da, TMS 1 (Finansal Tabloların Sunuluşu Standardı) halihazırda şirketlere finansal bilgileri sunarken "önemlilik" ve "anlaşılabilirlik" kriterlerini gözetme zorunluluğu getirmektedir [20]. Bu nedenle, m. 526'nın hukuki boşluğu, kurumsal yönetim standartları ve KGK düzenlemeleri tarafından fiilen doldurulmuş durumdadır. Ancak, halka kapalı küçük ve orta ölçekli anonim şirketlerde, azınlık pay sahiplerinin şirketin karmaşık muhasebe labirentleri içerisinde bilgiye ulaşma güçlüğü çektiği hususu, Türk şirketler hukuku pratiğinin çözüm bekleyen sorunlarından biri olmaya devam etmektedir.
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]