Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 533

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

2. Sonuçlar


Madde 533 - (1) Sona eren şirket tasfiye hâline girer; Kanundaki istisnalar saklıdır. (2) Tasfiye hâlindeki şirket, pay sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenmi ş olarak kullanır. Bu hâlde organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Sona Erme ve Tasfiye" başlıklı onuncu bölümünde yer alan 533. maddesi, anonim ortaklıklar hukukunda şirketin sona ermesinin (infisah veya fesih) doğrudan doğruya tüzel kişiliğin ortadan kalkması sonucunu doğurmadığını, aksine ortaklığı yeni bir evreye, "tasfiye (likidasyon) evresine" soktuğunu düzenleyen temel normdur [1]. Şirketin sona ermesi, hukuki bir durum değişikliği yaratmakla birlikte, tüzel kişiliğin malvarlıksal tasfiyesinin gerçekleştirilebilmesi adına tüzel kişiliğin korunmasını zaruri kılar. Bu madde, sona erme ile tüzel kişiliğin kesin olarak ortadan kalktığı terkin anı arasındaki geçiş döneminin hukuki rejimini, organların durumunu ve ticaret unvanının ne şekilde kullanılacağını hüküm altına almıştır [2], [1].

Maddenin birinci fıkrası tasfiye kuralını ve bu kuralın kanuni istisnalarını barındırırken; ikinci fıkrası tüzel kişiliğin tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devamını, pay sahipleriyle olan iç ilişkilerin sürdüğünü ve dış ilişkide üçüncü kişilerin korunması amacıyla unvana yapılması gereken zorunlu ilaveyi düzenlemektedir [1].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Tasfiye Hâline Girme ve Kanundaki İstisnalar

Kural olarak sona eren bir anonim şirket tasfiye aşamasına girer [1]. Tasfiye; hesap kapatma, mevcut varlıkların paraya çevrilmesi, alacakların tahsili, borçların ödenmesi ve bakiye kalması halinde bunun pay sahiplerine dağıtılması işlemlerinin bütününü ifade eder [2]. TTK m. 533/1'de yer alan "Kanundaki istisnalar saklıdır" ibaresi, tasfiyesiz sona erme hallerini işaret etmektedir. Şirketlerin birleşmesi (TTK m. 136) [3] ve tam bölünmesi (TTK m. 159) [4] durumlarında, devrolunan veya tam bölünen şirketin malvarlığı külli halefiyet (üniversel halefiyet) yoluyla devralan şirket veya şirketlere intikal ettiğinden, şirket tasfiye sürecine girmeksizin ticaret sicilinden terkin edilerek sona erer [3], [5].

2.2. Tüzel Kişiliğin Korunması ve Sınırlandırılmış Ehliyet

Maddenin ikinci fıkrası uyarınca, tasfiye hâlindeki şirket tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur [1]. Tüzel kişilik, ancak tasfiye işlemlerinin eksiksiz tamamlanması ve ticaret sicilinden terkin ile sona erer [6], [7]. Burada tüzel kişiliğin devam etmesinin yegâne sebebi, "tasfiye gayesinin" gerçekleştirilmesidir. Ortaklığın aktif ve pasif dava ehliyeti ile taraf ehliyeti devam eder [8]. Ancak şirketin hak ve fiil ehliyeti, artık kazanç elde etme ve faaliyet konusunu sürdürme amacından çıkarak, tasfiye işlemlerinin gerektirdiği sınırların içine hapsedilmiştir (TTK m. 533/2 son cümle) [1].

2.3. Ticaret Unvanına “Tasfiye Hâlinde” İbaresinin Eklenmesi

Tüzel kişiliğin devam ettiği tasfiye sürecinde, hukuki işlem güvenliğinin ve üçüncü kişilerin korunması ilkesinin bir gereği olarak, şirketin ticaret unvanına "tasfiye hâlinde" ibaresi eklenmek zorundadır [1]. Bu ibare, şirketle işlem yapan veya yapacak olan üçüncü kişilere, şirketin artık olağan ticari faaliyetlerini (işletme konusunu) sürdürmediğini, yalnızca tasfiye gayesi doğrultusunda işlem yapabileceğini bildiren kurucu nitelikte bir aleniyet vasıtasıdır [1].

2.4. Organların Yetkilerinin Tasfiye Amacıyla Sınırlandırılması

Anonim şirketin tasfiye haline girmesiyle birlikte, kural olarak genel kurul, yönetim kurulu ve denetim organlarının varlıkları sona ermez; ancak görev ve yetkileri, nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan, yalnızca tasfiyenin yürütülebilmesi için zorunlu olan işlemlere özgülenir (TTK m. 535/1) [9]. Yönetim kurulunun şirketi idare ve temsil yetkisi kural olarak tasfiye memurlarına geçer [10]. Genel kurul ise, tasfiye memurlarını atamak, görevden almak (TTK m. 537), tasfiye bilançolarını incelemek ve onaylamak gibi tasfiye amacının zorunlu kıldığı sınırlar dâhilinde toplanmaya ve karar almaya devam eder [9], [11].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 535 (Organların Durumu): TTK m. 533 ile getirilen "organların yetkilerinin tasfiye amacıyla sınırlanması" kuralının somutlaşmış halidir. Organlar baki kalır ancak yetkileri daralır [9].
  • TTK m. 539 (Yetkilerin Sınırlandırılması ve Genişletilmesi): Tasfiye memurlarının, üçüncü kişilerle tasfiye amacı dışında yaptığı işlemlerin kural olarak şirketi bağlayacağı; ancak üçüncü kişinin işlemin tasfiye amacı dışında olduğunu bildiği veya halin icabından bilebilecek durumda olduğu ispat edilirse şirketin bağlılıktan kurtulacağı hükme bağlanmıştır [12], [13]. Bu hüküm, TTK m. 533/2'deki "organların yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır" kuralının dış ilişkiye yansımasıdır.
  • TTK m. 547 (Ek Tasfiye): TTK m. 533 uyarınca tüzel kişilik tasfiye sonuna kadar devam eder. Ancak terkin işleminden sonra başkaca bir malvarlığı, alacak veya borcun ortaya çıkması durumunda, "maddi tasfiyenin" aslında tamamlanmadığı anlaşılır. Bu durumda şekli terkin işlemine rağmen tüzel kişiliğin tasfiye gayesiyle sınırlı olarak canlandırılması için TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye (ihya) davası gündeme gelir [6], [14], [15].
  • TTK m. 136 ve m. 159 (Birleşme ve Bölünme): TTK m. 533/1'de zikredilen "Kanundaki istisnalar" kavramının yasal dayanaklarıdır [3], [16]. Külli halefiyet prensibi gereği şirket tasfiyesiz sona erer [3].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; anonim şirketlerin tüzel kişiliği ticaret sicilinden terkin ile sona erse de, tasfiye işlemlerinin eksik yapılmış olması, şirketin taraf olduğu bir davanın derdest olması veya tasfiyeye dâhil edilmemiş bir malvarlığının bulunması hallerinde şekli terkin tek başına tüzel kişiliği sonlandırmaz [6], [7]. Doktrinde "çift unsur teorisi" olarak adlandırılan bu yaklaşıma göre; bir sermaye şirketinin sona ermesinden bahsedebilmek için hem ticaret sicilinden silinme (şekli unsur) hem de malvarlığının bütünüyle tasfiye edilmiş olması (maddi unsur) şarttır [6]. Yargıtay (örneğin 11. HD. 2003/3782 E. 2003/10390 K.), tasfiyesi eksik bırakılmış şirketin, tüzel kişiliğinin şeklen sicilden silinmiş olmasına rağmen hukuken tüzel kişiliğinin devam ettiğini kabul etmekte ve aktif/pasif taraf ehliyetinin sağlanması amacıyla ihyasına (ek tasfiye) karar verilmesi gerektiğini içtihat etmektedir [7].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Gıda sektöründe faaliyet gösteren (A) A.Ş., genel kurul kararıyla feshedilmiş ve tasfiye sürecine girerek ticaret siciline "(A) Gıda A.Ş. Tasfiye Hâlinde" olarak tescil edilmiştir. Tasfiye sürecinde atanan tasfiye memuru (X), şirketin elindeki atıl nakit fazlasını değerlendirmek amacıyla, şirket adına yüksek riskli kripto para türev işlemlerine yatırım yapmış ve bu işlemler neticesinde şirket büyük bir zarara uğramıştır. Hukuki analiz: TTK m. 533/2 uyarınca, tasfiye halindeki şirketin organlarının ve temsilcilerinin yetkileri "tasfiye amacıyla" sınırlıdır [1]. TTK m. 542 kapsamında tasfiye memurunun temel görevi aktifleri paraya çevirmek ve borçları ödemektir [17]. Yüksek riskli yatırım işlemleri tasfiye gayesi ile bağdaşmaz ve "yeni bir işlem" (TTK m. 542/1-b) yasağı kapsamındadır [18]. Dolayısıyla tasfiye memuru (X), TTK m. 533 ve m. 542 hükümlerine aykırı hareket ettiğinden, TTK m. 553 uyarınca şirkete ve alacaklılara karşı doğan zarardan ötürü kusur sorumluluğuna tabi olacaktır [19], [20].

Olay 2: Tasfiye süreci tamamlanarak ticaret sicilinden terkin edilen (B) Tekstil A.Ş.'nin eski işçilerinden (Y), şirketin faaliyet döneminden kalan ödenmemiş kıdem tazminatı için arabuluculuk sürecini tüketerek dava açmak istemektedir. Şirket ticaret sicilinden terkin edildiği için husumetin kime yöneltileceği sorunu doğmuştur. Hukuki analiz: Tüzel kişilik, ticaret sicilinden terkin ile sona ermiş görünse de, maddi tasfiye tam anlamıyla tamamlanmamıştır (Çift unsur teorisi) [6]. TTK m. 533/2'nin ruhu ve TTK m. 547 (Ek Tasfiye) uyarınca, işçi (Y), husumeti doğrudan terkin edilmiş şirkete yöneltemez. Öncelikle şirketin son tasfiye memurları ve Ticaret Sicili Müdürlüğü hasım gösterilerek asliye ticaret mahkemesinde "ihya (ek tasfiye)" davası açılmalı ve şirketin tüzel kişiliği dava konusu uyuşmazlıkla sınırlı olmak üzere canlandırılmalıdır [14], [15]. İhya kararının ardından tüzel kişilik TTK m. 533 kapsamında dava boyunca devam edecek ve işçi alacağı davası ihya edilen şirket tüzel kişiliğine yöneltilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Tasfiye memurunun veya organların yaptığı bir işlemin tasfiye amacı dışında olduğunu ve üçüncü kişinin bunu bildiğini ya da bilebilecek durumda olduğunu ispat yükü, şirkete (veya iddia eden pay sahibine/alacaklıya) düşmektedir (TTK m. 539/2) [13]. Sırf unvanda "tasfiye halinde" ibaresinin tescil ve ilan edilmiş olması, üçüncü kişinin bu durumu bildiğini ispatlamak için tek başına yeterli kabul edilmemektedir [13].
  • Zamanaşımı / Süreler: Sona eren bir anonim şirketin tasfiye memurlarının sorumluluğuna gidilebilmesi, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zarar doğuran fiilden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir (TTK m. 553 vd. kıyasen) [21], [22].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Tasfiye amacının sınırlarının aşılmasından doğan sorumluluk davalarında ve eksik tasfiye sebepli ihya (ek tasfiye) taleplerinde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [15].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, şirketin taraf olduğu devam eden davalar ve icra takipleri mevcutken veya şirketin aktifinde kayıtlı taşınmaz, araç gibi malvarlıkları devredilmemişken tasfiye sonu bilançosu verilerek şeklen terkin işlemlerinin gerçekleştirilmesi en sık karşılaşılan hatadır. Bu durum zorunlu olarak şirketin ihyasını gerektirmekte ve usul ekonomisini zedelemektedir [14], [8].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 533 hükmüne ve tasfiye ehliyeti sınırlarına ilişkin hararetli tartışmalar sürmektedir. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi yazarlar, ultra vires (işletme konusu dışındaki işlemlerin yokluğu) ilkesinin TTK m. 125/2 ile kaldırılmış [23] olmasına karşın, tasfiye halindeki ortaklıkların fiil ehliyetinin mutlak şekilde "tasfiye amacı" ile sınırlandırıldığını vurgulamaktadır [6], [7].

Hak ehliyeti ve fiil ehliyeti bakımından TTK m. 533'ün lafzında "organların yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır" denilmesi, ehliyetin bizzat mı sınırlandığı yoksa salt temsil yetkisinin mi kısıtlandığı hususunda doktriner ayrılıklara yol açmıştır. Hasan Pulaşlı ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, buradaki sınırlamanın tüzel kişinin hak ehliyetine dokunmadığını, zira tüzel kişinin genel hak ehliyetini koruduğunu (TMK m. 48 [24]), ancak işlevsel olarak organların idare ve temsil yetkisinin daraldığını savunurlar. Nitekim TTK m. 539/2 hükmünde, tasfiye amacı dışındaki işlemlerin üçüncü kişinin iyiniyetli olması durumunda şirketi bağlayacağının öngörülmesi [13], buradaki kısıtlamanın bir "hak ehliyeti" eksikliği (yokluk) değil, temsil yetkisinin aşılması sorunu olduğunu kanıtlamaktadır.

Ayrıca, kanun koyucunun eTTK m. 439'dan yeni TTK m. 533'e geçerken madde lafzını sadeleştirdiği görülmekle birlikte, tasfiyesiz sona erme hallerinde (birleşme, bölünme) malvarlığının intikali hususunun uygulamada sicil memurlukları nezdinde yeknesak bir şekilde yürütülemediği görülmektedir. Çift unsur teorisinin (şekli terkin ve maddi tasfiye örtüşmesi) pozitif bir norm olarak daha sarih biçimde kanuna derc edilmesi, gereksiz ek tasfiye davalarının sayısını azaltacak yönde bir reform önerisi olarak doktrinde sıklıkla ileri sürülmektedir [6], [14].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.