2. İçeriği
Madde 567 - (1) Esas sözleşme, ikinci fıkrasının (f) ben di hariç olmak üzere 339 uncu maddede yer alan tüm kayıtları içermelidir.
2. İçeriği
Madde 567 - (1) Esas sözleşme, ikinci fıkrasının (f) ben di hariç olmak üzere 339 uncu maddede yer alan tüm kayıtları içermelidir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitabının (Ticaret Şirketleri), "Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirket" başlıklı Beşinci Kısmında yer alan 567. madde, bu şirket türünün anayasası niteliğindeki "esas sözleşmenin" içeriğini düzenlemektedir [1]. TTK m. 124/2 uyarınca bir "sermaye şirketi" olarak tasnif edilen sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket, bünyesinde hem şahıs şirketi unsurlarını (sınırsız sorumlu komandite ortak) hem de anonim şirket unsurlarını (sermayesi paylara bölünmüş ve sınırlı sorumlu komanditer ortaklar) barındıran melez (sui generis) bir şirket tipidir [2].
Kanun koyucu, bu melez yapı içerisinde ağırlıklı olarak anonim şirketlere ilişkin hükümleri uygulama yoluna gitmiş; kuruluş, esas sözleşme, yönetim organının sorumluluğu gibi konularda anonim şirket hükümlerine atıf yapma (yollama) tekniğini benimsemiştir [3]. Bu metodolojik tercihin bir yansıması olarak TTK m. 567, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin esas sözleşmesinde bulunması zorunlu kayıtları tek tek saymak yerine, anonim şirket esas sözleşmesinin içeriğini düzenleyen TTK m. 339 hükmüne atıf yapmıştır [1, 4]. Ancak bu atıf mutlak olmayıp, şirketin kendine özgü niteliği (komandite ortakların varlığı ve yönetim yapısı) gereğince, TTK m. 339/2-f bendi açıkça istisna tutulmuştur [1, 5].
Bu düzenleme, ticaret sicili müdürlüklerinin kuruluş aşamasındaki inceleme yetkisinin sınırlarını belirlediği gibi, emredici hükümler ilkesi (TTK m. 340) bağlamında kurucuların irade özerkliğinin sınırlarını da çizmektedir [6].
Esas sözleşme, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin kurucu unsuru ve temel normatif belgesidir. TTK m. 566 uyarınca yazılı şekilde düzenlenmesi, tüm kurucular ve komandite ortaklar tarafından imzalanması ve bu imzaların noterce onaylanması veya ticaret sicili müdürü/yardımcısı huzurunda atılması zorunludur [7]. Esas sözleşme, borçlar hukuku bağlamında çok taraflı bir sözleşme olmanın ötesinde, şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla birlikte nesnel, kurumsal ve üçüncü kişileri de bağlayan bir "statü" (objektif hukuk kuralı) niteliği kazanır [8, 9].
TTK m. 567'nin atfı uyarınca, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket esas sözleşmesinde şu hususların mutlaka yer alması gerekmektedir [4, 5, 10]:
TTK m. 567, esas sözleşme içeriğini belirlerken TTK m. 339/2 fıkrasının (f) bendini kapsam dışı bırakmıştır [1]. İlgili (f) bendi şu şekildedir: "Kurucularla yönetim kurulu üyelerine ve diğer kimselere şirket kârından sağlanacak menfaatler" [5]. Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde bu bendin istisna tutulmasının rasyosu, şirketin yapısal özelliğidir. Bu şirket türünde yönetimi bizzat ve kanunen üstlenen kişiler (komandite ortaklar), zaten tüm malvarlıklarıyla sınırsız sorumlu olarak şirket alacaklılarına karşı risk altındadırlar. Onların veya kurucuların şirket kârından alacakları menfaatler veya kazanç payları, anonim şirketlerdeki gibi "kurucu intifa senedi" veya yönetim kurulu primleri mantığıyla değil, şahıs şirketi unsurlarının ağır bastığı komandite ortaklık sıfatı üzerinden özel hükümlerle tanzim edilir. Bu nedenle, sıradan bir anonim şirket kurucusuna/yöneticisine sağlanan imtiyazların bu şirket tipinin kurucu statüsüne aynen aktarılması, doktriner ve yapısal bir uyumsuzluk yaratacaktır.
Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin Türkiye'deki ticari hayat pratiğinde son derece nadir görülmesi nedeniyle, münhasıran TTK m. 567 özelinde verilmiş Yargıtay kararları bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay'ın, bu maddenin atıf yaptığı "esas sözleşmenin zorunlu unsurları" (TTK m. 339) ve "kuruluş eksiklikleri" bağlamındaki yerleşik anonim şirket içtihatları buraya aynen (mutatis mutandis) uygulanır:
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), (B) ve (C) bir araya gelerek sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket kurmak üzere esas sözleşme hazırlarlar. (A) sınırsız sorumlu komandite ortak, (B) ve (C) ise sınırlı sorumlu komanditer ortaklardır. Taraflar, hazırladıkları esas sözleşmeye anonim şirket maktu sözleşmesinden kopyalayarak "Şirket kurucularına ve yönetici (A)'ya, her yıl dağıtılabilir safi kârın %15'i kurucu intifa senedi karşılığı olmaksızın doğrudan tahsis edilir." şeklinde bir madde eklerler ve ticaret siciline tescil başvurusunda bulunurlar. Hukuki analiz: Ticaret Sicili Müdürü, tescil talebini reddetmelidir. Zira TTK m. 567, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin esas sözleşmelerinde anonim şirketlere ilişkin TTK m. 339/2 hükümlerinin bulunmasını amir kılmakla birlikte, (f) bendini açıkça istisna tutmuştur [1]. Buna göre, kuruculara veya yönetim yetkisini haiz kişilere şirket kârından özel menfaat sağlanmasına yönelik doğrudan bir esas sözleşme kaydı bu şirket tipi için kanuna (ve emredici hükümler ilkesine) aykırıdır. Kurucular bu maddeyi esas sözleşmeden çıkarmadıkça şirket tescil edilip tüzel kişilik kazanamaz.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Bir sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket esas sözleşmesinde, "Şirketin sermayesi 500.000 TL'dir. Bu sermayenin 100.000 TL'sini sınırsız sorumlu (X), kalan 400.000 TL'sini ise her biri eşit oranda olmak üzere sınırlı sorumlu (Y) ve (Z) nakden taahhüt etmiştir." ibaresi yer almakta, ancak payların itibarî değerlerine veya kaç paya bölündüğüne dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Hukuki analiz: Bu esas sözleşme, TTK m. 567'nin atıf yaptığı TTK m. 339/2-c bendi ("Şirketin sermayesi ile her payın itibarî değeri, bunların ödenmesinin şekil ve şartları") hükmüne [10] açıkça aykırıdır. Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, komanditer ortakların sermayesinin belirli paylara bölünmüş olması ve bu payların her birinin nominal (itibari) değerinin en az 1 Kuruş (veya yasanın öngördüğü asgari tutar) olarak sözleşmede gösterilmesi zorunludur [2]. Sözleşmenin bu haliyle tescili mümkün değildir.
Kanun koyucunun TTK m. 567 hükmünde başvurduğu "atıf yoluyla (yollama ile) düzenleme" tekniği, kanun ekonomisi bakımından faydalı görünse de, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri açısından doktrinde sıklıkla eleştirilmektedir. Anonim şirketlere ilişkin düzenlenen ve oldukça karmaşık bir yapıya sahip olan TTK m. 339 hükmünün, yapısal olarak ciddi farklılıklar barındıran (şahıs şirketi ile sermaye şirketi melezi olan) bir şirket tipine doğrudan uygulanması, kanunun anlaşılabilirliğini zedelemektedir.
Özellikle, TTK m. 339/2-f bendinin istisna tutulması isabetli olmakla birlikte, atıf yapılan diğer hususların (örneğin genel kurul toplantı ve karar nisaplarına ilişkin esas sözleşme kayıtlarının) komandite ve komanditer ortaklar arasındaki dinamiklerde nasıl formüle edileceği kanun metninde cevapsız bırakılmıştır. Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin, modern ticaret hukukunda yatırımcı çekebilecek spesifik bir finansman modeli olarak kullanılamamasının başlıca nedenlerinden biri de budur; zira yatırımcı ve kurucular, atıflar silsilesi içinde yoruma son derece açık, öngörülebilirliği düşük bir hukuki zeminle karşı karşıya kalmaktadırlar. Kanun koyucunun, bu şirket tipi için ayrı, bağımsız ve net bir esas sözleşme içeriği maddesi ihdas etmesi (de lege ferenda) çok daha isabetli bir yöntem olacaktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.