1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 578 hükmü, limited şirketler hukukunda kanunlaştırma ekonomisi (legislasyon ekonomisi) bağlamında kaleme alınmış temel bir atıf normudur. Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde limited şirketler, mülga 6762 sayılı kanun döneminden farklı olarak, sermaye şirketi vasıfları güçlendirilerek adeta "küçük bir anonim şirket" modeline yaklaştırılmıştır [1]. Bu yapısal dönüşümün bir neticesi olarak, şirket malvarlığının ve sermayesinin korunması büyük önem arz etmektedir.
TTK m. 578 uyarınca, limited şirketlere getirilecek ayni sermaye, kuruluştan sonra ayın veya işletme devralınması (kanuna karşı hile kurumları) ve kuruculara sağlanacak özel menfaatler bütünüyle anonim şirketlere ilişkin hükümlere tabi tutulmuştur [2], [3]. Bu düzenleme, limited şirketlerde zayıf bir perde arkasında bulunan ortakların sorumluluk kalkanını dengede tutmak ve şirket alacaklılarının tek teminatı olan sermayenin kuruluşta ve sonrasında objektif kriterlerle korunmasını sağlamak amacıyla ihdas edilmiştir [2].
Maddenin sistematik bütünlüğü içerisinde zikredilen TTK m. 579 ise, şirket sözleşmesinin sınırlarını çizen "emredici hükümler ilkesini" (Satzungsstrenge) düzenler. Hüküm gereği, limited şirket esas sözleşmesi, kanunda açıkça cevaz verilmedikçe kanunun emredici normlarından sapamaz [4], [3]. Doktrinde "çelik korse" olarak da adlandırılan bu ilke, irade özerkliğini sınırlandırarak limited şirket sözleşmelerinde yeknesaklık, şeffaflık ve hukuki güvenlik sağlamayı hedefler [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ayni Sermaye ve Getiriliş Usulü
TTK m. 578'in anonim şirketlere yaptığı atıf gereğince, limited şirketlere konulacak ayni sermaye bakımından TTK m. 342 ve 343 hükümleri uygulama alanı bulur [2], [6]. Ayni sermaye unsuru olabilecek malvarlığı değerleri, üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen varlıklardır [7], [8]. Fikri mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da ayni sermaye olarak tescil edilebilirken; hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların limited şirketlere ayni sermaye olarak konulması kesin olarak yasaklanmıştır [7], [8], [9]. Ayni sermayenin değerlemesi, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanacak bağımsız bilirkişiler marifetiyle yapılır [6], [10].
2.2. Ayınların ve İşletmelerin Devralınması (Kuruluştan Sonra Devralma)
Madde metninde yer alan "ayınların veya işletmelerin devralınması" ibaresi, anonim şirketler hukukundaki TTK m. 356 hükmüne (kanuna karşı hile / kuruluştan sonra devralma) atıf yapmaktadır [11], [12]. Limited şirket tescil edildikten sonraki ilk iki yıl içerisinde, şirket esas sermayesinin onda birini aşan bir bedel karşılığında bir malvarlığının veya işletmenin devralınması (veya kiralanması) işlemleri, mahkemece atanacak bilirkişi değerlemesine ve genel kurul onayına tabidir [11], [12]. Bu katı mekanizma, kurucuların başlangıçta nakdi sermaye taahhüt edip, sonradan değersiz ayınları fahiş bedellerle şirkete satarak ayni sermaye değerleme prosedürünü (TTK m. 343) dolanmalarını (fraudulenta) engellemeyi amaçlamaktadır [13].
2.3. Özel Menfaatler (Kurucu Menfaatleri)
Kuruculara sağlanacak özel menfaatler bakımından da anonim şirketlere ilişkin TTK m. 348 hükmü tatbik edilecektir [14]. Şirketin kuruluşundaki emeklerine karşılık olarak kuruculara, şirket sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek bedelsiz pay senedi verilmesi veya nakdi ödeme yapılması yasaktır [15], [14]. Ancak, kanuni sınırlar dâhilinde (yedek akçe ve pay sahipleri için asgari %5 kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın en fazla onda biri oranında) kurucu intifa senedi çıkarılması yoluyla menfaat sağlanması mümkündür [14], [16].
2.4. Emredici Hükümler İlkesi (TTK m. 579)
Limited şirketlere ilişkin TTK m. 579 hükmü, sözleşme özgürlüğü prensibinin şirketler hukuku alanındaki en kesin sınırıdır [4], [3]. Söz konusu "katı statü ilkesi", şirket sözleşmesinin normlar hiyerarşisindeki yerini belirler; sözleşme ancak kanunun açıkça izin verdiği durumlarda kanuni düzenlemeden sapabilir [17], [5].
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, ticaret hukukunun ve özel hukukun diğer alanlarındaki çeşitli normlarla dikey ve yatay ilişki içerisindedir:
- TTK m. 127 — Ticaret şirketlerine getirilebilecek sermaye kalemlerini makro boyutta tanımlayan genel hükümdür
[18].
- TTK m. 342 ve 343 — TTK m. 578'in doğrudan bağlandığı, ayni sermayenin niteliği ve asliye ticaret mahkemesi bilirkişi denetim usulünü (mikro boyut) düzenleyen anonim şirket normlarıdır
[8], [10].
- TTK m. 551 — Değer biçmede yolsuzluk halinde uygulanacak hukuki sorumluluk normudur. Ayni sermayeye emsaline oranla yüksek fiyat biçen kurucular ve müdürler, haksız değerlemeden doğan zararlardan ötürü müteselsilen sorumlu olurlar
[19], [20].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) — Ayın devralınmasına ilişkin TTK m. 356'nın (kanuna karşı hile) ratio legis'i, TMK m. 2'deki hakkın kötüye kullanılması yasağının şirketler hukuku bağlamında tecessüm etmiş halidir
[11].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, ayni sermaye konulmasında veya kuruluştan sonra ayın devralınmasında asliye ticaret mahkemesi tarafından atanan bilirkişi heyetinin raporu resmî evrak niteliğindedir [21], [22]. Yargıtay, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi veya mahkemece raporun kesinleşmesinin ardından, biçilen değerin sonradan ortaklar veya üçüncü kişiler tarafından basit iddialarla çürütülemeyeceğini, aksi takdirde TTK m. 551 kapsamında yöneticilerin sorumluluk davalarına konu edilebileceğini hüküm altına almaktadır. Mahkemece verilen ayni sermaye değerleme kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmese de, çekişmesiz yargı kararı olarak tescil bağlamında bağlayıcıdır [10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kuruluşta Ayni Sermaye Getirilmesi):
Bir limited şirketin kuruluşu aşamasında kurucu ortaklardan (A), şirkete kendi adına kayıtlı bir gayrimenkulü ayni sermaye olarak koymayı taahhüt etmiştir. Ancak tapu kayıtlarında gayrimenkul üzerinde bir banka lehine ipotek (sınırlı ayni hak) bulunmaktadır.
Hukuki analiz: TTK m. 578 yollamasıyla uygulanan TTK m. 342 hükmüne göre, üzerinde sınırlı ayni hak, haciz veya tedbir bulunan malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulamaz [7], [8]. Bu durum, sermayenin korunması ilkesinin mutlak bir gereğidir [23], [2]. Dolayısıyla, Ticaret Sicili Müdürü, söz konusu ayni sermaye taahhüdünü reddedecek ve şirketin tescil işlemini gerçekleştirmeyecektir [24], [25].
Olay 2 (Kuruluştan Sonra Ayın Devralınması / Kanuna Karşı Hile):
100.000 TL nakdi sermaye ile kurulan (B) Limited Şirketi, kuruluşunun tescilinden 8 ay sonra, kurucu ortaklardan (C)'ye ait ve defter değeri 30.000 TL olan bir makine teçhizatını satın almak üzere sözleşme imzalamıştır. Alım işlemi için mahkemeden bilirkişi raporu alınmamış ve genel kurul onayı yapılmamıştır.
Hukuki analiz: İşlem, şirket tescilinden itibaren 2 yıl içinde gerçekleşmiş olup, bedel (30.000 TL), şirket sermayesinin (100.000 TL) onda birini (%10 = 10.000 TL) aşmaktadır [11], [12]. TTK m. 578 yollaması ile TTK m. 356 gereğince; genel kurul kararı alınmadan ve asliye ticaret mahkemesi bilirkişi raporu olmadan yapılan bu devir işlemi "askıda hükümsüz"dür [12], [26]. Tasarruf geçersiz olup, ifa amacıyla yapılan ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre şirkete iadesi gerekir [22].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Ayni sermayeye ilişkin değer biçmede yolsuzluk olduğu yönünde açılacak sorumluluk davalarında (TTK m. 551), illiyet bağı ve değerin fahiş olduğunu ispat yükü davacıda (şirket, ortak veya alacaklı); kanundan doğan özen yükümlülüğünü yerine getirdiğine ilişkin ispat yükü ise (kusursuzluğun ispatı) yönetici veya kuruculardadır
[27], [20].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 356'da belirtilen "kuruluştan sonra ayın devralınmasında denetim mekanizması", şirketin ticaret siciline tescilinden itibaren tam iki yıllık süre için öngörülmüştür
[11], [12]. İki yılın geçmesiyle bu katı usul uygulanmaz.
- Görevli/yetkili mahkeme: Ayni sermayeye değer biçilmesi için başvurulacak yargı mercii, "şirket merkezinin bulunacağı yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi"dir
[28], [6], [10]. Bu bir çekişmesiz yargı işidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada limited şirketlerin sıklıkla aile şirketleri olarak kurgulanması sebebiyle, ayni sermaye taahhütlerinde veya kuruluştan hemen sonra ortaklardan mal alımlarında mahkemece bilirkişi atanması kuralının göz ardı edildiği ve değer tespitinin özel muhasebe şirketlerine yaptırıldığı görülmektedir. Oysa TTK m. 343 uyarınca mahkemece atanan bilirkişi incelemesi, tescilin geçerliliği için kurucu (zorunlu) bir unsurdur
[6].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun 578. ve 579. maddeleri, doktrinde çok yoğun bilimsel tartışmalara konu olmuştur. Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Ersin Çamoğlu gibi otoriteler, limited şirketlerin anonim şirketler gibi ağır, hantal ve katı "sermayenin korunması" prosedürlerine tabi tutulmasını hem olumlu hem olumsuz yönleriyle incelemiştir.
Özellikle TTK m. 579'da yer alan "emredici hükümler ilkesi", Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu ve Prof. Dr. Abuzer Kendigelen tarafından limited şirketlerin "çelik korse" (Stahlkorsett) içine alınması olarak nitelendirilerek sertçe eleştirilmektedir [5]. Zira limited şirket, tipik olarak birbirini tanıyan az sayıda kişinin şahsi güvenine dayanan (Kişi şirketi özelliklerine sahip) melez bir yapıdadır [29]. Kanun koyucunun ayni sermaye, kanuna karşı hile ve emredici hükümler noktasında büyük sermayeli anonim şirket kurallarını limited şirketlere katı bir atıfla (m. 578) dayatması, KOBİ (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) niteliğindeki şirketlerin işlem maliyetlerini (transaction costs) lüzumsuz yere artırmıştır. İşletme devralmalarında mahkeme bilirkişilerine gidilme zorunluluğu, ticari hayatın hızı ile çelişmektedir.
Reform önerisi olarak; limited şirketlerde ayni sermaye değerlemesinin mutlaka mahkemeler aracılığıyla değil, yeminli mali müşavirler (YMM) veya bağımsız denetim şirketleri marifetiyle yapılmasına cevaz verilerek sürecin hızlandırılması; keza TTK m. 579'daki katı ilkenin yumuşatılarak, limited şirket sözleşmelerinde (özellikle ortaklar arası uyuşmazlık çözümü ve çıkma/çıkarma hallerinde) irade özgürlüğünün genişletilmesi doktrin tarafından ısrarla dile getirilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.