C) Ortakların sorumluluğu
Madde 602 - (1) Şirket, borç v e yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur.
C) Ortakların sorumluluğu
Madde 602 - (1) Şirket, borç v e yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 602. maddesi, sermaye şirketlerinin en temel evrensel prensiplerinden biri olan "sınırlı sorumluluk" ve "malvarlığının bağımsızlığı" ilkelerini limited şirketler özelinde norm altına almaktadır. Madde metninde yer alan "Şirket, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur" [1] hükmü, ticaret ortaklıkları hukukunda tüzel kişiliğin bağımsızlığı kuramının doğal bir yansımasıdır.
Şirketlerin tüzel kişilik kazanmasıyla birlikte, ortakların şahsi malvarlıklarından tamamen ayrı ve bağımsız bir şirket malvarlığı teşekkül eder [2, 3]. Bu malvarlığı, kural olarak şirketin alacaklıları için başvurulabilecek yegâne teminat kaynağını oluşturur. TTK m. 125 uyarınca tüzel kişiliği haiz olan ticaret şirketleri, TMK m. 48 çerçevesinde hak ehliyetine sahip olup kendi adlarına borç ve yükümlülük altına girebilirler [4, 5]. İşbu borç ve yükümlülüklerin ifa yeri, ortakların malvarlığı değil, münhasıran tüzel kişiliğin aktifleridir [3]. Limited şirket ortakları, kural olarak şirket borçlarından ötürü kişisel olarak sorumlu tutulamazlar; ortakların yegâne asli borcu, taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını şirkete ifa etmektir [6]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi otoritelerin de sıklıkla vurguladığı üzere, sermaye şirketlerinde ortak ile tüzel kişi arasındaki malvarlıksal kesin ayrım (Trennungsprinzip), modern ticaret hukukunun temelini oluşturur ve ticari hayatta girişimciliği teşvik eden en önemli hukuki kalkanı temin eder.
Hükümde geçen "borç ve yükümlülükler" kavramı, limited şirket tüzel kişiliğinin özel hukuk sözleşmelerinden (satım, kira, kredi, eser vb.), haksız fiillerinden, sebepsiz zenginleşmeden veya kamu hukukundan kaynaklanan (vergi, SGK primi, idari para cezası) her türlü mali külfeti kapsar. Şirketin yönetimi ve temsili ile yetkilendirilen organların, görevlerini ifa ederken işledikleri haksız fiillerden dolayı oluşan tazminat yükümlülükleri de (TTK m. 632 uyarınca) bu kapsamda öncelikle şirket tüzel kişiliğinin malvarlığından karşılanır [7].
"Sadece malvarlığıyla sorumluluk", borç ilişkisinin nisbiliği ilkesinin şirketler hukukundaki yansımasıdır. Şirket alacaklıları, alacaklarını tahsil edebilmek amacıyla kural olarak yalnızca limited şirketin aktifinde (kasa, banka, taşınır, taşınmaz, fikri haklar vb.) yer alan değerlere haciz tatbik edebilirler. Ortakların kişisel borçlarından dolayı da alacaklıların doğrudan şirket malvarlığına başvurma imkânı bulunmamaktadır; şahsi alacaklılar ancak ortağın şirketteki kâr ve tasfiye payına haciz uygulatabilirler [3, 8, 9]. Bu çift yönlü koruma kalkanı, şirket tüzel kişiliğinin devamlılığını ve alacaklıların güvenini tesis eden temel unsurdur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında TTK m. 602 (mülga eTK m. 532 vb.) ilkesi titizlikle uygulanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, kural olarak bir limited şirket ile hukuki muameleye giren üçüncü kişi, sözleşmeye aykırılık veya borcun ifa edilmemesi hallerinde husumeti münhasıran şirket tüzel kişiliğine yöneltmelidir. Ortaklara veya müdürlere (haksız fiil, kanuna aykırılık halleri hariç) yöneltilecek talepler "pasif husumet yokluğu" nedeniyle reddedilmektedir. Bunun istisnası olarak Yargıtay; şirketler topluluğu veya organik bağ bulunan şirketler arasında malvarlığının kasıtlı olarak içi boşaltılmışsa, alacaklıları zarara uğratmak kastıyla hareket edildiği sabitse, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) dayanarak tüzel kişilik perdesinin çapraz veya düz aralanması kurumunu tatbik etmekte ve limited şirketin malvarlığı dışındaki alanlara, yani hakim ortakların veya grup şirketlerin malvarlıklarına da haciz tatbik edilmesine onay vermektedir.
Olay 1: Bir limited şirket, ticari faaliyetleri kapsamında X A.Ş.'den yüksek miktarda hammadde satın almış, ancak girdiği darboğaz neticesinde vadeli çeklerini ödeyememiştir. X A.Ş., limited şirketin icra takibi sonucu malvarlığının yetersiz olduğunu fark edince, şirketin %90 hissesine sahip olan ve şahsi malvarlığı oldukça yüksek olan kurucu ortak (A)'nın şahsi banka hesaplarına ve taşınmazlarına ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 602 uyarınca limited şirket, borç ve yükümlülüklerinden sadece kendi malvarlığıyla sorumludur [1]. X A.Ş.'nin özel hukuk sözleşmesinden kaynaklanan alacağı için limited şirketin ortağı (A)'nın şahsi malvarlığına başvurması hukuken imkânsızdır. Ortağın tek borcu taahhüt ettiği sermayeyi şirkete ödemektir; bu borç ifa edilmişse dışarıya karşı hiçbir şahsi sorumluluğu yoktur. Mahkemece ihtiyati haciz talebi pasif husumet ve maddi hukuk bağlamında reddedilmelidir.
Olay 2: Bir limited şirket, piyasa koşullarındaki dalgalanmalar nedeniyle vergi dairesine olan KDV ve kurumlar vergisi borçlarını tahakkuk ettirmesine rağmen ödeyememiştir. Vergi dairesi, şirket hesaplarında haczi kabil mal bulamayınca, şirkette %30 hisseye sahip ortak (B) ile %70 hisseye sahip ortak müdür (C)'ye ödeme emri göndermiş ve şahsi araçlarına haciz şerhi koymuştur. Hukuki analiz: Özel borçlarda geçerli olan TTK m. 602 hükmü, kamu borçları bağlamında 6183 sayılı Kanun m. 35 hükmüyle kırılmaktadır [15, 16]. Limited şirket ortakları, tahsil edilemeyen kamu borçlarından dolayı sermaye payları oranında şahsen sorumludurlar. Bu bağlamda, ortak (B) borcun %30'undan; kanuni temsilci ve ortak olan (C) ise müdür sıfatıyla mükerrer m. 35 gereği tamamından, ortak sıfatıyla %70'inden sorumlu tutulabilecektir. Vergi idaresinin işlemi bu özel düzenleme tahtında hukuka uygundur.
Doktrinde sıkça tartışıldığı üzere, TTK m. 602'de ifade edilen sınırlı sorumluluk kalkanı, amme alacakları söz konusu olduğunda 6183 sayılı Kanun m. 35 ile adeta tamamen etkisiz bırakılmaktadır [15]. Şirketler hukuku otoriteleri (özellikle Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu ekolü), bir sermaye şirketi olan limited şirketlerde ortakların kamu borçları nedeniyle şahsi malvarlıklarıyla sorumlu tutulmasının, sermaye şirketlerinin ruhuna ve temel prensiplerine taban tabana zıt olduğunu haklı olarak ifade etmektedir. Anonim şirketlerde bulunmayan [17] bu istisnai ağır sorumluluğun limited şirket ortaklarına yüklenmesi, hukuki öngörülebilirliği zedelemekte ve yabancı/yerli yatırımcıları limited şirket modelinden uzaklaştırmaktadır. Şirket alacaklılarının devlet veya özel kişi olması durumuna göre şirket türünün varlık felsefesinin değişmesi hukuki istikrarla bağdaşmamaktadır. Gelecekte yapılacak reform çalışmalarında, limited şirketi "şahıs şirketi" görünümüne sokan bu çifte standartlı kamu hukuku uygulamasının, TTK m. 602 ruhuna uygun biçimde revize edilmesi elzemdir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.