I) Özkaynakların yerini tutan ödünçler
Madde 615 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Şirketin O rganları A) Genel kurul I - Yetkiler
I) Özkaynakların yerini tutan ödünçler
Madde 615 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Şirketin O rganları A) Genel kurul I - Yetkiler
Akademik Değerlendirme
İşbu şerhte yer alan 6102 sayılı TTK m. 615 hükmünün mülga edilmeden önceki orijinal tasarımına, kurumun Alman/İsviçre hukukundaki dogmatik kökenine (Eigenkapitalersetzendes Darlehen) ve bu bağlamdaki bazı spesifik doktrin tartışmalarına ilişkin hukuki açıklamalar, incelenen kaynak metinlerin dışında kalan genel ticaret hukuku öğretisi temel alınarak sunulmuştur. Bu teorik altyapının bağımsız akademik doğrulama ile teyit edilmesi okuyucunun takdirindedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin "Şirketin Organları" başlıklı Dördüncü Bölümünün hemen öncesinde yer alan ve genel kurul yetkilerinden evvelki sistematikte konumlandırılan 615. maddesi, "Özkaynakların yerini tutan ödünçler" başlığını taşımaktaydı [1]. Ancak bu madde, 6102 sayılı Kanun henüz 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmeden önce, 26 Haziran 2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile mülga edilmiştir [1].
Maddenin ihdas edilmesindeki temel amaç, limited şirketlerde ortakların, şirketin finansal kriz içinde olduğu ve özkaynak (sermaye) artırımına ihtiyaç duyduğu dönemlerde, şirkete sermaye koymak yerine "ödünç (borç)" vermelerinin hukuki sonuçlarını düzenlemekti. Şirketler hukuku dogmatiğinde Eigenkapitalersetzendes Darlehen (özkaynak ikame eden ödünç) olarak bilinen bu kurum, ortakların verdikleri borcun iflasta veya tasfiyede üçüncü kişi alacaklılardan sonra, adeta bir özkaynak gibi muamele görmesini öngörmekteydi. Ne var ki, Türk ticaret hayatının henüz bu derecede katı bir sermaye koruma rejimine hazır olmadığı gerekçesiyle, kanun koyucu 6335 sayılı reform paketiyle bu maddeyi daha doğmadan hukuk sistemimizden çıkarmıştır. Buna rağmen, kurumun dogmatik altyapısı, şirketler hukuku uygulamasında örtülü sermaye ve muvazaa iddiaları bağlamında hala büyük önem taşımaktadır.
Özkaynakların yerini tutan ödünç, ekonomik olarak özkaynak niteliği taşıması gereken ancak hukuken ödünç (borç) sözleşmesi kisvesi altında şirkete tahsis edilen fonları ifade eder. Normal şartlarda, şirketin malvarlığı ve sermayesi eridiğinde ortaklardan beklenen dürüst ve basiretli davranış, ya sermaye artırımı yoluyla ya da ek ödeme yükümlülükleri aracılığıyla şirketi finanse etmeleridir [2, 3]. Ancak ortaklar, risk almamak ve şirketin iflası halinde sıradan bir alacaklı gibi iflas masasına katılabilmek için şirkete borç vermeyi tercih edebilirler. Mülga TTK m. 615 hükmü, işte bu kötüniyetli riskten kaçınma davranışını engelleyerek, bu tür ödünçleri iflas hukuku bakımından "sermaye" olarak nitelendirmeyi ve geri ödenmelerini en sona bırakmayı hedefliyordu.
Maddenin 6335 sayılı Kanun ile mülga edilmesi [1], kanun koyucunun sermayenin korunması ilkesinden ticari hayatın esnekliği lehine verdiği bir tavizdir. Bu mülga durumu, limited şirket ortaklarının şirketi finanse etmelerinin önündeki "ödüncün sermaye sayılarak iflasta sona bırakılması" riskini ortadan kaldırmıştır. Doktrinde bu durum, alacaklıların korunması ilkesi bakımından ciddi bir eksiklik olarak değerlendirilmekle beraber, ortakların şirketleri kriz anlarında fonlamaktan kaçınmalarını engellediği için pragmatik bir tercih olarak da savunulmaktadır.
TTK m. 615, kanunun yürürlüğe girmesinden önce mülga edildiği için [1], doğrudan bu maddeye dayalı bir Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve iflas davalarına bakan daireler), iflasın ertelenmesi, konkordato ve sıra cetveline itiraz davalarında ortakların alacak taleplerini dürüstlük kuralı (TMK m. 2) bağlamında incelemektedir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; şirketin hakim ortağının, şirketin fiilen borca batık olduğu ve sermaye enjeksiyonunun zaruri olduğu bir dönemde şirkete verdiği borçlar, diğer üçüncü kişi alacaklıların zararına olacak şekilde iflas masasından öncelikli olarak tahsil edilemez. Yüksek Mahkeme, TTK m. 615 hükmü mevzuattan çıkarılmış olsa dahi, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde, sermaye niteliğindeki bu fonların basit bir ticari alacak gibi işlem görmesini sıklıkla reddetmektedir.
Olay 1 (kurmaca senaryo): X Limited Şirketi, son bilançosunda esas sermayesinin ve yasal yedek akçelerinin üçte ikisini kaybetmiş ve borca batıklık sınırına gelmiştir. Şirketin %80 payına sahip hakim ortağı Bay (A), şirketin piyasadaki ticari itibarını korumak için şirkete 1.000.000 TL tutarında bir nakit transferi yapmış ve bu tutarı "Ortaklara Borçlar" hesabına kaydettirmiştir. Altı ay sonra şirket iflas etmiştir. Bay (A), 1.000.000 TL'lik alacağı için iflas masasına başvurmuş ve üçüncü kişi alacaklılarla aynı sıraya girmeyi talep etmiştir. Hukuki analiz: Mülga TTK m. 615 yürürlükte olsaydı, bu alacak tereddütsüz olarak özkaynak ikamesi sayılacak ve tasfiye bakiyesinin dağıtımında en sona bırakılacaktı. Madde mülga olduğu için [1], iflas idaresi doğrudan kanuni bir norma dayanarak bu alacağı reddedemez. Ancak iflas idaresi veya diğer alacaklılar, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ve muvazaa iddialarına dayanarak, verilen paranın aslında kanunen yerine getirilmesi gereken "sermayenin tamamlanması" (TTK m. 376) yükümlülüğünün ifası olduğunu ileri sürerek sıra cetveline itiraz davası açabilirler.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Y Limited Şirketinin şirket sözleşmesinde TTK m. 603 çerçevesinde ortaklar için "ek ödeme yükümlülüğü" öngörülmemiştir [3, 4]. Şirket müdürü, finansal kriz nedeniyle ortaklardan şirkete borç vermelerini talep etmiştir. Ortak (B), şirkete 500.000 TL borç vermiş, bir yıl sonra şirket biraz toparlanınca borcun faiziyle iadesini talep etmiştir. Hukuki analiz: Ek ödeme yükümlülüklerinin iadesi TTK m. 605 uyarınca sıkı şartlara (serbestçe kullanılabilen yedek akçelerin varlığına) bağlanmıştır [6]. Ancak Ortak (B)'nin tahsis ettiği fon, mülga TTK m. 615 nedeniyle bir özkaynak gibi değerlendirilmeyeceğinden, hukuken geçerli bir karz (ödünç) akdi teşkil eder ve şirket bu borcu, sermayenin korunması ilkelerini ihlal etmemek kaydıyla genel hükümlere göre iade etmekle yükümlüdür.
TTK m. 615 hükmünün, kanun yürürlüğe dahi girmeden 6335 sayılı Kanun ile ilga edilmesi [1], Türk şirketler hukuku doktrininde (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu ekolü başta olmak üzere) ciddi bir tartışma konusu olmuştur. Bir görüşe göre, bu hükmün iptali sermayenin korunması ilkesine ve alacaklıların himayesine indirilmiş ağır bir darbedir. Ortak, şirketin kârından sınırsız faydalanırken, zarar ve iflas riskini üçüncü kişi alacaklıların omuzlarına yüklemekte, şirkete risk sermayesi koymak yerine ödünç vererek şirket iflas ettiğinde dahi masadan pay almayı garantilemektedir.
Diğer görüş ise, Türkiye'deki KOBİ ölçeğindeki limited şirketlerin neredeyse tamamının ortaklarının kişisel malvarlıklarıyla finanse edildiğini, böylesi katı bir "özkaynak ikamesi" kuralının ticari hayatı kilitleyeceğini ve şirketlerin banka kredisi bulamadıkları dönemlerde ortaklarından da fon bulamamasına (ortakların yatırdıkları paranın batacağı korkusuyla fonlamadan kaçınmasına) yol açacağını savunmaktadır. Sonuç itibarıyla kanun koyucu, ticari pratikliği dogmatik mükemmelliğe tercih etmiş ve hükmü mülga etmiştir. Ancak bu sorunun yalnızca dürüstlük kuralı üzerinden çözülmeye çalışılması, iflas davalarında hukuki öngörülebilirliği azaltmıştır. Kanun koyucunun ileride, en azından "borca batıklık anında veya iflastan önceki son 1 yıl içinde" verilen borçların özkaynak sayılacağına dair, Alman Hukukundakine benzer daha esnek ve sınırları belirli bir norm ihdas etmesi yerinde olacaktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.