1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 629. maddesi, limited şirketlerde temsile yetkili organ olan müdürlerin temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması, tek ortaklı limited şirketlerde temsilcinin şirketle yapacağı işlemlerin tabi olduğu şekil şartı ve ticari vekil ile diğer tacir yardımcılarının atanma usulünü düzenleyen temel normdur [1, 2].
Kanun koyucu, TTK m. 629/1 hükmünde limited şirket müdürlerinin temsil yetkilerine ilişkin ayrıntılı ve bağımsız bir düzenleme sevk etmek yerine, kanun tekniği açısından doğrudan anonim şirketlere ilişkin hükümlere (özellikle TTK m. 371) atıf yapmayı tercih etmiştir [3]. Bu yollama, sermaye şirketleri arasında temsil rejimi bakımından yeknesaklık sağlama amacının bir yansımasıdır.
Maddenin ikinci fıkrası, tek ortaklı limited şirketlerde malvarlığı ayrılığının korunması, tüzel kişilik perdesinin ardına sığınılarak şirket alacaklılarının zarara uğratılmasının engellenmesi ve hukuki işlem güvenliğinin tesisi amacıyla "kendi ile işlem yapma" (self-contracting) yasağının bir istisnası olarak katı bir şekil şartı (yazılılık) öngörmüştür [2, 4].
Üçüncü fıkra ise, 10.09.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'la TTK sistematiğine dâhil edilmiş olup, anonim şirketler için öngörülen TTK m. 367 ve m. 371/7 hükümlerinin limited şirketlere de kıyasen uygulanacağını hüküm altına alarak, limited şirketlerde de bir "iç yönerge" vasıtasıyla sınırlı yetkili ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarının atanabilmesine olanak tanımıştır [5-7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Temsil Yetkisinin Kapsamı ve Sınırlandırılması (TTK m. 629/1 ve TTK m. 371)
TTK m. 629/1'in atfı uyarınca, limited şirket müdürlerinin temsil yetkisinin kapsamı TTK m. 371 çerçevesinde belirlenir [3, 8]. 6102 sayılı TTK, mülga 6762 sayılı TTK döneminde uygulanan "ultra vires" (işletme konusu dışındaki işlemlerin batıl olması) ilkesini m. 125/2 ile kaldırmıştır [9, 10]. Ancak TTK m. 371/1 uyarınca temsile yetkili olanlar, "şirketin amacına ve işletme konusuna giren" her tür işi yapabilirler [8, 11]. TTK m. 371/2 uyarınca, üçüncü kişinin, işlemin şirketin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunduğu (kötüniyetli olduğu) ispat edilirse, şirket bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur [11-13].
Temsil yetkisinin sınırlandırılması ise TTK m. 371/3 uyarınca ancak iki hâlde tescil ve ilan edilerek üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir: (i) Temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülenmesi, (ii) Birlikte (çifte) imza kuralı [13]. Miktar, konu veya zaman itibarıyla getirilen sınırlandırmalar iç ilişkide geçerli olsa da, tescil edilmiş olsalar dahi iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemezler [13, 14].
2.2. Tek Ortaklı Limited Şirketlerde Sözleşme Yapma Şekli (TTK m. 629/2)
Tek ortaklı limited şirketlerde, tek ortağın aynı zamanda şirketin müdürü sıfatını taşıması durumunda, kişinin kendisi ile şirket adına işlem yapması söz konusu olur [2, 4]. Bu durum, şirket malvarlığı ile şahsi malvarlığının birbirine karışması tehlikesini barındırır. Kanun koyucu bu tehlikeyi bertaraf etmek ve şeffaflığı sağlamak için TTK m. 629/2 uyarınca, şirket ile tek ortak arasındaki sözleşmelerin geçerliliğini "yazılı şekilde yapılması" kurucu şartına bağlamıştır [2]. Ancak piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan işlemlerde yazılılık şartı aranmaz (örneğin tek ortağın, kendi şirketinin perakende mağazasından bir ürün satın alması) [2, 4].
2.3. Sınırlı Yetkili Ticari Vekil ve Tacir Yardımcılarının Atanması (TTK m. 629/3)
6552 sayılı Kanun ile getirilen TTK m. 629/3 uyarınca, müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların "sınırlı yetkiye sahip" ticari vekil veya tacir yardımcısı olarak atanması, TTK m. 367 ve m. 371/7 hükümlerine tabidir [6, 7]. Buna göre, limited şirket genel kurulu (veya sözleşmeyle yetkilendirilmişse müdürler), temsile yetkili kişilerin yetkilerini sınırlayan ve devrini gösteren bir "iç yönerge" hazırlayarak bunu tescil ve ilan ettirmelidir [5, 6]. İç yönerge tescil edilmeden sadece atama kararı ile sınırlı temsilci tayin edilemez. Bu kişilerin vereceği zararlardan dolayı yönetim müteselsilen sorumlu tutulmuştur [15].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 371 (Anonim Şirketlerde Temsil) — TTK m. 629/1'in temel yollama normudur. Limited şirketin temsili, temsil sınırları ve iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması tamamen bu madde kapsamında çözümlenir [8, 11].
- TTK m. 367 (Yönetim Yetkisinin Devri ve İç Yönerge) — Sınırlı yetkili ticari vekil atanmasına ilişkin prosedürün temelini oluşturur. Atama yapılabilmesi için bir organizasyon şemasını (iç yönerge) zorunlu kılar [5, 16].
- TTK m. 125/2 (Ticaret Şirketlerinin Ehliyeti) — Şirketlerin Türk Medeni Kanunu m. 48 çerçevesinde bütün haklardan yararlanabileceğini belirterek hak ehliyeti bakımından "ultra vires"i kaldıran temel normdur [9, 10]. TTK m. 371/2 ile birlikte değerlendirildiğinde "ehliyet" sorununun yerini "temsil yetkisinin aşılması" sorunu almıştır [17, 18].
- TMK m. 2 ve m. 3 (Dürüstlük Kuralı ve İyiniyet) — TTK m. 371/2'de bahsi geçen üçüncü kişinin, işlemin şirketin işletme konusu dışında kaldığını "bilmesi veya bilebilecek durumda olması" hâli, TMK m. 3 anlamında objektif iyiniyet araştırmasını gerektirir [19].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), TTK m. 629 ve atıf yaptığı TTK m. 371 bağlamında son derece katı ve şekilci bir yaklaşım benimsemektedir.
Temsil yetkisinin sınırlandırılmasına dair içtihatlar uyarınca: Şirket iç işleyişinde müdürlerin yetkisi belirli bir meblağ ile sınırlandırılsa ve bu durum hataen ticaret siciline tescil edilip ilan olunsa dahi, Yargıtay bu tür miktar sınırlandırmalarının TTK m. 371/3 kapsamında tescili caiz hususlardan (şube veya birlikte imza) olmadığını, dolayısıyla tescilin "yolsuz (kurucu olmayan) tescil" niteliği taşıdığını ve iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamaktadır [13, 14]. Yargıtay'a göre miktar, işlem türü veya mekân (şube hariç) sınırlamaları tamamen şirketin iç meselesidir ve yöneticinin şirkete karşı sorumluluğunu (TTK m. 553, m. 644 atfı) doğurur [20, 21], ancak akdedilen sözleşme şirketi bağlar.
Kendi ile işlem yapma yasağının istisnası olan TTK m. 629/2 bakımından Yargıtay, tek ortaklı şirket ile o ortak arasındaki ilişkilerde yazılılığın "geçerlilik (sıhhat) şartı" olduğunu vurgular ve ispat aracı (şekli) olarak görülemeyeceğini belirtir [4].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Temsil Yetkisinin Miktar Bakımından Sınırlandırılması):
A Limited Şirketinin ortaklar kurulu, müdür M'nin tek başına imza yetkisi olmakla birlikte, 500.000 TL ve üzerindeki kambiyo taahhütlerinde diğer müdür K ile birlikte imza atmasına dair bir karar almış, bu karar ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiştir. Müdür M, şirketi temsilen tek başına 1.000.000 TL bedelli bir bono keşide ederek iyiniyetli üçüncü kişi alacaklı Ü'ye teslim etmiştir. Ü, bono bedelini tahsil edemeyince şirket aleyhine icra takibi başlatmıştır. Şirket, miktar sınırlandırmasının ilan edildiğini belirterek takibe itiraz etmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 629/1 yollamasıyla uygulanan TTK m. 371/3 uyarınca, temsil yetkisi sadece "birlikte imza" veya "şube işlerine özgülenme" yoluyla üçüncü kişilere karşı sınırlandırılabilir [13]. Miktar veya konu itibarıyla yapılan sınırlandırmalar tescil ve ilan edilmiş olsalar dahi, iyiniyetli üçüncü kişi Ü'ye karşı hüküm ifade etmez [13]. Bonodaki imza şirketi bağlar. Şirket, ödediği meblağ için yetkisini aşan müdür M'ye iç ilişkide (haksız fiil / vekalet / TTK m. 553 sorumluluğu çerçevesinde) rücu edebilir [22-24].
Olay 2 (Tek Ortaklı Şirkette Şekil Şartı):
B Tekstil İnşaat Turizm Limited Şirketi'nin tek ortağı ve yegâne müdürü olan T, kendisine ait olan özel yatını, şirketin turizm faaliyetlerinde kullanılması amacıyla şirkete 3.000.000 TL bedelle satmıştır. Ancak bu devir işlemi resmi bir sözleşmeye veya yazılı bir akde dökülmemiş, yalnızca banka üzerinden para transferi yapılmış ve muhasebe kayıtlarına işlenmiştir. Bir süre sonra T'nin şahsi alacaklıları, bu işleme muvazaa iddiasıyla itiraz etmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 629/2 uyarınca, tek ortaklı limited şirketlerde, şirketin tek ortağı ile yapacağı sözleşmelerin geçerliliği "yazılı şekilde yapılması" koşuluna bağlıdır [2]. Yat satışı, piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan bir işlem (rutin market harcaması gibi) sayılamayacağından, yazılılık şartına tabiidir [4]. Yazılı bir sözleşme bulunmadığı için söz konusu satış işlemi kesin hükümsüzdür (batıldır).
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: TTK m. 371/2 kapsamında, üçüncü kişi ile yapılan işlemin "işletme konusu dışında" olduğu ve üçüncü kişinin bunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu iddia ediliyorsa, buradaki ispat yükü (kötüniyetin ispatı) tümüyle şirketin omuzu üzerindedir [11-13]. TMK m. 3/1 gereği iyiniyet asıldır.
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 629 kapsamındaki işlemlerden doğan müdürlerin şirket tüzel kişiliğine karşı olan hukuki sorumluluğuna ilişkin tazminat davaları, TTK m. 644/1-a ve m. 560 uyarınca zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki (2) yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin üzerinden beş (5) yıl geçmekle zamanaşımına uğrar [25, 26].
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: TTK m. 629 bağlamında temsil yetkisinin aşılmasından, iç yönerge ihlallerinden veya tek kişi sözleşme şartlarına aykırılıktan doğan şirket, ortak veya alacaklı davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi'dir (TTK m. 5/1). Yetkili mahkeme ise kesin yetki kuralı olmamakla birlikte kural olarak şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [27].
- Yaygın Uygulama Hataları: Sınırlı yetkili tacir yardımcıları atanırken, TTK m. 629/3'ün amir hükmü gereği yönetim organınca TTK m. 367'ye uygun bir "iç yönerge" hazırlanması zorunludur [5]. Uygulamada, iç yönerge çıkarılmadan ve tescil edilmeden doğrudan genel kurul kararı veya müdürler kurulu kararı ile "A şahsı 50.000 TL'ye kadar alım satıma yetkilidir" şeklinde sicile tescil taleplerinde bulunulduğu görülmektedir. Ticaret Sicil Müdürlükleri bu işlemleri reddetmekte; sehven onaylansa dahi bu atamalar TTK sistemi içinde yok hükmünde veya en iyi ihtimalle iç ilişkide kalmaya mahkûm olmaktadır [28, 29].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk ticaret hukuku doktrininde TTK m. 629/1'in atıf yaptığı temsil rejimi (özellikle TTK m. 371/2) yoğun eleştirilere konu olmuştur. Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen ve Prof. Dr. İsmail Kırca gibi önde gelen doktrin mensupları, TTK m. 125/2 ile hak ehliyeti bakımından "ultra vires" teorisi kaldırılmış olmasına rağmen, TTK m. 371/2'deki "işletme konusu dışındaki işlemlerin karşı tarafın kötüniyeti hâlinde şirketi bağlamayacağı" kuralının, uygulamada ultra vires kurumunu temsil yetkisi boyutuyla arka kapıdan (back door) sisteme dâhil ettiği yönünde çok güçlü eleştiriler getirmişlerdir [30, 31].
Özellikle Avrupa Birliği’nin 68/151 sayılı Birinci Şirketler Yönergesi'ne uyum sağlama amacıyla getirilen bu hükmün, TMK m. 3 anlamında "bilebilecek durumda olma" (ağır ihmal - durumun gerektirdiği özeni göstermeme) kıstasıyla genişletilmesi, üçüncü kişilerin hukuki güvenliğini tehlikeye atmaktadır [32, 33]. Zira şirketin işletme konusu son derece geniş yazılmış olsa da, üçüncü kişinin şirketin ana sözleşmesini inceleme yükümlülüğü olmaması kuralı (TTK m. 371/2 son cümle: "Esas sözleşmenin ilan edilmiş olması tek başına yeterli delil değildir") ile objektif özen yükümlülüğü (TMK m. 3/2) arasında doktriner bir gerilim mevcuttur [19, 34]. Doktrindeki baskın görüş, bu maddede kastedilen bilme veya bilebilecek durumda olmanın, fiili (müsbet) bir bilgiye dayanması veya ancak işlemin devasa nitelikte ve işletmeyle mutlak ilgisizliğinin aşikâr olması durumunda kabul edilebileceği yönündedir (örneğin mermer şirketinin lüks tatil köyü alması) [35, 36].
Bununla birlikte, TTK m. 629/3 kapsamında sınırlı yetkili tayin edilmesine ilişkin TTK m. 367 mekanizmasının limited şirketlere uyarlanması, küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) açısından ciddi bir bürokratik külfet olarak görülmektedir. Profesyonel yöneticilik sisteminin henüz tam oturmadığı, genellikle aile şirketi tipolojisinde faaliyet gösteren Türkiye'deki limited şirketlerde, detaylı bir iç yönerge hazırlanması ve tescili uygulamada maliyetli ve karmaşık bir süreç yaratmıştır [5, 28]. Bu yapının daha esnek, örneğin sicile verilecek basit bir beyanname ile çözülebilmesi gerektiği yönünde de de lege ferenda (olması gereken hukuk) önerileri bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.