**VII
- Haksız fiil sorumluluğu**
Madde 632 - (1) Şirketin yönetimi ve temsili ile yetkilendirilen kişinin, şirkete ilişkin görevlerini yerine getirmesi sırasında işlediği haksız fiilden şirket sorumludur.
**VII
Madde 632 - (1) Şirketin yönetimi ve temsili ile yetkilendirilen kişinin, şirkete ilişkin görevlerini yerine getirmesi sırasında işlediği haksız fiilden şirket sorumludur.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin altıncı kısmının dördüncü bölümünde, şirketin yönetimi ve temsiline ilişkin hükümler arasında yer alan 632. madde, limited şirketin organları aracılığıyla işlenen haksız fiillerden doğan sorumluluğunu düzenlemektedir. İlgili hüküm şu şekildedir: "Şirketin yönetimi ve temsili ile yetkilendirilen kişinin, şirkete ilişkin görevlerini yerine getirmesi sırasında işlediği haksız fiilden şirket sorumludur" [1].
Hukuk sistemimizde tüzel kişilerin hak ve fiil ehliyetine sahip olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 48 ve m. 50 çerçevesinde güvence altına alınmıştır. TMK m. 50 uyarınca, tüzel kişinin iradesi organları aracılığıyla açıklanır ve organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar [2]. Bu genel kuralın ticaret şirketleri özelindeki yansımalarından biri olan TTK m. 632, limited şirketlerde yönetim ve temsil yetkisine sahip kişilerin (müdürlerin), şirkete ait işleri yürütürken üçüncü kişilere veya kurumlara verecekleri zararlardan dolayı limited şirketin doğrudan doğruya asli ve birinci derecede sorumlu olacağını hüküm altına almaktadır.
Bu sorumluluk, bir "adam çalıştıranın sorumluluğu" (TBK m. 66) veya başkasının fiilinden doğan bir sorumluluk türü değildir. Aksine, organın fiilinin bizzat tüzel kişinin fiili sayılması ilkesine dayanan doğrudan bir sorumluluktur [2]. Dolayısıyla şirket tüzel kişiliği, organ sıfatını haiz bu kişilerin haksız fiillerinden dolayı, tıpkı eylemi bizzat kendisi gerçekleştirmişçesine doğrudan sorumlu tutulmaktadır.
Madde metninde zikredilen "yönetimi ve temsili ile yetkilendirilen kişi", limited şirket özelinde "müdür" veya "müdürler kurulu" üyeleridir. TTK m. 623 uyarınca limited şirketlerde şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile belirlenen, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa ya da tüm ortaklara yahut üçüncü kişilere verilebilir [3]. Tüzel kişi bir müdür atanmışsa, bu tüzel kişinin kendi adına belirlediği gerçek kişi de bu kapsamdadır [3]. Hükmün uygulama alanı bulabilmesi için, haksız fiili işleyen gerçek veya tüzel kişinin limited şirkette yasal organ (yönetici/müdür) sıfatını taşıması mutlak bir zorunluluktur. Organ sıfatını haiz olmayan alt düzey çalışanların haksız fiillerinde TTK m. 632 değil, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin 66. maddesi devreye girer.
Yöneticinin her haksız fiili şirketi bağlamaz. TTK m. 632'nin tüzel kişiyi sorumlu tutabilmesi için haksız fiilin, "şirkete ilişkin görevlerin yerine getirilmesi sırasında", yani görevle fonksiyonel bir bağlantı (illiyet) içinde işlenmiş olması şarttır [1]. Yöneticinin, şirketin işletme konusu ve amacı ile veya kendisine tevdi edilen kurumsal görevlerle hiçbir organik bağı bulunmayan, tamamen şahsi hayatına ilişkin ve kendi özel alanında işlediği haksız fiillerden dolayı limited şirketin sorumluluğuna gidilemez. Yargıtay ve doktrin, bu husustaki bağın takdirinde zaman ve mekân birliğinden ziyade, "işin ifası ile fiil arasındaki içsel ve fonksiyonel" bağın varlığını aramaktadır.
Yönetici konumundaki kişinin fiilinin bir haksız fiil teşkil edebilmesi için Türk Borçlar Kanunu m. 49 ve devamındaki şartların gerçekleşmesi aranır. Bunlar; fiil, hukuka aykırılık, zarar, kusur (kast veya ihmal) ve uygun nedensellik (illiyet) bağıdır [4], [5], [6], [7]. Hukuka aykırı eylem sonucu oluşan zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunması zorunludur [7]. Yöneticinin şahsında gerçekleşen kusur (kast veya ağır/hafif ihmal), organ teorisi gereği doğrudan şirketin kusuru olarak değerlendirilir.
Yargıtay kararlarında, temsilcilerin (organların) şirket adına ifa ettikleri görevler sırasında sebep oldukları haksız fiiller neticesinde şirket ile yöneticinin, zarar görene karşı müteselsil sorumluluk (birlikte sorumluluk) altında olduğu yerleşik bir ilkedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri, şirket organının işlediği haksız fiilin, "görevin ifasıyla fonksiyonel bir bütünlük" teşkil ettiği her durumda, tüzel kişiliğin sorumluluğuna hükmetmektedir.
Özellikle haksız rekabet, marka ihlalleri, şirkete ait araçların kullanımı sırasında meydana gelen ölümlü/yaralanmalı trafik kazaları ve ticari dolandırıcılık vakalarında; eylemin sadece gerçek kişi yönetici üzerinde kalmayacağı, limited şirketin tüzel kişiliği ile birlikte TBK haksız fiil prensipleri ışığında tüm malvarlığıyla sorumlu olacağı açıkça ifade edilmektedir. Yargıtay, yöneticinin yetkiyi kötüye kullanmış olmasının (örneğin şirketi temsilen haksız kazanç sağlamasının), bu işlemin görev sırasında ve görev dolayısıyla yapıldığı gerçeğini değiştirmeyeceğini ve iyi niyetli üçüncü kişilerin zararından şirketin kaçınamayacağını vurgulamaktadır.
Olay 1: Bir limited şirketin müdürü sıfatını haiz A, şirkete ait tescilli bir malı teslim etmek üzere ticari bir toplantıya giderken, şirkete tahsis edilmiş aracı ağır kusuruyla (kırmızı ışıkta geçerek) kullanarak bir yayaya çarpmış ve yayanın yaralanmasına neden olmuştur. Hukuki analiz: Müdür A’nın bu eylemi, her ne kadar trafik kurallarının kişisel ihlali olsa da, şirkete ilişkin taşıma/toplantı görevinin ifası sırasında gerçekleşmiştir. Bu durum, TTK m. 632 uyarınca fonksiyonel bağı tesis eder. Yaya, uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini için yalnızca A'ya değil, doğrudan doğruya limited şirkete karşı da haksız fiil davası açabilir. Şirket zararı ödedikten sonra, kusurlu müdür A'ya TTK m. 553 ve TBK rücu kuralları gereği dönecektir.
Olay 2: (X) Limited Şirketi'nin tek müdürü olan (B), sektördeki rakip konumunda olan (Y) Anonim Şirketi'nin ürünleri hakkında gerçeğe aykırı ve kötüleyici beyanları, (X) Limited Şirketi'nin kurumsal sosyal medya hesaplarından ve bültenlerinden yayınlamış; rakip firmanın ticari itibarını zedeleyerek pazar payını şirketi lehine artırmıştır. Hukuki analiz: Müdür (B)’nin bu eylemi, doğrudan doğruya şirketin ticari faaliyeti çerçevesinde ve şirket menfaatine işlenmiş bir "haksız rekabet" (TTK m. 54 vd.) fiilidir. Eylem kasten yapılmış bir haksız fiil olup, organ sıfatını taşıyan (B) tarafından ifa edildiği için TTK m. 632 bağlamında (X) Limited Şirketi bu zarardan doğrudan ve müteselsilen sorumludur. (Y) Anonim Şirketi, maddi/manevi tazminat ile haksız rekabetin men'i davalarını (X) Limited Şirketi tüzel kişiliğine yöneltebilir.
Doktrinde, TTK m. 632 hükmü incelenirken lafzi açıdan bir eksikliğe sıkça işaret edilmektedir. Anonim şirketlere ilişkin TTK m. 371/5 fıkrasında "Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır" [9] denilerek rücu kurumu kanun metninde açıkça belirtilmiştir. Ancak limited şirketleri düzenleyen TTK m. 632 hükmünde bu ifadeye bilhassa yer verilmemiştir [1].
Bu eksiklik, limited şirket yöneticilerine rücu edilemeyeceği şeklinde dar bir yoruma yol açmamalıdır. TTK m. 553 uyarınca şirkete zarar veren müdürlerin kusur temelli sorumluluğunun açıkça benimsenmiş olması [10] ve TBK’nın teselsül ilişkisindeki iç rücu prensipleri uyarınca bu rücu mekanizması tabiatıyla işletilecektir. Bununla beraber, kanun koyucunun sermaye şirketlerine ilişkin yeknesaklığı sağlamak adına sonraki reform süreçlerinde TTK m. 632 hükmüne "Şirketin rücu hakkı saklıdır" ibaresini eklemesi, normatif bütünlük ve kanun tekniği açısından yerinde bir adım olacaktır.
Ayrıca, "görevin ifası sırasında" kavramının sınırları güncel ticari ilişkilerde ve özellikle dijital ortamlardaki faaliyetlerde (örneğin sosyal medyada yöneticinin şahsi hesabından ancak şirket uzantısıyla yaptığı beyanlarda) belirsizleşebilmektedir. İlliyet bağının sınırlarının sınırlarının yargı içtihatlarıyla daraltılıp genişletilmesi yerine, çağdaş şirketler hukuku doktrini ışığında objektif ve öngörülebilir kriterlerin Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları ile netleştirilmesi bir ihtiyaç olarak belirmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.