**II
- Olağanü stü giderlerin karşılanması**
Madde 117 - (1) Acente, yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptıklarından ancak olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.
**II
Madde 117 - (1) Acente, yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptıklarından ancak olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 117. maddesi, acentelik sözleşmesinin ifası aşamasında ortaya çıkan masrafların taraflar arasındaki dağılımını düzenleyen temel bir hükümdür. Madde lafzında, "Acente, yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptıklarından ancak olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir" denilmek suretiyle, acentenin kural olarak kendi ticari faaliyetini sürdürürken katlandığı olağan giderleri müvekkilinden talep edemeyeceği, talep hakkının münhasıran "olağanüstü" nitelikteki giderler için söz konusu olduğu hüküm altına alınmıştır [1, 2].
Bu düzenlemenin temelinde, acentenin hukuki statüsü yatmaktadır. Acente, ticari mümessil veya ticari vekil gibi müvekkiline bir hizmet akdiyle bağımlı çalışan bir kimse olmayıp, bizzat kendisi de bir ticari işletme işleten bağımsız bir tacir yardımcısıdır [1, 3]. Bağımsız bir işletme sahibi olması hasebiyle, kendi işletmesinin idamesi ve olağan faaliyetlerinin yürütülmesi için gereken masrafları, ticari riskin bir parçası olarak bizzat kendi malvarlığından karşılamakla yükümlüdür [1]. Acentenin asli kazancı olan "ücret (komisyon)", zaten bu tür olağan işletme giderlerinin karşılığını da barındıran, kendi kar marjını ihtiva eden bir meblağdır [1, 4]. Kanun koyucu, acenteliğin bu bağımsız yapısını dikkate alarak masraf taleplerini sınırlı tutmuş ve kural olarak yalnızca olağanüstü giderlerin müvekkile rücu edilebileceği esasını benimsemiştir [1].
Kanun maddesinin mefhum-u muhalifinden anlaşıldığı üzere, acente yükümlülüklerini yerine getirmek için yaptığı "olağan" masrafları müvekkilden talep edemez [1, 2]. Doktrinde Sabih Arkan ve Şaban Kayıhan gibi müelliflerin de altını çizdiği üzere, acentenin kira, ofis giderleri, personel maaşları, mutat iletişim masrafları, kırtasiye, mutat reklam ve pazarlama giderleri ile müşteri ziyaretleri için yapılan seyahat harcamaları olağan giderler kapsamındadır. Acente bağımsız bir tacir sıfatıyla kâr elde etme amacıyla faaliyet gösterdiğinden, işletme faaliyetinin doğal bir neticesi olan bu maliyetlere bizzat katlanmalıdır [1]. Bu tür giderler, acentenin müvekkilden aldığı ücrete (komisyona) dâhildir [1, 4].
Olağanüstü masraflar, acentenin mutat ticari faaliyeti sınırlarını aşan, müvekkilin özel talimatı ile veya müvekkilin çıkarlarını korumak maksadıyla acil ve zaruri durumlarda yapılan harcamaları ifade eder [1]. Doktrindeki yerleşik kabule göre olağanüstü masraflar; acentenin vekâletsiz iş gören sıfatıyla müvekkilinin menfaatini korumak için giriştiği işlerden kaynaklanan giderler yahut müvekkilin açık talimatına istinaden yapılan özel mahiyetteki harcamalardır [1, 5]. Yapılan bir masrafın olağanüstü olup olmadığı peşinen ve kategorik olarak belirlenemez; her somut olay bakımından, olayın kendine has koşulları (sözleşmenin niteliği, faaliyetin hacmi, sektörün ticari örf ve adetleri) dikkate alınarak hâkim tarafından ayrıca değerlendirilmelidir [5]. Özellikle, acentenin giriştiği olağanüstü masrafı gerektiren faaliyet olumlu bir sonuç doğurmamış, müvekkile somut bir fayda sağlamamış olsa dahi, masrafın yapıldığı andaki şartlar çerçevesinde makul ve gerekli görülmesi halinde, acentenin bu masrafların tazminini talep etme hakkı doğar [5].
Bu madde, Türk Ticaret Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) muhtelif hükümleriyle organik bir bağ içerisindedir:
Yargıtay kararlarında, acentenin gider talepleri incelenirken TTK m. 117 ve önceki mülga kanun hükümleri çerçevesinde "olağan" ile "olağanüstü" masraf ayrımı titizlikle yapılmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, talep edilen masrafın ticari işletmenin normal idamesi için yapılması gereken sıradan bir harcama mı olduğu, yoksa müvekkilin özel bir talimatına veya vekâletsiz iş görme kurallarına dayalı istisnai bir harcama mı olduğu hususu yargılamada çözülmesi gereken temel sorundur. Değerlendirme, mutlak surette somut olayın özelliklerine göre yapılmalıdır [5]. Yargıtay, bir harcamanın sonucunda müvekkilin fiilen zenginleşip zenginleşmediğine (olumlu sonuç verip vermediğine) bakılmaksızın, harcamanın yapıldığı andaki lüzum ve dürüstlük kuralı çerçevesinde tazmin kararı verilmesi gerektiğini benimsemektedir [5].
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Sigorta acentesi olarak faaliyet gösteren (A) A.Ş., müvekkil sigorta şirketi (M) A.Ş.'nin talimatı üzerine, sigorta poliçesine konu edilecek devasa bir endüstriyel tesisin risk durumu analizini yaptırmak amacıyla, alanında uzman bağımsız bir mühendislik firması ile anlaşmış ve bu kuruma yüksek miktarda ekspertiz ücreti ödemiştir. Tesisin sigortalanmasından daha sonra vazgeçilmiştir. (A), ödediği tutarı (M)'den talep etmektedir. Hukuki analiz: Sigorta acentelerinin aracılık ettiği veya akdettiği sigorta sözleşmesinin konusunu oluşturan menfaatin değerinin tespiti için yapılan inceleme ve risk analizi giderleri, kural olarak olağanüstü masraf teşkil eder [11]. Olayda harcama, müvekkilin talimatıyla gerçekleştirilmiştir [1]. Sözleşme akdedilmemiş ve faaliyet olumlu sonuç vermemiş olsa dahi, acente (A) yapmış olduğu bu masrafı TTK m. 117 uyarınca (M)'den talep edebilir [5]. Ayrıca TTK m. 118 ve m. 20/1 yollamasıyla, bu masrafın ödendiği tarihten itibaren kapital faizi de talep edilebilecektir [5, 7, 11].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (B) Pazarlama Ltd. Şti., müvekkili (X) Gıda A.Ş.'nin ürünlerini bölgesinde satmak üzere acentelik sözleşmesi akdetmiştir. (B), bölgesinde pazar payını artırmak için mutat olarak bölgesel radyolara reklam vermiş, ayrıca pazarlamacılarına araç tahsis ederek yüklü miktarda akaryakıt harcaması yapmıştır. Yıl sonunda beklenen kârı elde edemeyen (B), bu reklam ve ulaşım giderlerinin TTK m. 117 kapsamında müvekkil tarafından karşılanması için dava açmıştır. Hukuki analiz: Acente, sözleşme uyarınca bağımsız bir tacir sıfatıyla ticari işletmesini idame ettiren bir kişidir [1]. Olağan pazarlama faaliyetleri, reklam ve seyahat/ulaşım harcamaları, acentenin üstlendiği ticari faaliyetin ve kâr riskinin birer parçası olup "olağan giderler" kapsamındadır [1]. Müvekkilin özel bir talimatı bulunmadığından ve vekaletsiz iş görmeyi gerektiren acil/zaruri bir menfaat koruması söz konusu olmadığından, bu masraflar TTK m. 117 kapsamında "olağanüstü gider" olarak nitelendirilemez ve müvekkilden talep edilemez [1].
TTK m. 117 hükmünde sadece "olağanüstü giderlerin" talep edilebileceği belirtilmiş olmakla birlikte, kanun koyucu "olağan" ile "olağanüstü" gider arasındaki sınırın tespitine yönelik maddi bir ölçüt getirmemiştir [1, 5]. Doktrinde, ticari yaşamın hızlı akışı içerisinde bu sınırın tespitinin yargı mercileri için zorluk yarattığı ifade edilmektedir [5]. Ticari sözleşmelerin karmaşıklaşması ile birlikte, acentelik sözleşmelerinde tarafların hangi kalemleri "olağan", hangilerini "olağanüstü" sayacaklarını sözleşme serbestisi çerçevesinde açıkça tasnif etmeleri büyük önem arz etmektedir [12]. Aksi halde her somut olayda ayrı ayrı bilirkişi incelemesine ve hâkim takdirine başvurulması, usul ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkelerini zedeleyebilmektedir. Kanun metninde olağanüstü masrafa örnek teşkil edebilecek temel kategorilerin (örneğin müvekkilin ani talimatı veya acil muhafaza tedbirleri vb.) gösterilmesi, yorum farklılıklarını asgariye indirebilecek bir de lege ferenda (olması gereken hukuk) önerisi olarak ileri sürülebilir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.