5. Ticari satış ve mal değişimi
Madde 23 - (1) Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sö zleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır.
5. Ticari satış ve mal değişimi
Madde 23 - (1) Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sö zleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 23. maddesi, Birinci Kitap (Ticari İşletme), Birinci Kısım (Tacir) ve "Tacir Olmanın Hükümleri" alt başlığı içerisinde sistematize edilmiştir. Hüküm, ticari hayatın gerektirdiği sürat, güven ve rasyonellik ilkeleri doğrultusunda, ticari satış ve mal değişim sözleşmelerini adi (medeni) satışlardan ayırarak özel kurallara tabi tutmaktadır.
TTK m. 23/1, temel bir ilke olarak, maddedeki özel hükümler (kısım kısım ifa, alıcının temerrüdü, ayıp ihbar süreleri) saklı kalmak kaydıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde kural olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) satış ve mal değişim (trampa) sözleşmesine ilişkin hükümlerinin (TBK m. 207 vd. ve m. 282 vd.) uygulanacağını amirdir [1]. Yasa koyucu bu yönlendirme ile ticari satışı tümüyle Türk Borçlar Kanunu’ndan koparmamış; ancak ticari işlemlerin kendine özgü dinamiklerini korumak amacıyla istisnai ve emredici nitelikte özel düzenlemeler getirmiştir.
TTK m. 23’te yer alan "tacirler arasındaki satış" ibaresi, maddenin uygulanabilmesi için sözleşmenin her iki tarafının da tacir (TTK m. 12 vd.) sıfatını haiz olması gerektiğine işaret etmektedir [1, 2]. Bu noktada, lafzi yorum yapıldığında, taraflardan yalnızca birinin tacir olduğu (örneğin esnaf ile tacir veya tüketici ile tacir arasındaki) satışların TTK m. 23 kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucu çıkmaktadır [3]. Ancak, ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari iş sayıldığından (TTK m. 3) ve taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayıldığından (TTK m. 19/2), bu sınırlamanın kapsamı doktrinde yoğun tartışmalara konu olmuştur [2-4].
Sözleşmenin niteliği, tarafların amacı ve malın cinsi itibarıyla satışın kısım kısım ifasına (successive deliveries) imkân tanınan hâllerde, satıcının bir kısmın tesliminde temerrüde düşmesi veya eksik ifada bulunması durumunda alıcının yasal hakları sınırlandırılmıştır [5]. Alıcı, kural olarak fesih veya dönme haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir [6, 7]. Ancak, sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi, sözleşmeden beklenen genel yararı ortadan kaldırıyor, zayıflatıyor veya kalan kısmın gereği gibi ifa edilemeyeceğini açıkça gösteriyorsa, alıcı sözleşmenin tamamını feshedebilir [5, 8]. Bu bent, ticari sözleşmelerin ayakta tutulması (favor contractus) ilkesinin somut bir tezahürüdür.
Ticari satışlarda alıcının malı teslim almada temerrüde düşmesi (alacaklı temerrüdü), malın depolanması ve muhafazası ticari akışı bozacağından satıcıya özel bir hak tanınmıştır. Satıcı, mahkemeden malın satışına izin verilmesini talep edebilir [8, 9]. Mahkeme kararıyla bu satış, açık artırma yoluyla veya yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla gerçekleştirilir [8]. Satıcı dilerse, yetkilendirilen kişiye malın niteliklerini uzman aracılığıyla tespit ettirebilir. Satış bedelinden giderler düşüldükten sonra artan meblağ, satıcının takas hakkı saklı kalmak kaydıyla, alıcı adına bir bankaya (veya notere) depo edilir ve durum alıcıya derhal ihbar olunur [8, 10, 11].
Adi satışlarda ayıp ihbarı için öngörülen esnek süreler, ticari satımlarda yerini katı ve kısa hak düşürücü sürelere bırakmıştır. Malın teslimi anında açıkça belli olan ayıplar (açık ayıp) için alıcının iki gün içinde satıcıya ihbarda bulunması zorunludur [10, 12]. Eğer ayıp teslim anında açıkça belli değilse, alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmek ve ayıp tespit ederse aynı süre içinde durumu ihbar etmekle yükümlüdür [10, 12]. Bu iki ve sekiz günlük süreler, ticari işletmelerin hesaplarını ve stoklarını hızla kesinleştirmeleri amacına hizmet eder. Sekiz günlük incelemeyle dahi anlaşılamayacak nitelikteki gizli ayıplar için ise TBK m. 223/2 devreye girer; ayıp sonradan ortaya çıktığında "derhal" ihbar edilmelidir [10, 13, 14].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle Yargıtay 11. HD ve 19. HD), ticari satışlarda TTK m. 23/1-c hükmündeki ayıp ihbar sürelerini resen dikkate alınması gereken itirazlar değil, taraflarca ileri sürülmesi gereken defiler (külfetler) olarak değerlendirir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre:
Olay 1: Bir tekstil fabrikası (A A.Ş.), iplik üreticisi (B Ltd. Şti.) firmasından 10 ton endüstriyel iplik satın almıştır. İplikler 01.10.2023 tarihinde A A.Ş.'nin deposuna teslim edilmiştir. İplik ambalajları açılmadan depoya konmuş, 15.10.2023 tarihinde üretime başlanmak istendiğinde ipliklerin renklerinde bariz ve gözle görülür (açık) farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. A A.Ş., aynı gün B Ltd. Şti.'ye noter ihtarnamesi çekerek malları iade edip bedeli talep etmiştir. Hukuki analiz: Renk farklılığı gibi açık bir ayıp söz konusu olduğundan, TTK m. 23/1-c gereğince alıcı A A.Ş.'nin iki gün (veya inceleme gerektiriyorsa en geç sekiz gün) içinde durumu ihbar etmesi gerekirdi. İhbar 14 gün sonra yapıldığından, A A.Ş. malları bu hâliyle kabul etmiş sayılır ve ayıptan doğan haklarını kaybetmiştir.
Olay 2: Toptancı (C A.Ş.), perakendeci (D A.Ş.) ile yaptığı sözleşme gereği aylık 1.000 adet elektronik cihaz teslim edecektir. İlk iki ay teslimatlar sorunsuz yapılmış, üçüncü ay C A.Ş. stok sorunları nedeniyle teslimatı yapamamıştır. D A.Ş., üçüncü aydaki teslimatın yapılmaması gerekçesiyle sözleşmeyi geçmişe etkili olarak tümüyle feshettiğini bildirmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 23/1-a uyarınca, kısım kısım ifa edilebilir bir sözleşmede, ifa edilmeyen kısım nedeniyle sadece ifa edilmeyen kısma yönelik haklar kullanılabilir. Sözleşmenin tamamının feshedilebilmesi için, teslim edilmeyen kısım nedeniyle sözleşmeden beklenen yararın tümüyle zedelendiğinin D A.Ş. tarafından ispat edilmesi şarttır. Aksi hâlde geçmişe etkili tümden fesih haksız fesih niteliğindedir.
Doktrinde TTK m. 23/1'de yer alan "tacirler arasındaki satış" ibaresi ciddi şekilde eleştirilmektedir [2, 3, 32]. Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Hüseyin Ülgen, Sabih Arkan gibi otoriteler, TTK m. 19/2'de yer alan "taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, diğeri için de ticari iş sayılır" kuralı ile m. 23'teki ibarenin açıkça çeliştiğine işaret etmektedir [2, 3, 32]. Yasa metninde kullanılan "tacirler arasındaki" ifadesi dar ve teknik yorumlandığında, esnaf işletmesi (TTK m. 15) sınırlarını aşmayan alıcı veya satıcıların yer aldığı zincirleme ticari sözleşmelerde hukuki belirsizlikler doğmaktadır [23, 24, 33].
Ayrıca, günümüzün karmaşık, çok uluslu ve yüksek hacimli tedarik zincirleri dikkate alındığında, m. 23/1-c'de öngörülen iki ve sekiz günlük gözden geçirme ve ihbar sürelerinin son derece katı olduğu doktrinde savunulmaktadır. Çoğu kez teknolojik aletlerin, karmaşık makinelerin veya tonlarca hammaddenin bu süre zarfında tüm testlerden geçirilmesi fiziksel olarak imkansız olabilmektedir. Bu nedenle, Yargıtay'ın ve öğretinin, "gizli ayıp" kavramını geniş yorumlayarak hakkaniyeti sağlama arayışı haklı bir zorunluluktan doğmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.