3. İstemin şekli
Madde 29 - (1) Tescil istemi dilekçe ile yapılır. (2) Dilekçe sahibi kimliğini ispat etmek zorundadır. Dilekçedeki imza noterlikçe onaylanmışsa, ayrıca kimliğin ispatlanmasına gerek yoktur.
3. İstemin şekli
Madde 29 - (1) Tescil istemi dilekçe ile yapılır. (2) Dilekçe sahibi kimliğini ispat etmek zorundadır. Dilekçedeki imza noterlikçe onaylanmışsa, ayrıca kimliğin ispatlanmasına gerek yoktur.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, İkinci Kısmında düzenlenen "Ticaret Sicili" kurumu, ticari hayatta hukuki güvenliği, aleniyeti ve şeffaflığı sağlayan en temel mekanizmalardan biridir [1, 2]. Ticaret sicili, kural olarak "talep üzerine tescil" (istek sistemi) ilkesine dayanmaktadır; nitekim TTK m. 27/1 hükmü tescilin kural olarak istem üzerine yapılacağını belirtirken, TTK m. 29 hükmü bu istemin hangi şekil şartlarına tabi olarak gerçekleştirileceğini düzenlemektedir [3-5].
TTK m. 29, "İstemin şekli" başlığı altında, tescil talebinin somutlaşma biçimi olan "dilekçe" şartını ve bu dilekçeyi sunan kişinin "kimliğinin ispatı" hususunu düzenlemektedir [5]. Sicil sisteminin güvenilirliği, tescil talebinde bulunan iradenin gerçek ve yetkili bir kişiye ait olmasına bağlıdır. Bu bağlamda, kanun koyucu tescil isteminin mutlak surette yazılı bir dilekçe ile yapılmasını emretmiş ve yetkisiz kişilerin veya sahte kimliklerle sicile müdahale edilmesinin önüne geçmek amacıyla kimlik ispatı ile imza onayı (noterlikçe onay) mekanizmasını ihdas etmiştir [5, 6].
TTK m. 29/1 uyarınca, "Tescil istemi dilekçe ile yapılır" [5]. Bu hüküm, tescil sürecini başlatan irade beyanının yazılı şekil şartına tabi olduğunu göstermektedir. Ticaret sicili müdürlüğüne yapılacak başvuruların sözlü veya zımni yollarla yapılması mümkün değildir [6, 7]. Dilekçe, tescili talep edilen hususun sicil memuruna iletildiği kurucu bir usul işlemidir ve tescil sürecinin ilk aşamasını oluşturur [7]. Nitekim, sicil müdürlüğü tarafından ret, kabul veya geçici tescil kararı verilebilmesi için öncelikle usulüne uygun şekilde hazırlanmış bir dilekçenin varlığı aranmaktadır.
TTK m. 29/2 hükmü, "Dilekçe sahibi kimliğini ispat etmek zorundadır" diyerek tescil sürecindeki en kritik güvenlik supaplarından birini ortaya koymaktadır [5]. Sicilin olumlu ve olumsuz etkileri (TTK m. 36) ile görünüşe güven ilkesi (TTK m. 37) üçüncü kişiler üzerinde doğrudan hak doğurucu ve hak düşürücü sonuçlar yarattığından, tescili talep edenin kimliğinin doğruluğu hayati önem taşır [8, 9].
Aynı fıkranın devamında yer alan "Dilekçedeki imza noterlikçe onaylanmışsa, ayrıca kimliğin ispatlanmasına gerek yoktur" ifadesi ise ispat kolaylığı sağlayan bir karinedir [5]. Doktrinde de işaret edildiği üzere, dilekçedeki imzanın notere tasdik edilmemiş olması durumunda, sicil memuru anılan imzayı dosyada bulunan veya dilekçe ile beraber verilen onaylı imzalarla karşılaştırmakla görevlidir; sicil memuru gerekli görürse dilekçe altındaki imzanın da noter tarafından onaylanmasını talep edebilir [10]. Bu husus, ticaret sicili müdürünün şekli inceleme görevinin bir parçasıdır.
Yargıtay uygulamalarında ticaret siciline tescil isteminin şekli ve sicil müdürünün inceleme görevi bağlamında; tescil talebinin mutlaka "ilgili" sıfatını haiz kişilerce veya onların yetkili temsilcilerince, usulüne uygun şekilde ibraz edilecek dilekçelerle yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay, TTK m. 32 uyarınca sicil müdürünün şekli inceleme (dilekçe sahibinin kimliği, imzanın sıhhati, temsil yetkisinin varlığı vb.) yapmak zorunda olduğunu, bu şartları taşımayan dilekçelerin reddedilmesi gerektiğini ifade etmektedir [13, 15].
Özellikle sahte karar veya sahte imzalar ile ticaret siciline tescil talebinde bulunulması (örneğin görev süresi dolmuş veya azledilmiş kişilerin sahte imza ile işlem tesis etmesi) hallerinde Yargıtay, sicil memurunun önüne gelen dilekçe ve evraktaki imzaları, mevcut dosyadaki imza sirküleri ve beyannamelerle karşılaştırma yükümlülüğüne dikkat çekmektedir [10, 16, 17]. Kimlik ispatında tereddüt yaşanması halinde sicil memurunun TTK m. 29/2 uyarınca imzanın noter tasdikli olmasını isteme yetkisini kullanmamış olması, sicilin hukuka aykırı tutulması bağlamında sorumluluk doğurabilmektedir.
Olay 1 (kurmaca senaryo): Merkezi İstanbul'da bulunan bir limited şirketin müdürü olan (A), şirket adres değişikliğine ilişkin genel kurul kararının tescili için hazırladığı dilekçeyi adi yazılı şekilde (noter onayı olmaksızın) imzalayarak ticaret sicili müdürlüğüne sunmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 29/1 gereği istem dilekçe ile yapılmıştır. TTK m. 29/2 uyarınca dilekçe sahibinin kimliğini ispat etmesi gerekir. İmza noterlikçe onaylanmadığı için kimliğin ispatlanmış sayılmasına ilişkin karine devreye girmez [5]. Bu durumda ticaret sicili müdürü, dilekçedeki imzayı şirket dosyasında daha önce verilmiş olan imza beyannamesindeki imza ile karşılaştırmalıdır. Sicil müdürü, imzada bariz bir farklılık görür veya kimlik konusunda tereddüt yaşarsa, dilekçedeki imzanın noter tarafından tasdik edilmesini talep ederek veya başvuruyu reddederek işlemi durdurma yetkisine sahiptir [10].
Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir anonim şirket genel kurulunda alınan yönetim kurulu üyeliğinden azil kararının tescili için, şirkette hiçbir temsil yetkisi olmayan, salt küçük bir paya sahip olan ortak (B), kendi imzasını taşıyan ve noterce onaylatılmış bir dilekçe ile sicile tescil başvurusunda bulunmuştur. Hukuki analiz: Dilekçedeki imzanın noter tarafından onaylanmış olması, TTK m. 29/2 uyarınca yalnızca kimliğin ispatı şartını yerine getirir [5]. Ancak sicil müdürü, TTK m. 32 çerçevesinde yapacağı şekli incelemede, dilekçe sahibinin TTK m. 28 anlamında "tescili talep edebilecek yetkili kişi (temsilci/organ)" olup olmadığını da kontrol etmek zorundadır [6, 13]. Tüzel kişi adına tescil talebi, ancak tüzel kişinin yetkili organları veya yetkili temsilcileri tarafından yapılabileceğinden (TSY m. 22/1), kimliği noterce doğrulanmış olsa dahi (B)'nin yetkisizliği nedeniyle bu dilekçe reddedilmelidir [13, 18].
Ticaret hukuku doktrininde (örneğin Prof. Dr. Yaşar Karayalçın, Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Sabih Arkan gibi otoritelerin eserlerinde işaret edildiği üzere) ticaret sicilinin taşıdığı olumlu ve olumsuz güven etkisi, sicile yapılacak kayıtların muazzam bir titizlikle incelenmesini zorunlu kılar [8, 22]. TTK m. 29 hükmünün, tescili şarta ve ispat yüküne bağlaması, bu hukuk güvenliği ihtiyacının doğrudan bir tezahürüdür [2].
Bununla birlikte, modern ticaret hayatının ihtiyaçları (hız, teknoloji ve e-devlet entegrasyonu), TTK m. 29'daki geleneksel "dilekçe ve noter onayı" mekanizmasını MERSİS (Merkezi Sicil Kayıt Sistemi) ve güvenli elektronik imza (e-imza) altyapısı ile yeniden şekillendirmiştir. Nitekim Ticaret Sicili Yönetmeliği (TSY) hükümleri ve TTK m. 24 uyarınca elektronik ortamda yapılan kayıtlarda e-imza uygulaması, noter onayının fonksiyonunu dijital olarak yerine getirmektedir [23]. Doktrinde, noter onayının ve imza karşılaştırmasının yarattığı bürokratik engeller eleştirilmekle birlikte, sahteciliğin önlenmesi (hukuki güvenlik) için katlanılması gereken mecburi bir formalite olduğu kabul edilmektedir. Reform önerileri, sicil müdürlüklerinin veri tabanlarının Nüfus ve Vatandaşlık İşleri (MERNİS) ve Noterler Birliği entegrasyonlarının daha da derinleştirilerek, yetki ve kimlik denetiminin sıfır hata ile anlık olarak sistem üzerinden gerçekleştirilmesine odaklanmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.