2. Görünüşe güven
Madde 37 - (1) Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edi lmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur.
2. Görünüşe güven
Madde 37 - (1) Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edi lmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Ticaret Sicili" başlıklı İkinci Bölümü altında yer alan 37. madde, ticaret sicilinin aleniyeti ve hukuki güvenliğin sağlanması amaçlarına hizmet eden temel kurallardan biridir [1-3]. Ticaret sicilinin temel işlevi, ticari işletme ve tacirle ilgili hukuki önem arz eden bilgi ve işlemlerin kayıt edilerek alenileştirilmesini, böylece üçüncü kişilerin korunmasını ve ticari hayatta şeffaflığın tesis edilmesini sağlamaktır [1, 2].
TTK m. 36, ticaret siciline tescil ve ilanın olumlu ve olumsuz etkilerini düzenlerken; TTK m. 37, tescil işlemi ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde (TTSG) yapılan ilan arasında bir uyumsuzluk, yani maddi bir hata veya farklılık bulunması ihtimalinde devreye giren "görünüşe güven" (Vertrauensschutz) ilkesini ihdas etmiştir [4-6]. Hükmün konuluş amacı (ratio legis), ticaret sicilinin aleniyetine ve yayımlanan resmi bilgilere güvenerek ticari ilişkiler kuran iyiniyetli üçüncü kişilerin, idari veya teknik hatalar neticesinde ortaya çıkan aykırılıklardan zarar görmesini engellemektir [4, 7]. Kanun koyucu, bu madde ile tescil (sicil müdürlüğündeki asıl idari kayıt) ile ilan (TTSG'deki yayım) arasında bir çelişki doğduğunda, hukuki işlem güvenliğini sağlamak adına ibreyi, kamuoyuna duyurulan metin olan "ilan" lehine çevirmiş ve üçüncü kişilerin ilana olan güvenini koruma altına almıştır [7, 8].
Ticaret sicili işlemleri kural olarak tescil, tadil ve terkinden oluşmaktadır [9, 10]. Tescil, bir hukuki durumun ticaret sicili kütüğüne işlenmesi; ilan ise bu kaydın TTSG vasıtasıyla kamuoyuna duyurulmasıdır [11, 12]. TTK m. 37'nin uygulama alanının doğabilmesi için, öncelikle geçerli bir tescil işleminin bulunması, ancak bu tescil kütüğe doğru işlenmişken TTSG'deki yayımlanma aşamasında (örneğin dizgi, dizin veya bildirim hatası sebebiyle) gerçek durumdan farklı bir metnin ilan edilmiş olması gerekmektedir [4, 8]. Aykırılık, rakamsal bir hata, yetki sınırlarının yanlış yazılması veya temsilcilerin isimlerindeki harf hataları şeklinde tezahür edebilir.
Görünüşe güven ilkesi, hukukta yaratılan zahiri duruma haklı olarak güvenen iyiniyetli kişilerin korunması esasına dayanır. TTK m. 37 çerçevesinde bu ilke, üçüncü kişilerin ticaret sicili ilanlarına güvenerek yaptıkları işlemlerin geçerli kabul edilmesini sağlar [4, 7]. İlan edilen durum tescil edilen gerçek duruma aykırı olsa dahi, üçüncü kişi ilandaki duruma güvenerek bir sözleşme akdetmişse, bu sözleşme ilandaki şartlarla geçerli olarak doğmuş kabul edilir ve ticari işletme bu işlemle bağlı kalır [7].
Kanun metninde yer alan "tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edilmediği sürece" ibaresi, TMK m. 3'te yer alan iyiniyet karinesinin ticaret sicili hukukundaki somutlaşmış halidir [3]. Üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu, yani ilandaki aykırılıktan haberdar olmadığı asıldır. Eğer ticari işletme (veya ilgili tacir), üçüncü kişinin ilandaki hataya rağmen sicildeki gerçek tescili bildiğini iddia ediyorsa, bu durumu (üçüncü kişinin kötüniyetini) ispatla mükelleftir [7]. İspat edilemediği takdirde görünüşe güven mutlak surette korunur.
Yargıtay kararlarında ticaret sicilinin aleniyeti ve görünüşe güven ilkesi, işlem güvenliğinin (Verkehrsschutz) temel teminatı olarak kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, ticaret siciline tescil ve ilan edilen hususlar, üçüncü kişilerin iyiniyetli hak iktisaplarında mutlak bir koruma sağlar.
Yargıtay uygulamalarında özellikle şirket temsilcilerinin yetki sınırlarına ilişkin tescil ve ilan uyuşmazlıkları sıkça görülmektedir. Şayet sicil memurluğundaki asıl dayanak belgede (örneğin genel kurul veya yönetim kurulu kararında) temsilcinin yetkisi müşterek imza şartına veya miktar sınırına bağlanmış, ancak bu durum TTSG'de "münferit yetki" veya "sınırsız yetki" olarak yayımlanmışsa, Yargıtay, üçüncü kişilerin TTSG'deki yayıma dayanarak yaptıkları işlemleri şirket açısından bağlayıcı kabul etmektedir. Şirketin bu işlemden kurtulabilmesi için, Yargıtay katı bir ispat kuralı arar: Şirket, karşı tarafın (üçüncü kişinin) TTSG'yi değil, gerçek tescil belgelerini bizzat gördüğünü veya işlemin niteliği gereği bu hatayı kesinlikle bildiğini kesin delillerle ispatlamalıdır [7]. Kötüniyet ispatlanamadığı sürece TTK m. 37 lafzı sıkı bir şekilde uygulanır.
Olay 1 (Temsil Yetkisinde Rakamsal Hata): Olay: A Anonim Şirketi yönetim kurulu, şirket genel müdürü (B)'ye 500.000 TL'ye kadar münferit temsil yetkisi vermiştir. Bu karar usulüne uygun şekilde ticaret siciline tescil edilmiştir. Ancak TTSG'deki ilan aşamasında bir dizgi hatası yapılarak genel müdür (B)'nin yetki sınırı "5.000.000 TL" olarak yayımlanmıştır. Bu ilana güvenen (C) A.Ş., (B) ile A Anonim Şirketi adına 3.000.000 TL bedelli bir tedarik sözleşmesi imzalamıştır. A Anonim Şirketi, yetki sınırının aşıldığını belirterek sözleşmeyle bağlı olmadığını iddia etmektedir. Hukuki Analiz: TTK m. 37 uyarınca, tescil edilen durum (500.000 TL) ile ilan edilen durum (5.000.000 TL) arasında açık bir aykırılık bulunmaktadır. Üçüncü kişi (C)'nin ilan edilen duruma olan güveni kanunen korunur [3, 7]. A Anonim Şirketi, (C)'nin aslında tescil edilen 500.000 TL'lik sınırı bildiğini ispat edemediği sürece sözleşme şirket için bağlayıcıdır. Şirketin maruz kaldığı bu idari zarar için, şartları varsa TTK m. 25/2 kapsamında ilgili sicil müdürlüğüne ve Devlete rücu etme imkânı saklıdır [16, 17].
Olay 2 (Ortaklıktan Ayrılma ve İlan Hatası): Olay: Limited şirket ortağı (X), paylarını (Y)'ye devrederek ortaklıktan ayrılmış ve bu husus ticaret siciline tescil edilmiştir. Ancak TTSG'deki ilanda, ortaklıktan ayrılan kişinin (X) değil, diğer ortak (Z) olduğu yazılmıştır. İlana güvenen banka, kredi borçları sebebiyle (X)'e başvurmuş, (X) ise tescili göstererek sorumluluğunun doğmadığını savunmuştur. Hukuki Analiz: TTK m. 37 burada bankanın ilana güvenini korur mahiyettedir. Tescil ile ilan arasında farklılık vardır [4, 7]. Banka, gerçek tescili (X'in ayrıldığını) bildiği ispatlanana kadar ilana (Z'nin ayrıldığına, X'in hala ortak olduğuna) güvenerek hareket edebilir. Fakat limited şirket hisse devirlerinde ve amme alacaklarında yasa gereği tescilin kurucu veya açıklayıcı etkisinin çatıştığı özel kanun hükümleri de devreye girmekle birlikte, ticari alacaklar bakımından bankanın (X)'e yönelimi ilk etapta haklı görülecek; (X)'in bankanın gerçeği bildiğini ispatlaması gerekecektir.
Türk Ticaret Kanunu doktrininde TTK m. 37 hükmü, lafzi formülasyonu bakımından yoğun tartışmalara sahne olmuştur. Hükmün lafzı, "Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde" şeklinde başlar [3]. Bu dar lafzi ifade, görünüşe güvenin doğabilmesi için mutlaka ortada yapılmış bir "tescil" işleminin bulunmasını şart koşmaktadır [19].
Doktrindeki temel kırılma noktası şudur: Tescil edilmeyen bir hususun salt ilan edilmesi (örneğin tescil talebi reddedildiği halde, teknik bir hatayla TTSG'de yayımlanması) durumunda TTK m. 37 uygulanacak mıdır? Katı ve lafzi yorumu benimseyen yazarlar, maddenin uygulanması için bir tescilin şart olduğunu, tescil yoksa ilanın tek başına görünüşe güven yaratamayacağını ve m. 37'nin uygulanamayacağını savunurlar [19, 20].
Buna karşın, başta Mehmet Bahtiyar, Sabih Arkan ve mehaz Alman Hukuku (HGB § 15/3) perspektifini savunan modern doktrin yazarları, bu lafzi yorumun hukukun amacına (teleolojik yoruma) aykırı olduğunu belirtirler [20-22]. HGB § 15/3'te, "Yanlış bir şekilde ilan edilirse, üçüncü kişi ilan edilen duruma dayanabilir" denilerek, tescilin varlığı şart koşulmamıştır [21]. Hukuki işlem güvenliği ve ticari hayatın gereksinimleri dikkate alındığında, hiç tescil yapılmamış olsa dahi Resmi Gazete'de yayımlanan tamamen asılsız veya hatalı bir ilana güvenen iyiniyetli üçüncü kişinin de TTK m. 37 (kıyasen) veya genel hukuk ilkeleri çerçevesinde korunması gerektiği kuvvetle savunulmaktadır [22]. Kanun koyucunun, mehaz kanundan çeviri yaparken lafzi bir daraltmaya gitmesinin amaca hizmet etmediği ve bu durumun muhtemel yasa değişiklikleriyle HGB § 15/3'e tam uyumlu hale getirilmesi gerektiği öğretide haklı bir eleştiri olarak dile getirilmektedir [22, 23].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.