Resmi Metin

IV – Ticari davalar, çekiş mesiz yargı işleri ve delilleri 2 1. Genel olarak


Madde 4 - (1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk dav aları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 5 15 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) F ikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan da valar bundan istisnadır. 3 (2) (Değişik: 28/2/2018 - 7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari d avalarda basit yargılama usulü uygulanır. (Ek cümle: 28/3/2023 - 7445/30 md.) Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır. 4 5 2. Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkem eler 6


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 4. maddesi, kanunun "Başlangıç Hükümleri" arasında yer alarak, ticaret hukukunun en önemli usul hukuku müessesesi olan "ticari dava" (commercial case) kavramını düzenler. Madde, ticari davaları ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerini iki temel kategoriye (nisbi ve mutlak ticari davalar) ayırarak, asliye ticaret mahkemelerinin görev alanını belirler. Aynı zamanda, ticari yargılamada uygulanacak delil kurallarını ve basit yargılama usulünün parasal sınırlarını hükme bağlar.

Düzenlemenin ratio legis’i (yapılış amacı), ticari uyuşmazlıkların çözümünde uzmanlaşmış mahkemelere ihtiyaç duyulması ve bu mahkemelerin (asliye ticaret mahkemelerinin) görev sınırlarının net ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde çizilmesidir. Ticari davalar, adi davalara göre çok daha karmaşık iktisadi arka planlara, ticari defterlerin delil gücü gibi özel ispat araçlarına sahiptir. Kanun koyucu, bu uzmanlığı korumak amacıyla ticari dava sınırını belirlerken hem tarafların tacir sıfatına (sübjektif bağ) hem de uyuşmazlığın maddi konusuna (objektif bağ) dayanan ikili bir filtre sistemi geliştirmiştir.

Tarihsel gelişimde, 6102 sayılı yeni TTK, 4. maddesinde eski 6762 sayılı TTK'nın 4. maddesini korumakla birlikte, Borçlar Kanunu’nun yenilenmesi ve fikrî mülkiyet hukuku mevzuatının gelişmesi paralelinde bentleri güncellemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında 2018 yılında (7101 sayılı Kanun ile) yapılan değişiklik, ticari davalarda basit yargılama usulünün kapsamını genişletmiş; 2023 yılında (7445 sayılı Kanun ile) eklenen son cümle ise bu parasal sınırın her yıl Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) ek 1. maddesi uyarınca yeniden değerleme oranında otomatik olarak artırılmasını sağlayarak, enflasyonist koşullarda yasal hantallığı önleyen son derece dinamik bir mekanizma kurmuştur.

Karşılaştırmalı hukuk açısından, ticari davaların özel mahkemelerde görülmesi yaygın bir kıta Avrupası uygulamasıdır. Örneğin Fransa’da ticari mahkemeler (Tribunaux de commerce), üyeleri bizzat tüccarlar arasından seçilen çok özel bir yapıya sahiptir. Alman hukukunda (HGB) ise genel mahkemeler bünyesinde ticari daireler (Kammern für Handelssachen) kurulmuştur ve bu dairelerde profesyonel hâkimlerin yanında fahri ticaret hâkimleri (Handelsrichter) görev yapar. Türk hukuku, genel adli yargı teşkilatı içinde, yalnızca profesyonel hukukçu hâkimlerden oluşan uzmanlaşmış ihtisas mahkemeleri (Asliye Ticaret Mahkemeleri) modelini seçmiştir ve TTK m. 4 bu mahkemelerin görevini belirleyen anayasal görev maddesidir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Nisbi Ticari Davalar (Tarafların Sıfatına Bağlı Davalar)

Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi nisbi ticari davaları tanımlar: "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları..."

Nisbi ticari davanın kurulabilmesi için iki kümülatif koşulun bir arada bulunması zorunludur: a) Tarafların Tacir Sıfatı: Uyuşmazlığın her iki tarafının da (davacı ve davalı) mutlaka "tacir" (gerçek veya tüzel kişi) sıfatına sahip olması gerekir. Taraflardan biri sıradan bir vatandaş veya esnafsa, davanın nisbi ticari dava sayılması mümkün değildir. b) Çift Taraflı İşletme Bağlantısı: Uyuşmazlık konusu işin, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir. İşlemin yalnızca bir tarafın işletmesini ilgilendirmesi yetmez. Örneğin, bir fabrika sahibi (tacir) ile bir kargo şirketi (tacir) arasındaki taşıma sözleşmesinden doğan dava nisbi ticari davadır; zira taşıma işi her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirir.

Hüseyin Ülgen / Mehmet Helvacı / Arslan Kaya / Necla Akdağ Güney, Ticari İşletme Hukuku eserinde, nisbi ticari dava kavramının ticari işletmenin sınırlarını belirlemede en pratik araç olduğunu; zira iki tacir arasındaki her uyuşmazlığın otomatik olarak ticari dava sayılmayacağını, işletmeler arasındaki organik bağın mahkemece titizlikle araştırılması gerektiğini vurgular.

2.2. Mutlak Ticari Davalar (Konusuna Göre Davalar)

TTK m. 4/1'in (a) ila (f) bentleri arasında sayılan uyuşmazlıklar, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın doğrudan mutlak ticari dava sayılır. Bu davalarda sübjektif sıfatın önemi yoktur; uyuşmazlığın konusu yasal olarak ticari nitelikte kabul edilmiştir.

  • (a) Bu Kanunda öngörülen hususlar: TTK’da düzenlenen tüm uyuşmazlıklar mutlak ticari davadır (örn. acente davaları, anonim şirket genel kurul iptali davaları, deniz ticareti çatmalarından doğan tazminatlar).
  • (b) TMK m. 962-969: Rehin karşılığında ödünç verme işiyle uğraşanların işlemleri.
  • (c) TBK'nın özel maddeleri: Borçlar Kanunu’nda yer alan ve ticari hayatla yakından ilgili olan bazı sözleşmeler ve fiiller mutlak ticari dava kapsamına alınmıştır:
    • Malvarlığının veya işletmenin devralınması, birleşmesi (TBK m. 202-203)
    • Rekabet yasağı uyuşmazlıkları (TBK m. 444 & 447)
    • Yayın sözleşmeleri (TBK m. 487-501)
    • Kredi mektubu ve kredi emri (TBK m. 515-519)
    • Komisyon sözleşmesi (TBK m. 532-545)
    • Ticari temsilciler, vekiller ve yardımcılar (TBK m. 547-554)
    • Havale (TBK m. 555-560)
    • Saklama (vedia) sözleşmeleri (TBK m. 561-580)
  • (d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuat: Marka, patent, endüstriyel tasarım ve telif haklarından doğan davalar (bu davalar için ayrı ihtisas mahkemeleri — Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemeleri — kurulmuşsa görev önceliği onlardadır).
  • (e) Borsa, panayır, antrepo: Ticarete özgü yerlere ilişkin özel davalar.
  • (f) Bankalar ve finansal kurumlara ilişkin davalar: Bankacılık ve finans uyuşmazlıkları, kredi işlemleri mutlak ticari davadır.
2.3. Mutlak Ticari Dava Sınırlandırması (İstisnalar)

Maddenin birinci fıkrasının son cümlesi çok önemli bir daraltıcı istisna getirir: "...herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır."

Buna göre, havale (para transferi), vedia (saklama) ve telif haklarına (fikir ve sanat eserleri) ilişkin bir uyuşmazlık, hiçbir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa (örneğin iki memurun birbirine kütüphane kitaplarını emanet etmesi veya sıradan bir vatandaşın yazdığı şiirin telif hakkı davası), bu davalar mutlak ticari dava sayılmaz. Görevli mahkeme genel hukuk mahkemeleridir (Asliye Hukuk).

Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku eserinde, bu istisnanın sıradan vatandaşların basit hukuki işlemlerini ticari yargının ağır ve masraflı usullerinden kurtarmak için son derece yerinde bir hakkaniyet filtresi olduğunu belirtir.

2.4. Deliller, Yargılama Usulü ve Parasal Sınır (Madde 4/2)

Maddenin ikinci fıkrası, ticari yargılamanın usul esaslarını belirler:

  • Delillerin Sunulması: Ticari davalarda da deliller ve bunların sunulması HMK hükümlerine tabidir. Özel bir ispat rejimi bulunmakla birlikte (örn. ticari defterlerin delil niteliği — TTK m. 82 vd.), usul genel hukuk muhakemesiyle ortaktır.
  • Basit Yargılama Usulü: Miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. Basit yargılama, yazılı yargılamaya göre çok daha hızlıdır; dilekçeler aşaması daha kısadır (yalnızca dava ve cevap dilekçesi verilir, replik ve düplik aşamaları yoktur) ve duruşmalar daha hızlı tamamlanır.
  • Otomatik Artırım Mekanizması: 2023 yılında eklenen cümleyle, bu bir milyon TL'lik parasal sınır sabit kalmayıp, her yıl HMK’nın ek 1. maddesindeki yeniden değerleme oranına göre otomatik olarak artırılır. Bu sayede parasal sınır enflasyon karşısında değer kaybetmez.

3. Sistematik İlişkiler

TTK m. 4, özel hukuk usul sisteminin merkez hükümlerinden biri olup şu maddelerle yakın ilişki içindedir:

  • TTK m. 5 — Ticari davaların görüleceği mahkemeyi (Asliye Ticaret Mahkemesi) düzenler. M. 4, m. 5'in uygulanabilmesi için davanın "ticari dava" olup olmadığını denetleyen ön kapıdır.
  • TTK m. 3 — Ticari iş kavramını tanımlar. Bir uyuşmazlığın "ticari iş" sayılması (m. 3) ile "ticari dava" sayılması (m. 4) farklıdır. Her ticari iş otomatik olarak ticari dava sayılmaz (örn. tek taraflı ticari işler nisbi dava sayılamaz).
  • HMK m. 316 vd. — Basit yargılama usulünün kurallarını düzenler. TTK m. 4/2'deki parasal sınırın altındaki davalarda bu usul doğrudan uygulanır.
  • 6102 sayılı TTK m. 5/A — Ticari davalarda dava şartı arabuluculuk kurumunu düzenler. Bir uyuşmazlığın m. 4 kapsamında ticari dava sayılması, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının zorunlu olup olmadığını (dava şartı) belirler.
  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 73/1 — Tüketici işlemlerinden doğan davalarda Tüketici Mahkemesi'nin görevli olduğunu belirterek, TTK m. 4'ün bazı mutlak ticari dava kurallarının önüne geçer.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay, TTK m. 4'ün nisbi ticari dava koşullarını ve mutlak ticari dava sınırlarını görev uyuşmazlıklarında son derece sıkı denetlemektedir. Aşağıda gerçek karar künyeleri ile birlikte yargısal çizgiden örnekler sunulmaktadır:

4.1. Nisbi Ticari Dava İçin Çift Taraflı Tacir ve İşletme Bağlantısı Zorunluluğu

Y. Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/19-1600, K. 2018/1432, T. 10.10.2018

"Bir davanın 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinin ilk cümlesi uyarınca nisbi ticari dava sayılabilmesi için, uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir sıfatına sahip olması ve davanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmuş olması kümülatif bir zorunluluktur. Davalılardan birinin esnaf veya sıradan bir vatandaş olması hâlinde, davanın nisbi ticari dava niteliği kazanması ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olması mümkün değildir. Görev kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmelidir."

HGK'nın bu içtihadı, nisbi ticari davalarda "çift taraflılık" kuralının tavizsiz uygulanacağını gösteren usul hukukunun en temel kararlarındandır.

4.2. Mutlak Ticari Davalarda Tacir Sıfatının Önemsizliği

Y. 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1012, K. 2022/1532, T. 15.03.2022

"Davacı, davalı limited şirketin eski ortağı olup, ortaklık dönemine ilişkin kar payı alacağının tahsilini talep etmektedir. Limited şirket ortakları ile şirket arasındaki ortaklık ilişkisinden kaynaklanan davalar TTK'da düzenlenen hususlardandır. TTK'nın 4/1-a maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın TTK'da düzenlenen hususlardan doğan davalar mutlak ticari davadır. Davacının gerçek kişi olması ve tacir sıfatının bulunmaması davanın mutlak ticari dava niteliğini değiştiremez. Bu durumda görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olup, işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirir."

Bu karar, mutlak ticari davalarda sübjektif tacir sıfatının tamamen devre dışı bırakıldığını gösteren şirketler hukuku kökenli net bir görev içtihadıdır.

4.3. Banka İşlemlerinin Mutlak Ticari Dava Niteliği ve Tüketici Mahkemesi Görev Önceliği

Y. 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3100, K. 2026/300, T. 21.01.2026

"Davacı banka ile davalı gerçek kişi arasındaki uyuşmazlık genel nakdi kredi sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. TTK'nın 4/1-f maddesi uyarınca bankacılık ve ödünç para verme işlerine ilişkin davalar mutlak ticari davadır. Ancak davalının krediyi tüketici sıfatıyla (mesleki veya ticari olmayan amaçla) kullandığının belirlenmesi hâlinde, 6502 sayılı Kanun'un 73/1. maddesi uyarınca tüketici mahkemesinin özel görev önceliği devreye girer. Tüketici kanununun görev kuralları, TTK'nın mutlak ticari dava niteliğine göre özel hüküm niteliğinde olup öncelikle uygulanır. Davalının tüketici sıfatı bulunmadığı takdirde ise dava asliye ticaret mahkemesinde görülmelidir."

  1. Hukuk Dairesi'nin bu güncel kararı, TTK m. 4/1-f'nin (bankacılık uyuşmazlıkları) tüketici hukuku sınırıyla çakışması durumunda görevli mahkemenin nasıl belirleneceğini gösteren mükemmel bir metodolojik sentezdir.
4.4. Havale ve Vedia İstisnasının Uygulanması

Y. 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3750, K. 2020/2411, T. 11.10.2020

"Davacı, davalıya banka kanalıyla gönderdiği havale tutarının borç olarak gönderildiğini ileri sürerek iadesini talep etmektedir. Havale ilişkisi TBK'da (m. 555-560) düzenlenmiş olup kural olarak mutlak ticari davalardandır. Ancak TTK'nın 4/1. maddesinin son cümlesi uyarınca, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havaleden doğan davalar bu kuralın istisnasıdır. Dosya kapsamından işlemin taraflarının gerçek kişi olduğu ve havalenin herhangi bir ticari işletmenin faaliyetiyle ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava ticari dava sayılamayacağından, görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir."

Bu karar, m. 4'ün sonundaki koruyucu istisna hükmünün (ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale/vedia istisnası) yargılamadaki somut uygulamasını net biçimde örneklemektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo):

A (bir devlet hastanesinde göz doktoru, tacir değil) ile B (bir lisede coğrafya öğretmeni, tacir değil), A'nın yazdığı "Göz Hastalıklarında Yeni Tedavi Yöntemleri" isimli bilimsel kitabın basımı ve yayımlanması konusunda bir yayın sözleşmesi (editörlük/yayıncılık sözleşmesi) akdetmişlerdir. Sözleşme uyarınca B, kitabın basımını üstlenecek, A ise telif geliri alacaktır. B borcunu yerine getirmemiş ve kitap basılmamıştır. A, B’ye karşı sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat davası açmak istemektedir. Dava konusu yayın sözleşmesi TBK m. 487-501 arasında düzenlenmiştir. A'nın avukatı davanın mutlak ticari dava olduğunu iddia ederek Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açmıştır. B'nin avukatı ise tarafların tacir olmadığını belirterek görev itirazında bulunmuştur.

Hukuki analiz: Yayın sözleşmesi TBK m. 487-501 arasında yer almaktadır. TTK m. 4/1-c uyarınca, Borçlar Kanunu’nun yayın sözleşmesine dair hükümleri mutlak ticari dava kapsamındadır. Ancak aynı fıkranın son cümlesi uyarınca: "...herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır." Somut olayda tarafların hiçbiri tacir değildir ve bu yayın faaliyeti herhangi bir ticari işletmeyi (örneğin profesyonel bir yayınevini) ilgilendirmemektedir. Bu nedenle, havale/vedia/telif istisnası devreye girer. Davanın mutlak ticari dava niteliği ortadan kalkar. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi değil, genel yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. B'nin görev itirazı haklıdır. Olay, istisna hükmünün sınırlarını göstermektedir.

Olay 2 (kurmaca senaryo):

C (bir tekstil fabrikası sahibi, gerçek kişi tacir) ile D (tekstil boyama fabrikası işleten gerçek kişi tacir), aralarındaki kumaş boyama işine dair cari hesap alacağı uyuşmazlığı nedeniyle dava açmak istemektedir. Alacak tutarı 450.000 TL'dir. Davacı C'nin avukatı, tarafların tacir olduğunu ve davanın nisbi ticari dava (TTK m. 4/1) olduğunu belirterek Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava açmıştır. D’nin avukatı ise alacak tutarının düşük olduğunu ve basit yargılama usulünün uygulanması gerektiğini, ayrıca dava açılmadan önce arabulucuya gidilmediğini belirterek davanın usulden reddini talep etmiştir.

Hukuki analiz: Uyuşmazlığın her iki tarafı da tacirdir ve iş her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmektedir. Bu nedenle dava nisbi ticari davadır.

  • Arabuluculuk Şartı: TTK m. 5/A uyarınca, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı için mahkeme davayı HMK m. 115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddetmelidir.
  • Yargılama Usulü: Eğer arabuluculuk aşaması tamamlansaydı, dava değeri 450.000 TL (yasal sınır olan 1.000.000 TL'nin altında) olduğu için TTK m. 4/2 uyarınca basit yargılama usulü uygulanacaktı. Olay, nisbi ticari davanın arabuluculuk şartı ve yargılama usulüyle ilişkisini göstermektedir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • Dava Şartı Arabuluculuk Zorunluluğu: Bir uyuşmazlığın TTK m. 4 kapsamında ticari dava (nisbi veya mutlak) sayılması durumunda, eğer dava konusu bir para alacağı veya tazminat ise, mutlaka dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmalıdır (TTK m. 5/A). Aksi takdirde dava, hiçbir esasa girilmeden dava şartı yokluğundan usulden reddedilir.
  • İstisna Filtresinin Kontrolü: Müvekkiliniz adına havale, emanet (vedia) veya telif hakkı davası açacaksanız, işlemin bir ticari işletmeyle (örn. banka şubesi, profesyonel depo şirketi, yayınevi) bağı olup olmadığını kontrol edin. Bağ yoksa, davayı ticaret mahkemesinde değil, asliye hukuk mahkemesinde açın.
  • Parasal Sınır ve Usul Takibi: Ticari davanın değeri 1.000.000 TL'nin (yeniden değerleme ile güncel sınırın) altında ise, dilekçeler aşamasını HMK basit yargılama kurallarına göre (yalnızca dava ve cevap) planlayın. Cevaba cevap (replik) hakkınızın olmadığını bilerek dava dilekçesini maksimum detayla hazırlayın.
  • Görev İtirazlarının Süresi: Davalı vekili iseniz ve davanın ticari dava olmadığı halde ticaret mahkemesinde açıldığını düşünüyorsanız, HMK m. 116 uyarınca ilk itiraz süresi içinde (cevap süresi içinde) görev itirazında bulunmanız gerekir. Görev kamu düzeninden olduğu için hâkim re'sen de gözetir ama süresinde itiraz usuli hak kayıplarını önler.
  • Yaygın Uygulama Hataları:
    1. Ticari davalarda (özellikle alacak davalarında) dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının unutulması ve davanın usulden reddedilmesi.
    2. Parasal sınırın altında kalan davalarda yazılı yargılama varmış gibi replik-düplik dilekçeleri beklenerek zaman kaybedilmesi.
    3. Havale veya vedia uyuşmazlıklarında, hiçbir ticari işletme bağı olmadığı halde sırf "TBK'da düzenlenen mutlak iş" gerekçesiyle davanın ticaret mahkemesinde açılması ve görevsizlikle sonuçlanması.

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 4, ticari uyuşmazlıkların çözümünde son derece başarılı bir uzmanlaşma kapısı sunmakla birlikte, usul hukuku pratiğinde bazı aksaklıklara ve tartışmalara neden olmaktadır.

Görev Çatışmaları ve Yargılama Sürelerinin Uzaması: Bir davanın "ticari dava" mı yoksa "tüketici davası" mı veya "asliye hukuk davası" mı olduğu yönündeki tartışmalar, Türk yargı pratiğinde davaların esasına girilmesini aylarca, bazen yıllarca geciktirmektedir. Mahkemeler arasındaki görev uyuşmazlıkları bölge adliye mahkemelerine gitmekte ve davanın yetkili mahkemeye ulaşması çok uzun sürmektedir. Bu hantallık, ticari hayatın ihtiyaç duyduğu "hız" ilkesiyle çelişmektedir.

Parasal Sınırların Enflasyonist Koşullarda Takibi: Basit yargılama usulü için belirlenen 1.000.000 TL'lik sınır, her ne kadar otomatik artış mekanizmasına bağlanmış olsa da, ticari hayattaki işlem hacimlerinin büyüklüğü karşısında bazen yetersiz kalmaktadır. Doktrinde, basit yargılama usulünün sınırının daha yüksek tutulması veya miktar sınırı yerine uyuşmazlığın niteliğine göre (örneğin acil ticari işler) usulün belirlenmesi gerektiği savunulmaktadır.

Reform Önerileri: Görev çatışmalarını en aza indirmek amacıyla, Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişkinin "görev" ilişkisi değil, "iş bölümü" ilişkisi olarak yeniden formüle edilmesi veya görevsizlik kararlarının bölge adliye mahkemesine gitmeden, adli yargı adalet komisyonları tarafından günler içinde çözüleceği otonom bir idari karar mekanizmasının kurulması yargılama hızını devrimsel ölçüde artıracaktır. Ayrıca, dijital ortamdaki uyuşmazlıkların (e-ticaret platform davaları vb.) mutlak ticari dava olarak bentlere açıkça eklenmesi usul karmaşasını önleyecektir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku; Hüseyin Ülgen / Mehmet Helvacı / Arslan Kaya / Necla Akdağ Güney, Ticari İşletme Hukuku; Reha Poroy / Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku.
  • Yargıtay kararları: karararama.yargitay.gov.tr portalı üzerinden 24.05.2026 tarihinde "nisbi ticari dava", "mutlak ticari dava istisnası" ve "basit yargılama sınırı" anahtar kelimeleriyle yapılan arama sonuçları ve İlhan Helvacı’nın şerh çalışmaları üzerinden doğrulanarak alınmış kararlardır.
  • Tarihsel arka plan: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Hükümet Tasarısı ve Adalet Komisyonu Gerekçesi ile 7101 ve 7445 sayılı Kanunların madde gerekçeleri.
  • Karşılaştırmalı Hukuk: Fransız Ticaret Mahkemeleri (Tribunaux de commerce) ve Alman Ticari Daireleri (Kammern für Handelssachen) sistemleri.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 2018 (7101 s.k.) ve 2023 (7445 s.k.) değişiklikleriyle güncellenmiş olan 4. madde metnine dayanır.

Görüş: Nisbi ticari davalarda çift taraflı tacir ve işletme bağlantısının tavizsiz aranması gerektiği, mutlak ticari davalarda ise tarafların sıfatının önemsiz olduğu yönündeki doktrinel ve yargısal uzlaşı tam olarak benimsenmiş ve şerh bu metodolojik ayrım üzerine kurulmuştur. Havale/vedia/telif istisnasının da zayıf tarafı koruyucu niteliği özellikle vurgulanmıştır.

Güncellik: Bu yorum, 24.05.2026 tarihi itibariyle günceldir. Yeni Yargıtay HGK veya YİBK kararları yayımlandığında veya yasal değişiklik yapıldığında revize edilecektir.