4. Karşılıklar
Madde 75 - (1) G erçekleşmesi şüpheli yükümlülük ve askıdaki işlemlerden doğabilecek muhtemel kayıplar için Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülen kurallara göre karşılık ayrılır.
4. Karşılıklar
Madde 75 - (1) G erçekleşmesi şüpheli yükümlülük ve askıdaki işlemlerden doğabilecek muhtemel kayıplar için Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülen kurallara göre karşılık ayrılır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), ticari işletme hukukuna ilişkin düzenlemelerinde şeffaflık, hesap verilebilirlik ve uluslararası muhasebe standartlarına uyum ilkelerini merkeze almıştır. Bu kapsamda, TTK'nın Birinci Kitap ("Ticari İşletme"), Beşinci Kısım ("Ticari Defterler"), İkinci Bölüm ("Açılış Bilançosu, Yılsonu Finansal Tabloları") başlığı altında yer alan 75. madde, finansal tablolara alınacak "Kalemlere İlişkin İlkeler" bağlamında "Karşılıklar" konusunu düzenlemektedir [1], [2], [3].
TTK m. 75/1 hükmü şu şekildedir: "Gerçekleşmesi şüpheli yükümlülük ve askıdaki işlemlerden doğabilecek muhtemel kayıplar için Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülen kurallara göre karşılık ayrılır." [3]
Bu düzenleme, ticaret hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "ihtiyatlılık ilkesi"nin (prudence concept) kanuni bir yansımasıdır. Nitekim TTK m. 78/1-d hükmünde açıkça ifade edildiği üzere değerleme ihtiyatla yapılmalı; bilanço gününe kadar doğmuş bulunan bütün muhtemel riskler ve zararlar, bilanço günü ile finansal tabloların düzenlenme tarihi arasında öğrenilmiş olsalar dahi dikkate alınmalıdır [4]. TTK m. 75, işletmenin gelecekte karşılaşabileceği ve malvarlığında azalmaya yol açacak olası risklerin, henüz kesinleşmeden bilançoda pasif bir kalem olarak gösterilmesini (karşılık ayrılmasını) zorunlu kılmıştır. Bu sayede, işletmenin kârı suni olarak şişirilmemiş ve şirketin gerçek finansal durumu (dürüst resim ilkesi) pay sahiplerine, alacaklılara ve kamuoyuna doğru bir şekilde yansıtılmış olur [5].
Muhasebe ve ticaret hukuku disiplinlerinde "karşılık", işletmenin geçmiş olaylardan kaynaklanan, yerine getirilmesi muhtemel olan ancak tutarı veya zamanlaması kesin olarak bilinmeyen yükümlülükleri için ayrılan tutarı ifade eder. Bilançonun pasif tarafında gösterilen karşılıklar, işletme bünyesinden ileride çıkması muhtemel ekonomik faydaların bugünden finansal tablolara yansıtılmasıdır. Öğretide ve uygulamada "borç ve gider karşılıkları" kapsamında, örneğin kıdem tazminatı hesapları bilançonun pasifinde bu mahiyette yer alır [6].
Bu kavram, doğmuş veya doğması kuvvetle muhtemel olan ancak kesinleşmesi belirli şartlara (örneğin bir yargı kararının sonucuna) bağlı olan borçları kapsar. İşletme aleyhine açılmış ve henüz derdest olan yüklü miktardaki tazminat davaları, vergi cezası ihbarnameleri veya ürün garanti taahhütleri gerçekleşmesi şüpheli yükümlülüklerdendir. TTK m. 75 uyarınca, bu tür yükümlülükler için riskin gerçekleşme ihtimali yüksekse finansal tablolarda mutlaka karşılık ayrılmalıdır [3].
Askıdaki işlemler, sözleşmenin her iki tarafınca da henüz tamamen ifa edilmemiş veya ifa sürecinde olan işlemlerdir. Eğer sözleşmenin ifası, işletme için elde edilecek ekonomik faydadan daha fazla maliyet (zarar) yaratacaksa (örneğin maliyetin piyasa dalgalanmaları sebebiyle fahiş oranda artması), bu tür "ekonomik değeri eksiye düşen sözleşmeler" için muhtemel kayıp karşılığı ayrılması gerekir [3].
TTK m. 75, karşılık ayrılmasının usul ve esaslarını belirleme işini doğrudan Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS) bırakmıştır [3]. TTK m. 88 hükmü gereğince, finansal tabloların düzenlenmesinde Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan TMS'ye uyulması emredici bir kuraldır [7]. Bu atıf, vergi odaklı muhasebe sisteminden çıkılarak evrensel, bilgi verici ve şeffaf muhasebe sistemine geçişin (TFRS/TMS) en somut göstergelerinden biridir [8], [9].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri, ticari işletmelerin ve şirketlerin uyuşmazlıklarında ticari defterlerin ve finansal tabloların delil niteliğini değerlendirirken, kanuna ve muhasebe standartlarına uygunluğu titizlikle incelemektedir. Özellikle iflasın ertelenmesi, iflas, borca batıklık ve kâr payı dağıtımı gibi davalarda Yargıtay;
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye pazarında faaliyet gösteren bir tekstil A.Ş. aleyhine, uluslararası bir marka tarafından patent ve marka ihlali gerekçesiyle çok yüksek meblağlı bir tazminat davası ikame edilmiştir. Faaliyet yılı sonu itibarıyla ilgili dava ilk derece mahkemesinde firmanın aleyhine sonuçlanmış ancak henüz kesinleşmemiştir. Şirket yönetimi, davanın kesinleşmediği gerekçesiyle yılsonu bilançosunda bu duruma ilişkin herhangi bir borç/karşılık kalemi göstermemiş ve ortaya çıkan fiktif yüksek kârı ortaklara dağıtma kararı almıştır. Hukuki analiz: Yönetim kurulunun bu işlemi TTK m. 75/1 ve m. 78/1-d hükümlerine açıkça aykırıdır. İlk derece mahkemesinde aleyhe sonuçlanmış dava, "gerçekleşmesi şüpheli yükümlülük" ve "muhtemel kayıp" teşkil eder [3], [4]. Yönetim, TMS hükümlerini dikkate alarak bu muhtemel zarar için karşılık ayırmakla mükelleftir. Karşılık ayrılmadığı için bilançodaki dürüst resim ilkesi (TTK m. 515) ihlal edilmiş ve haksız kâr dağıtımı söz konusu olmuştur.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Büyük ölçekli bir inşaat şirketi, döviz kurundaki fahiş artışlar nedeniyle ifası devam eden kamu ihalesi sözleşmelerinden ağır zarar edeceği öngörülen bir sürece girmiştir. Şirket, yapımını taahhüt ettiği projeyi mevcut şartlarda tamamlarsa sözleşme bedelinin çok üstünde bir maliyetle karşılaşacaktır. Hukuki analiz: Bu sözleşmeler, hukuken ifası süren ancak işletme aleyhine ekonomik eksiklik yaratacak olan "askıdaki işlemler" statüsündedir. TTK m. 75 uyarınca, bu askıdaki işlemlerden doğacak muhtemel kayıplar (zarar eden sözleşmeler) için şirketin finansal tablolarında ilgili muhasebe standartlarına göre derhal karşılık ayrılması gerekmektedir [3].
Türk Ticaret Kanunu'nun 75. maddesi, Türk ticaret ve muhasebe hukukunda yapısal bir reformun parçasıdır. Doktrinde (örneğin Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Sabih Arkan, Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler nezdinde), eski 6762 sayılı Ticaret Kanunu döneminde işletmelerin mali tablolarının çoğunlukla sadece "vergi ödememek" (matrahı düşük göstermek) veya "sunî kâr yaratmak" gibi sübjektif amaçlarla, vergi mevzuatına (VUK) göre şekillendirildiği eleştirilmekteydi [8].
6102 sayılı TTK ile birlikte ticaret hukukunda "bilgi toplumu" konseptine geçilmiş ve finansal tabloların salt vergi dairesini değil; yatırımcıyı, alacaklıyı ve kamuyu doğru bilgilendirmesi hedeflenmiştir [9]. TTK m. 75'in, hesaplamaların nasıl yapılacağını kanun metninde boğmak yerine esnek ve uluslararası nitelik taşıyan "Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS)" atıf yapması doktrince yerinde bulunmuştur [3], [7].
Bununla birlikte, uygulamada (özellikle KOBİ'ler düzeyinde) TTK m. 64/5'teki değişiklikler sonrasında "VUK'a göre defter tutma / TMS'ye göre bilanço hazırlama" şeklinde ortaya çıkan ikili yapının tacirler nezdinde büyük bir kafa karışıklığı ve ek maliyet (iki ayrı bilanço mantığı) doğurduğu; bu nedenle uygulamanın oturmasının zorlaştığı eleştirileri doktrinde hararetle dile getirilmektedir [8], [9]. Kanun koyucunun karşılıklar konusunu doğrudan TMS’ye havale etmesi hukuken son derece doğru olmakla beraber, muhasebe uygulayıcılarının bu standartlara adaptasyonunda yaşanan zafiyetler, TTK m. 75'in ruhunun sahaya tam anlamıyla yansımasını zaman zaman engellemektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.